Yunanistan’ın yaşadığı mali ekonomik kriz, Euro bölgesinin 11 yıl önceki kuruluşundan itibaren deneyimlediği en ciddi testti. Bu test Avrupalıları kendi ulusal ekonomik politikalarının koordinasyonu hakkında tekrar düşünmek zorunda bıraktı.
Dönüm Noktaları:
1 Ocak 2009: Euro para birimi 10. yıldönümünü kutladı. (EurActiv 05/01/09)
Ocak 2010: Yunanistan’da mali kriz baş gösterdi. Ülkenin bütçe açığı tahmin edilenden 2 kat daha büyüktü, bu durum mali borç oranında düşüşe ve Euro’da spekülatif para alımlara sebep oldu.
11 Şubat 2010: Olağanüstü Avrupa Zirvesi. Zirvede Avrupa liderleri Yunanistan’a desteklemeyi hedeflediyseler de somut bir mali yardım planı öneremediler. (EurActiv 11/02/10)
16 Şubat 2010: AB Maliye Bakanları toplantısı. Yunanistan’a bütçe açığını çözebilmesi için bir zaman çizelgesi verildi. (EurActiv 17/02/10)
3 Mart 2010: Yunanistan 4.8 milyar Euro’luk acımasız kemer sıkma politikasını başlattı. (EurActiv 04/03/10)
15 Mart 2010: AB Maliye Bakanları belli şartlarla prensipte Yunanistan’a yardım kararı aldı. Almanya, AB anlaşmalarını öne sürerek mali yardım planını reddetti. (EurActiv 04/03/10)
16 Mart 2010: AB Maliye Bakanları üye ülkelerin ulusal ekonomik politikalarını denetlemek için AB’nin daha büyük role sahip olması gerekliliğini desteklediklerini bildirdiler. Üye ülkelerin özellikle istihdam, eğitim ya da fakirliğe karşı savaş konularındaki politikalarında AB’nin daha ‘samimi’ tavsiyelerde bulunması gerektiği vurgulandı. (EurActiv 18/03/2010)
17 Mart 2010: Bir tabu yıkıldı ve Alman Başbakanı Angela Merkel, AB’nin bütçe disiplinine saygı göstermeyen ülkelerin Euro bölgesinden çıkarılmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. (EurActiv 18/03/10)
25 Mart 2010: Euro Bölgesi Liderleri Zirvesi. Devlet Başkanları Yunanistan’ı kurtarma planı mekanizmasına şekil vermeye çalıştı ama kesin bir karara varılamadı. Ancak oy birliği ile hayata geçirilebilecek olan mekanizma Almanya gibi böyle bir mekanizmaya karşı olduğu bilinen ülkelerin veto gücü sebebiyle çıkmaza girdi. Avrupa pazarları hala durumdan etkilenmemiş haldeler. (EurActiv 26/03/10)
26 Mart 2010: Avrupa zirvesinde AB içinde daha yakın ve bağları daha kuvvetli bir iktisadi yönetim uygulanması yönünde karar alındı. (EurActiv 29/03/10) Bu fikirlerini daha ayrıntılı açıklamak isteyen liderler AB’yi ve Euro bölgesinin iktisadi yönetimini düzenlemek için bir görev gücü oluşturdular. Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’un başkanlık edeceği bu görev gücü 27 AB üyesinin maliye bakanlarından oluşmaktadır.
11 Nisan 2010: Mali pazarlarda sürmekte olan kriz hali sebebiyle, Euro bölgesi Maliye Bakanları Yunanistan için 30 milyar Euro’luk acil yardım paketini kabul ettiler. (EurActiv 12/04/10) Marketlerdeki dalgalanma bütün Euro bölgesine yayıldı.
9 Mayıs 2010: AB Maliye Bakanları Euro’yu toplam borcun altına düşmekten koruyacak 750 milyar Euro’luk mekanizmayı geliştirdi.(EurActiv 10/05/10) Marketlerdeki dalgalanma giderek düzelmeye başladı.
12 Mayıs 2010: Avrupa Komisyonu AB’deki iktisadi yönetimi güçlendirmek için iletişim kanallarını açtı. Bu iletişim kanallarını açmaktaki ana amaç, bütçe denetiminin sıklaştırılacağı bir ‘Avrupa Dönemi’ ve bütçe açığı ve borç limitlerini aşan ülkeler için sert yaptırımlar olarak belirlendi. (EurActiv 12/05/10)
17-18 Haziran 2010: Brüksel’de Avrupa zirvesi. AB liderleri Komisyon’un iktisadi yönetim için getirdiği önerileri desteklediklerini bildirdi. İngiltere bu yeni şema dolayısıyla uygulanacak herhangi bir yaptırımın dışında kalma yollarını güvence altına aldı. (EurActiv 18/06/10)
30 Haziran 2010: Avrupa Komisyonu iktisadi yönetim için güncelleştirilmiş önerileri masaya yatırdı. (EurActiv 01/07/10)
21 Temmuz 2010: Fransa ve Almanya AB iktisadi yönetimi için ortak bir plan hazırladı. Planda, Euro bölgesi için AB oy haklarını ortadan kaldırma gibi münferit kuralları desteklediklerini bildirdiler. (EurActiv 22/07/10)
6 Eylül 2010: Euro Grup toplantısı ve Van Rompuy’un iktisadi yönetim üzerine çalışmalarını sürdüren görev gücü toplantısı.
7 Eylül 2010: Brüksel’de Ekonomik ve Mali İşler Konseyi toplantısı.
16 Eylül 2010: Van Rompuy’un raporunu tartışmak ve iktisadi yönetim üzerine alınan kararları ayrıntılarıyla incelemek için özel AB zirvesi gerçekleştirildi.
29 Eylül 2010: Yenilenen İstikrar ve Büyüme Paktı’ndan sonra Komisyon bütçe suçlularını cezalandırmak için yapılan önerileri masaya yatırdı.
30 Eylül – 1 Ekim 2010: Resmi olmayan Ekonomi ve Mali İşler Konseyi toplantısı ve Van Rompuy’un görev gücü toplantısı.
28-29 Ekim 2010: Euro bölgesinin ekonomik yönetim planını son kez gözden geçirmek için AB zirvesi.
Ocak 2011: Birinci Avrupa Bütçe Denetimi Haftası.
Genel Bakış:
Yunanistan Mali Krizi
Ocak 2010’da Yunanistan, yıl sonunda 290 milyar Euro’ya ulaşacağı tahmin edilen bir borca sahipti. Bütçe açığı gayri safi milli hasılanın AB limitinin 4 kat fazlası olan %12.7 oranında seyrediyordu.
Borcu kapatmanın maliyeti gittikçe yükselmeye başladı, bu da Euro’nun değerini düşürdü ve kurtarma paketi ile ilgili spekülasyonların baş göstermesine sebep oldu.
Kriz mali pazarlarda gittikçe yayılan bir panik dalgasına ve özellikle İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde de aynı problemlerin baş göstermesine sebep oldu.
Euro üzerine daha önce tahmin edilememiş böyle bir spekülatif saldırı karşısında, gergin mali pazarları sakinleştirmek için AB ülkeleri kararlı bir şekilde harekete geçmeye zorlandı. Mayısta, Euro’yu toplam borcun altında kalmaktan korumak için, 750 milyar Euro’luk kurtarma mekanizması kurulması yönünde anlaşmaya varıldı.
Krizin temel sebeplerine değinilmedi
Fakat ateşten mal kaçırırcasına alınan kısa vadeli önlemlerin sorunun temel sebepleriyle başa çıkmak için yetersiz olduğu görüldü çünkü Avrupa pazarları, Euro bölgesinin iktisadi yönetimini destekleyecek ulusal politikaların işbirliğinin zayıf ve etkili olmamasını sorgulamaya başlamışlardı.
Ayrıca, AB kurumları oy birliğinin kural olduğu iktisadi politika alanında hala sınırlı güçlere sahiptiler. Bu alanda, AB’nin temel araçları, Komisyon’nun yaptığı eleştiri raporları ve bağlayıcı olmayan önerilerle sınırlı kalıyor. Bu rapor ve önerilerden bazıları şöyle: AB Bakanlar Konseyi’ne onay için gönderilen İstikrar ve Uyum programları ve Geniş Çaplı İktisat Politikaları Yönergeleri.
Euro bölgesi için, AB Ekonomi ve Maliye Bakanlarının toplandığı Ekonomik ve Mali İşler Konseyi resmi olmayan toplantılar yaptı. Fakat bu ‘Euro Grup’ toplantıları gayriresmi kalmaya devam etti ve Euro bölgesinin ekonomik yönetimini idare edecek hiçbir karar alıcı kurum oluşturulmadı.
Özellikle, İstikrar ve Büyüme Paktı’nda belirtilmiş olan kamu borcu ve bütçe açığı limitlerini aşan ülkelere karşı başlatılan ‘aşırı bütçe açıkları prosedürleri’ denen yaptırımlar Ekonomi ve Mali İşler Konseyi tarafından onaylanmalıydı. Fakat onaylanma sürecinden geçen hiçbir ceza Komisyon’un başlattığı hiçbir yasal prosedürde uygulanamadı.
Van Rompuy’un Görev Gücü
AB liderleri Haziran’da ulusal bütçelerin sıkı bir şekilde gözetiminin ve koordinasyonunun yapılaması kararını aldılar. Fakat AB kurallarına uymayanlar için uygulanacak yaptırımlar konusundaki mesele ancak Avrupa Konseyi’nin Başkanı Herman Van Rompuy’un yönettiği üst düzey görev gücünün 16 Ekim’de yayınlayacağı son rapordan sonra sonlandırılacak.
Van Rompuy görev gücü, önceki uyarı sistemlerine ve doğru yoldan ayrılmış hükümetlerin kamu borçlarının ya da bütçe açıklarının büyümesini engellemeye teşvik etmek için aşamalı uygulanacak yaptırımlara odaklanacak.
Fakat AB üyesi ülkelerinin Maliye Bakanları tarafından oluşturulan bu grubun tarafsızlığı üzerine sorgulamaları gidildi çünkü en nihayetinde, bu grubun çıkaracağı öneriler ve uyarılar, iktisat politikalarını geliştiren ülkeler tarafından yine kendi ulusal egemenlikleri sınırları dâhiline alınarak farklı yorumlanacak ve sulandırılacaktı.
Lizbon Anlaşması yeni olanaklar getiriyor.
Marttaki zirvede AB liderleri, AB’nin yeni iktisadi yönetiminin Lizbon Anlaşması tarafından önerilen yeni işbirliği araçlarını kullanmaya başlaması gerekliliğini vurgulayarak engelleri kısmen de olsa aşmış görünüyordu.
Metin açıkça Lizbon Anlaşması’nın 136. maddesinden bahsediyordu. 136. madde ise şu şekilde: AB’nin 27 üye devletini temsil eden Bakanlar Konseyi Euro bölgesinin ‘bütçe disiplinlerinin koordinasyonunu ve gözetimini güçlendirmek’ ve ‘kendileri için yeni iktisadi politika rehberleri oluşturmak için’ yöntemler geliştirebilirler.
Bu yöntemler katılan üye ülkelerin nitelikli çoğunluğuyla geçirilebilir ki bu da Euro bölgesinin şu anki üyesi olan 16 ülkenin bir kararı geçirmek için yeterli olduğu anlamına gelmektedir. (Madde 238.3(a))
Sorunlu Alanlar
Daha sıkı bütçe denetimi: Bir Avrupa Dönemi
Mayıs ayında Avrupa Komisyonu şöyle bir öneriyle geldi: AB ülkeleri Yunanistan’daki mali krizin tekrarlanmasını önlemek için bağımsız değerlendirme sistemiyle birbirlerinin yıllık bütçelerinin taslağını ulusal düzeyde kabul edilmeden inceleyecekler.
Daha sonra haziranda desteklenecek olan bu sistem 2011’den itibaren uygulanmaya başlanacak ve Euro bölgesine daha yakın bir denetimi getirmiş olacak.
Bu denetim, Avrupa Dönemi denilen yılın ilk yarısı boyunca, AB hükümetleri ulusal bütçelerini ve ekonomik reform programlarını hazırlamadan uygulanmaya başlanacak. Üye ülkeler bütçe planlarının taslaklarını her yılın nisan ayında sunmak zorunda olacaklar, böylece Komisyon’a analiz etmek için zaman kalacak ve büyük bir ihtimalle Temmuz ayının başlarında Komisyon ‘ülkeye özgü politika rehberleri’ önerecek.
Üye ülkeler böylece bütçelerini yılın ikinci yarısında tamamlamış olacaklar.
Ekonomik ve Mali İşleri Konseyi üyesi Olli Rehn’in konuyla ilgili düşünceleri şöyle: “Ulusal bütçelerin Avrupa düzeyinde uygun olup olmadıklarından ve diğer üye ülkeler için tehlike oluşturup oluşturmadıklarından emin olmak için mali politikaların koordinasyonu şimdiden gerçekleştirilmelidir.”
Komisyon ise şunları diyor: “Gelecek yıl için eğer bütçe planlarında gözle görülür eksiklikler olursa, (ulusal bütçe) planların yeniden gözden geçirilmesi önerilebilir.”
Bu sistem bütün ülkelere uygulanabilir, fakat denetim Euro bölgesindeki ülkeler için daha sıkı olacaktır. Bu denetim mekanizması İstikrar ve Büyüme Paktı’nı ihlal eden ülkeler için erken uyarı sistemi gibi çalışmayı amaçlamaktadır. İstikrar ve Büyüme Paktı kamu borcuna gayrisafi milli hasılanın (GSMH) %60’ı, bütçe açıklarına da GSMH’nın %3’ü limitini öne sürüyor.
Avrupa Komisyonu bu sistemin ülkelerin ulusal egemenliklerini ihlal etmeyeceğini fakat onlara bütçe taslaklarının dayandığı ekonomik büyüme, enflasyon ve faiz oranı gibi varsayımları tekrar kontrol etmeleri için bir fırsat sağlayacağını belirtti.
Komisyon’un başkanı Jose Manuel Barroso sistemin ulusal parlamentoların ülke bütçesini daha iyi gözden geçirmeleri için bir şans sağladığını söylüyor ve ekliyor: “Bizim yaptığımız parlamentolara daha çok bilgi ve bu yüzden daha çok güç sağlamaktır.”
Dikkate alınan sadece bütçe açıkları değil, borçlar da.
İstikrar ve Büyüme Paktı bütçe açıklarını GSMH’nın %3’ü ve ulusal borçları da GSMH’nın en fazla %60’ı oranında, ya da bunlara yakın değerlerde, sınırlandırıyor. Fakat bütçe açıkları dikkati en çok çeken konu da olsa, Yunanistan’daki krizden sonra borç limitlerine gereken önemin verilmediği görüldü.
Belli bir yılda %3 bütçe açığı limitini geçen üye ülkeler Avrupa Komisyonu’nda resmi bir azarlamaya tabi olurlar, teoride olan bu azarlama daha sonrasında mali yaptırımlara dönüşebilir. Fakat her ne kadar cezalandırılma korkusu Avrupa pazarlarını ve ulusal hükümetleri etkilese de, bu yaptırımlar gerçekte hiç uygulanmadı çünkü bu yaptırımların uygulanması için üye ülkelerin oy kullandığı Bakanlar Konseyi’nin izni gerekiyordu.
Dahası, prosedürler sadece bütçe açıklarını hedef alıyordu ve borç limitini aşan ülkeler için bu tarz hiçbir önlem öngörülmüyordu. Bu ihmali gören Komisyon şimdi özellikle bu konuya değinmek istiyor. Komisyon üyesi Rehn şunları belirtiyor: ‘Aşırı borçlanmalar eskisinden daha ciddi bir şekilde göz önüne alınmayı gerektiriyor.’
Komisyonun bu önerisiyle birlikte, kamusal mali düzenlerini dengeleyemeyen ülkeler için de bundan sonra yaptırımlar olacak.
AB Yönetimi borç eğilimlerini belirlemek için gösterge oranları kurmayı öneriyor. Rehn, “Eğer borçlarındaki düşüş bu gösterge oranlarının altında kalırsa, GSMH’nın %60’ı üzerinde kamu borcuna sahip olan ülkeler bu prosedürlere mazur kalabilirler” diyor.
Diğer faktörler de ulusal mali durumların iyi durumda olup olmadıklarını görmek için dikkate alınacaktır. Rehn: “Aşırı bütçe açığı prosedüründe yapılan borçların da rolünün büyüklüğünü gördükçe, sorunu çözmek için akılcı bir yönteme sahip olmanın gerekliliğinin farkına varmalıyız” diyor ve daha sonra şunları ekliyor: Komisyon bakılan ülkenin özel durumunu da dikkate alarak özel borçları, emekli maaşı sisteminin sürdürülebilirliğini, hükümet varlıklarını ve diğer faktörleri inceleyecek.
Her durumda, Rehn ‘sonuçta, yaptırımları tanımlamak için asıl dikkate alınacak olan şey kamu borcudur’ diyerek konuya açıklık getiriyor.
Yaptırımlar: Faiz getiren depozitolar ve AB finansman kesintileri
Denetim sistemini uygulanabilir duruma getirebilmek için, Avrupa Komisyonu İstikrar ve Büyüme Paktı’nda belirtilen bütçe disiplinine saygı göstermeyen ülkeler için ayrıntılı bir yaptırım sistemi önerdi.
Öncelikle, üye devletlerin ekonominin iyi gittiği zamanlarda kendi kamusal mali durumlarını güçlendirmede yetersiz bir ilerleme sağlamaları durumunda, Pakt’ın Euro bölgesi için koruyucu kolunu güçlendirip ‘faiz getiren depozitoların uygulanması’ ihtimalini içermesi önerildi. Bu depozito AB Bakanlar Konseyi’nin onayından sonra durum belirtilerek uygulanacak.
Teşvikler için de, ekonomik durumun iyi olduğu zamanlarda büyük sermaye fazlası toplayabilen ülkelerin, ekonomik kriz zamanlarında aşırı bütçe açığı prosedürlerine maruz kalmadan fazla harcama yapmalarına izin verilecek.
Yaptırımlar konusunda, Komisyon bütçe açığı suçlularını AB’nin yaptığı mali yardımların kesilmesiyle tehdit etti. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa’daki daha fakir olan ülkelerin yararlandığı bölgesel fonların bu şekilde kesilebileceğini belirtti.
Güncellenen öneride, tarım ve balıkçılık için yapılan fonların da kesilmesi muhtemel mali yardımlardan oldu. Bu fonlar özellikle Fransa, İspanya, Almanya ve İngiltere’nin fazlaca yararlandığı fonlar. Toplamda, bu kesintiler AB’nin 2007-2013 için olan toplam bütçesinin neredeyse ¾’ünden fazlasını temsil ediyor.
Bu önerinin geniş kapsamlı etkileri üzerine yorumlarda bulunan Rehn tarım yardımlarının askıya alınması ‘sadece AB bütçesinden ilgili hükümetin bütçesine olan transferi ilgilendirir. Ulusal hükümet hala kendi çiftçilerine karşı sorumluluklarını yerine getirmek zorunda. Bu sebeple öneri, yardımdan en son yararlananları etkilemeyecektir” diyerek yardımın asıl hedefinin yerli çiftçi değil, AB bütçe disiplinine uymayan hükümetlerin olduğunun altını çiziyor.
Yine de, üye devletler sahip oldukları bu dengesizlikleri Komisyon kesintileri uygulamadan düzeltecek zamana sahip olacaklardır.
Anlaşma değişiyor
Fakat daha sıkı yaptırımların uygulanması için AB anlaşmalarının değişmesi gerekiyor ve bu İrlanda gibi ülkelerde riskli referandumların yapılmasının gerekli olduğu bunaltıcı bir süreç. Almanya anlaşmaların değişmesi için yapılan çağrıların başını çekerek, eğer Euro bölgesindeki ülkeler İstikrar ve Büyüme Paktı’nı defalarca iptal ederlerse bölgeden son çare olarak ihraç edilmeleri yönünde görüş belirtiyor.
Fransa daha faydacı bir tutum takınarak anlaşmalarda yapılacak değişikliklerin uygulanabilmesinin çok uzun zaman alacağını fakat pazarların iyileştirilmesini sağlamak için yaptırımların var olan anlaşmalara dayanarak hemen uygulanması gerektiğini savunuyor. Paris daha geniş çapta yaptırımların olması gerektiğini belirterek bunların otomatik olarak uygulanıp gittikçe daha sertleşerek artmasını destekliyor.
Bu iki taraf Haziran’da bir araya gelerek iktisadi yönetim için ortak bir öneri oluşturdular. Fransız ve Alman Ekonomi Bakanları Christine Lagarde ve Wolfgang Schauble Van Rompuy’un görev gücündeki bir toplantıda “Asıl amacın İstikrar ve Büyüme Paktı’nın önleyici ve düzeltici yönlerini geliştiremeden önemli adımlar atmak” olduğunu belirttiler.
Bu ortak öneri Fransa’nın önerisine imtiyaz tanıyarak, Euro bölgesinin yönetimini hızlı ve işe yarayan önlemlerle yeniden düzenlemek için var olan anlaşmalardaki bütün seçeneklerin göz önüne alınması gerektiğini belirtiyor. Fakat Almanya’nın isteklerini de karşılayan öneri, Euro bölgesi üye ülkelerinin sürekli olarak bütçe açığı veren üyelerin AB Bakanlar Konseyindeki oy haklarını durdurabilmelerine de olanak sağlayacak ‘politik bir uzlaşma’ olması gerekliliğini destekliyor.
Lagarde ve Schauble yeni uygulanacak yaptırımların Lizbon anlaşmasının ‘geliştirilmiş işbirliği’ mekanizmasına dayandırılması gerektiğini böylece dokuz ya da daha fazla AB üyesinin diğer AB üyelerinin daha sonra kendilerine katılabileceği belli bir alanda ilerlemeyi seçebileceklerini belirttiler. Schauble ekliyor: “Eğer Euro bölgesindeki 16 üye ek kurallara ihtiyaç duyuyorsa, diğer ülkeler bundan bizi mahrum etmemeli.”
Bu cümle, şu zamana kadar aynı kuralın AB’nin 27 üye ülkesine de uygulanması gerektiğini belirten Almanya için bir U-dönüşünü temsil ediyor. Dahası, Schauble yine de bu durumun Euro bölgesi ülkeleriyle diğer AB ülkeleri arasında bölünmeye yol açabileceği konusunda uyarı da bulunuyor.
Bu yaptırımların AB anlaşmalarında değişiklik gerektirdiğinin bilincinde olan ortak bildirge şunu da ekliyor: “bu yaptırımların dayanacağı hukuksal temel kapsamlı bir şekilde çalışılmalıdır.”
Bildirge “Bu mekanizma ileride üzerinde anlaşmaya varılacak herhangi bir anlaşma yenilemesinde dâhil edilmelidir” diyerek hukuksal temelinin de boşluklarının doldurulması gerekliliğini vurguluyor. Dahası bu değişikliklerin, Hırvatistan gibi yeni AB üyesi olacak ülkelerin kabulündeki anlaşmalara da eklenebileceği olasılığına da açık kapı bırakıyorlar.
Rekabet Gücü için ‘puan levhası’
Komisyon, bütçe denetimini makro ekonomik politikalara kadar da derinleştirerek ve genişletmeyi planlayarak bunu yapmaktaki amaçlarını ‘makro ekonomik dengesizliklerin zaman içinde çok ciddi sonuçlara sebep olacağını’ belirterek açıkladı.
Rekabet gücünü denetlemek için hazırlanacak bir ‘puan levhası’, verimlilik, birim başına düşen işçi maliyeti, istihdam, kamu borcu, özel sektör kredileri gibi makro ekonomik verileri, malların fiyatlarındaki patlamaları ve aşırı kredi büyümelerini erkenden görebilmek için gözetleyecek.
Bütün AB üyesi ülkeler için, bu makro ekonomik dengesizlikler büyüme ve istihdam için hazırlanan ‘Avrupa 2020’ stratejisinin taslağında belirtildi. Euro kullanan ülkeler için, şu an da Euro Grup tarafından gerçekleştirilen bu temsili tarama AB anlaşmasının 136. maddesine dayanarak yapısal bir denetime çevrilecek.
Haziran’daki zirvede, AB liderleri rekabetteki gelişmeleri daha yakından izleyebilmek ve sürdürülemeyecek tehlikeli bir eğilim olduğunda bunun erken teşhisini yapabilmek için bir puan levhası geliştirmeye yönelik çalışmalarda bulundular.
Avrupa Konseyi’nin ve AB’nin iktisadi yönetimini yeniden düzenlemek için kurulan görev gücünün başkanı olan Herman Van Rompuy, sadece bütçeye değil aynı zamanda rekabet konusuna da odaklanılması AB’nin Euro bölgesinde daha uyumlu bir iktisadi politikaya sahip olmasını mümkün kılacağını belirtti.
Van Rompuy, 2010 Avrupa İş Dünyası Zirvesinde dinleyicilerine şöyle seslendi: “Bizim verilere, denetim sistemine ve dahası eğer ülkeler rekabet seviyelerinin ihtiyaç duyulan seviyede tutamazlar ise, olası yaptırımlarla birlikte uyarılarda ve önerilerde bulunabileceğimiz bir mekanizmaya ihtiyacımız var.”
AB’nin milli bütçe istatistiklerindeki denetleme gücü
Mart 2010’da, Avrupa Komisyonu Lüksemburg’daki Euro bölgesinin istatistik kurumu Eurostat’ın gözden kaçırılan denetim gücünü daha da güçlendirmek için yeni planlar geliştirdi böylece ülkelerin bütçe açıklarıyla ilgili raporlarında doğru rakamları verdiklerinden emin olunacaktı.
Bu planların Haziran’da onaylanmasından sonra Eurostat, sahip olduğu rolün artık yeni bir aşamaya taşınarak AB İstatistik Organı olduğunu gördü böylece sahip olduğu soruşturma güçleriyle Eurostat ülkelerin İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarına uyup uymadıklarını kontrol edebileceklerdi. (EurActiv 08/06/10)
Yunanistan’ın önceden Eurostat’a bütçe açıklarını daha az gösterip yanlış rakamlar içeren raporlar göndererek makroekonomik istatistikleri hakkında yıllarca yalan söylediği açığa çıktı.
Bu yeni rolünde Eurostat, ülkelerden ulusal verileri hakkında daha fazla bilgi isteyebilecek ve yanlış bilgiler içerdiği düşünülen raporlar yayınlayan ülkelere de düzenli bir şekilde özel heyetler gönderebilecek.
“Eskiden ülkelere yalnızca muhasebe yöntemleri hakkında teknik ziyaretler düzenleyebiliyorduk, sorabileceğimiz çok kısıtlı sayıda soru vardı” diyen AB yönetiminden bir görevli şöyle devam ediyor: “Yinede tam bir bütçe denetleme gücümüz olmasa da, sahip olduğumuz bu daha çok yarı-denetleme gücüyle şüpheli sapmalar olduğunda ülkeleri denetlemek için özel heyetler gönderebiliriz.”
Pozisyonlar
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso Mayıs’ta AB yönetiminin iktisadi yönetim hakkındaki önerilerinin sunumunu yaparken, Avrupa pazarlarında yaşanan son krizden sonra daha yakın bir Avrupa işbirliğine ihtiyaç olduğunun altını çizdi. “Eskisinden daha çok birbirimize bağımlı olduğumuz çok açık. Euro bölgesinde mali zorluklar yaşayan bir ülke olsa dahi bu durum diğerlerinin de mali durumlarını kolayca etkileyebiliyor.”
“Gelin açık olalım” diyen Barroso şöyle devam ediyor: “İktisadi bir birliğiniz olmadan parasal bir birliğiniz de olamaz. Üye ülkelerin iktisadi birliktelik isteyip istemediklerini söyleyecek cesaretleri olmalı. Eğer böyle bir birliktelik istemiyorlarsa, parasal birlikteliğe sahip olma düşüncesi tamamen unutulmalı.”
Paris ve Berlin, Komisyon’un önerilerini memnuniyetle karşıladı. Alman Başbakan Angela Merkel bu öneriler hakkında Komisyon’un doğru yolda olduğunu ve ulusal bütçe planlarına Komisyon’un önceden bakmak istemesinin kötü bir şey olmadığının altını çizdi. Fakat Merkel Euro bloğuna bu önerilerin katı bir şekilde uygulanması ve bütçe disiplininin sağlanması için AB anlaşmalarında değişikliğe gidilmesinin zaruri olduğunu da ekledi.
Fransız hükümeti sözcüsü Luc Chatel Paris’in daha iyi bir mali ve bütçesel birlikteliği desteklediğini söyleyerek şunları ekledi: “Ulusal bütçeyi oylayan parlamentodur. Fransız ulusunun bütçesini oylayacak olan Avrupa Komisyonu değildir.”
6 Mayıs’ta yazdıkları ortak mektupta Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Alman Başbakanı Angela Merkel Euro bölgesi üye devletlerinin borçlarının daha sıkı gözetiminin yapılmasını ve sadece bugünkü gibi aşırı bütçe açıklarını değil aynı zamanda ‘yapısal meselelerinin ve rekabet durumunun’ daha geniş çaplı denetiminin yapılmasını önerdi.
Aynı zamanda ‘AB’nin iktisadi politikalar üzerine yaptığı önerilerin etkisinin güçlendirilmesini’ de önerdiler.
Dahası Merkel, Avrupa Parasal Fonu kurulması ya da Euro bölgesinin ekonomik rehberlerindeki kuralları sürekli çiğneyen ülkelere yaptırımlar (örneğin AB Bakanlar Konseyi’ndeki oy haklarını durdurmak) uygulanması gibi radikal reformların bile destekleneceğini söyledi.
Fakat bütün bunlar AB anlaşmalarında değişiklikleri gerektiriyor ve Fransa, İstikrar ve Büyüme Paktı’nda değişiklik yapmak gibi daha basit reformları tercih ediyor.
Haziran’da Avrupa İş Dünyası Zirvesi’nde konuşan Avrupa Konseyi başkanı Herman Van Rompuy, görev gücünün borç ve bütçe açığı limitlerini ihlal eden ülkelere karşı uygulanacak ‘akılcı yaptırımlar’ sistemi tanımlamaya çalıştığını ve böylece İstikrar ve Büyüme Paktı’nı önleyici evrede güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
Görev gücünün tek bir güçlü yaptırımla ‘nükleer bomba’ etkisi yaratmak istemediğini belirten Van Rompuy, bunun yerine ‘siyasi organlardan fazla bir müdahale olmadan’ daha otomatik bir şekilde aşama aşama uygulanacak yaptırımlar bulmaya çalışıldığını söyledi.
Dahası, Rompuy yeni sistemin felsefesinin de tamamen yeni olduğunu ve uygulanacak önlemlerin bütçe anketlerine değil makroekonomik düzeyde, özellikle rekabet alanında, yapılacak denetimlere dayanacağını belirtti.
Van Rompuy, iş gücü piyasası, emekli maaşları ve üretim ve servis pazarından bahsederken “Bizim verilere, denetim sistemine ve dahası eğer ülkeler rekabet seviyelerini ihtiyaç duyulan seviyede tutamazlar ise, olası yaptırımlarla birlikte uyarı ve öneri mekanizmasına ihtiyacımız var” dedi. “Sadece maaş sınırlamaları değil, bizim daha çok esnekliğe ve pek çok ülke için daha çok çalışma saatlerine ihtiyacımız var.’
Bunların Euro bölgesinde ve AB’de gerçekleşmesi istenilen iktisadi dönüşümü daha çok mümkün kılacağını ekledi.
AB’nin Ekonomi ve Mali İşleri için Komisyon üyesi Olli Rehn bütçe açığı kurallarını çiğneyen Euro bölgesi ülkeleri için ‘yarı-otomatik’ yaptırımların olması gerektiğini söylüyor. “Eğer bir ülke İstikrar ve Büyüme Paktı’nı çiğnerse, AB Maliye Bakanları’nın çoğunluğu açıkça buna karşı oy kullanmadığı sürece yaptırımlar otomatik olarak başlayacak.”
Rehn Ekonomik ve Mali İşler Konseyi’nde, daha sert yaptırımlar prensipte kabul edildikten sonra, somut önerilerin sonbaharda masaya yatırılmasını istiyor.
Doğu Avrupa ülkeleri bütçe suçlularına karşı uygulanacak yaptırımların pratikteki kullanımları konusunda endişelere sahip olduklarını belirtti. Polonya gibi AB’nin bölgesel fonlarından en fazla yararlanmakta olan ülkeler, yeni yaptırımların ekonomiyi orantısız olarak etkileyeceğinden korkuyorlar. Doğulu bir diplomat şöyle dedi: “Neden tarımı değil, birlikteliği durduruyoruz? Eşit muameleyi sağlamalıyız.”
Başka bir diplomatsa şunları ekliyor: “Daha güçlü cezalar uygulamak problemlerle dolu çünkü ülkeler hali hazırda sorunlara sahipler ve uygulanan cezalarla bu ülkelerden para almak durumu sadece daha da kötü hale getirir.”
Haziran’daki AB zirvesinde, İngiltere AB’nin ekonomi rehberindeki değişikliklerle egemenliğinin etkilenmeyeceğine dair teminatlar aldı. “Bu toplantıda İngiltere’nin geri çekilmeleri güvence altına alınmış oldu” diyen İngiltere Başbakanı David Cameron şunları ekledi: İngiltere için ana nokta ‘Euro bölgesi’nin kendi sorunlarını çözümlemek zorunda’ olmasıdır.
Cameron ayrıca Avrupa Komisyonu’nun ulusal bütçeleri önceden AB düzeyinde incelemek istemesine dair önerilere karşılık İngiltere’nin her zaman kendi bütçesini Brüksel’den önce Westminister’da sunacağını söyledi.
Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ulusal egemenliğin saygı duyulması gerektiği konusunda hem fikir olduğunu belirtti. Avrupa Komisyonu’nun araştırma ya da eğitim gibi büyüme politikalarında üye devletler yerine karar vermemeleri gerektiğini de ekledi.
Sarkozy: “Üzgünüm ama Avrupa topluluğunun üye ülkelerinin rekabeti konusunda sorumlu olan Bay Barroso değildir. Üye ülkeler yerine ekonomi politikaları hakkında karar verebilecek olan da Komisyon değildir” dedi.
Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schauble Euro bölgesinde yapılacak bir reformun anlamlı olması için aynı zamanda anlaşmalarda da değişikliğe gidilmesi gerektiğini savundu. Fransız bir gazeteyle yaptığı röportajda Schauble şunları belirtti: “Asıl soru elimizde olan anlaşmalarla var olan İstikrar ve Büyüme Paktı’nı nasıl daha etkili hala getirebiliriz. Fakat şu da açık ki gerektiğinde bizim de başka önerilerle gelmemiz ve Anlaşmalardaki belli değişiklikleri kabul etmemiz zaruridir. Diğer üye ülkelerde anlaşmalarda yapılacak bu değişiklikler hakkında şüpheci bir yaklaşım var ve bu yüzden çoğu insan bunun uzun zamanlı bir süreç olacağını söylüyor.”
Bakan daha sonra şöyle devam ediyor: “Fakat eğer düşünürsek, kendimizi sadece mali yaptırımlarla sınırlı tutamayız ve eğer üye devletlerin pakta saygılı olmalarını istiyorsak oy haklarının kaldırılması gibi mali olmayan yaptırımları da göz önüne almalıyız. İşte bu yüzden, anlaşmalarda yapılacak değişiklikler gereklidir.”
Fransız Ekonomi Bakanı Christine Lagarde ve onun Alman meslektaşı Wolfgang Schauble Haziran’da Van Rompuy görev gücüne ortak çalışmalarını sundular. (EurActiv 22/07/10) İki bakan Euro para biriminin kullanıldığı 16 ülkenin arasında iktisadi yönetim için ‘geliştirilmiş birliktelik’ başlatılması gerektiğini ve diğer AB ülkelerinin isterlerse dâhil olabileceklerini belirttiler.
Bu bildiri Almanya için bir U-dönüşüydü çünkü Almanya bu zamana kadar kuralların bütün AB ülkelerine aynı şekilde uygulanması gerektiğini savunuyordu.
Avrupa Merkez Bankası da, Euro bölgesinin borç hedeflerine uymayan ülkeleri cezalandırmada Avrupa Komisyonu’nun elinin güçlenmesi için AB anlaşmalarında yapılacak değişiklikleri desteklediklerini belirtti.
Diğer bir deyişle, kurallara uymayan ülkelerin AB fonlarına ulaşımının kesilmesi gibi ceza gerektiren uygulamalar ancak söz konusu ülke diğer üye ülkelerin çoğunluğunun, uygulanan cezanın çok ağır olduğu konusunda ortak bir karara varmasını sağlayabilirse yerine getirilmeyecek. Bir AB kaynağı şunları söyledi: “Eğer yaptırıma karşı nitelikli oy çoğunluğu yoksa yaptırım uygulanmaya devam edecektir.”
Avrupa Parlamentosu Fransız üyesi ve Parlamento’nun bütçe komitesi başkanı Alain Lamassoure (Avrupa Halk Partisi) ‘Avrupa’nın iktisadi birlikteliği sadece Brüksel’in kapalı kapıları ardında tartışan ve karar alan bakanlara bırakılmamalıdır” diyerek uyarıda bulundu.
Daha sonra Lamassoure şu soruyu soruyor: “Brüksel’de gizlice alınan kararlarla elleri bağlanan üye ülkedeki seçilmiş vekil bu kararları nasıl kabul edebilir?”
Bu prosedürü daha şeffaf ve daha demokratik yapmak için, Lamassoure seçilmiş vekilleri de ulusal bütçelerin AB’de ve Brüksel’de tartışıldığı zamanlarda davet ederek ulusal parlamentoların da süreçte olması sağlanması gerektiğini önerdi. Daha sonra böyle bir prosedürün, vekillerin de büyüme, enflasyon, faiz oranı, petrol fiyatı gibi aynı ekonomik varsayımları üzerinde çalışmasını sağlayacağını ekledi.
Ulusal öncelikleri AB bütçe disiplini kurallarının karşısında koyarak ulusal kamuoyunun ve ulusal medyanın karşısında herkesin kendi sorumluluklarıyla karşılaşmaya zorlanacağını belirtti.
Komisyon’un önerisine karşı çıkan Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) ekonomik düzelmeyi riske atacak kemer sıkma politikaları hakkında uyardı. PES başkanı Nyrup Rasmussen Avrupa Komisyonu ‘ceza virüsüyle AB iyileşmesini riske atıyor’ dedi ve şunları ekledi: ‘Ulusal programlarda mali güçlendirmeye yapılan fazla bir önem var.’
Rasmussen şu sözleriyle uyarıda bulundu: “Ceza ve yaptırımlar sadece bölünme ve karşılıklı birbirini suçlamayı beraberinde getirir.” PES, aynı zamanda Komisyon’un önerilerinde spekülasyonla savaşmak için küresel mali işlemler savunmasını yineleyerek AB bütçesini güçlendirecek yeni vergi kaynakları bahsetmediğini belirtti.
PES aynı zamanda ortak Eurobonoları basamak, karbondioksit gazlarını vergilemek gibi yollarla AB bütçesi için yeni kaynaklar bulunmasını destekliyor.
Parlamento’daki Liberaller ve Demokratlar Birliği grubu(ALDE) üye devletlerin krize karşı ortak bir cevap vermelerindeki kararlılığı sorguluyor. ALDE grubunun lideri Guy Verhofstadt soyutlamaya olan ulusal eğilimlere karşı uyarıda bulunarak “Asıl soru üye devletlerin dersini alıp almadığı” dedi.
ALDE Euro bölgesinde ve AB’de mali istikrarı ve birlikteliği sağlayabilecek 3 adım olduğunu söylüyor. “Öncelikle eski İstikrar ve Büyüme Paktı’nın gerçekleştiremediği dayanışmayı ama aynı zamanda disiplini sağlayacak olan Avrupa Parasal Fonu’nun çizgisinde giderek mali istikrarı sağlama alacak kalıcı bir mekanizma geliştirilmeli.”
“İkinci adım ise 27 ulusal mali politikanın istikrarlı para birimi ve sürdürülebilir ekonomi konusunda yardımcı olmadıkları için, AB’de parasal sütunu tamamlayacak samimi bir ekonomik sütun kurulmasıdır. Üçüncü olarak, yakın ekonomik dayanışma, küreselleşmenin getirdiği zorluklar ve hızlı bir şekilde ilerleyen dijital gündem göz önüne alınarak Avrupa Ortak Pazarı tekrar başlatılmalı ve Mario Monti’nin önerileri doğrultusunda tamamlanmalıdır.”
Mart 2010’da, Avrupa Parlamentosu’ndaki üç büyük grubun liderleri AB içinde daha güçlü iktisadi yönetim için ortak çağrıda bulundu. Partiler arası birliğin çok sık rastlanmadığı şu zamanlarda, parlamento üyeleri ortak bir belge yayınladılar ve AB liderlerini ‘Avrupa 2020’ denilen yeni ekonomik stratejiyi uygularken ‘teşvikler ve yaptırımlar’ ihtiyacını karşılamaları hususunda uyardılar.
Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Joseph Daul, Sosyalist ve Demokratlar (S&D) lideri Martin Schulz ve liberal lider Guy Verhofstadt (ALDE), AB liderlerine ‘daha güçlü araçlar adına’ hükümetlere hedefleri gerçekleştirmek için çevre baskısı yapılmasına sebep olan açık işbirliği yönteminden kaçınmaları gerektiğini bildirdiler.
Avrupa Komisyonu’nun ‘gerektiği zaman teşvik ve yaptırımları da dâhil ederek yeni anlaşmadaki ilgili yasal temelleri kullanıp ekonomik işbirliğini güçlendirmesi ve ulusal hareket planlarını denetlemesi gerektiğini söylediler.
iLGİLİ LİNKLER
- European Commission: Press release on reinforced economic governance (30 June 2010) [FR] [DE]
- European Commission: Communication on EU economic governance (30 June 2010)
- European Commission: Summary of proposals on economic governance
- European Commission: Memo: A toolbox for stronger economic governance in Europe (30 June 2010)
- European Commission: Speech by Olli Rehn (5 July 2010)
- European Council: Conclusions of EU summit meeting (17 June 2010) [FR] [DE]
- European Central Bank (ECB): Proposals on reinforcing econonmic governance (10 June 2010)
- Deutsche Bank Research: European economic governance: What does the future hold? A synopsis of the current proposals (6 Aug. 2010)
- Vox.eu: Completing the Eurozone rescue: What more needs to be done? (18 June 2010)
- Centre for European Policy Studies (CEPS): Towards a Euro(pean) Monetary Fund(17 May 2010)
- Centre for European Policy Studies (CEPS): Crisis in the eurozone and how to deal with it (15 Feb. 2010)
- Lisbon Council: e-brief: Good Governance for the Euro Area (14 Sept. 2010)
- Jean Pisani-Ferry (Bruegel): Only one bed for two dreams: A critical retrospective on the debate over the economic governance of the euro area (14 Sept. 2010)
- Centre de recherche en économie de Sciences Po: La fatalité grecque : un scénario prévisible?
- Centre for European Reform (CER): Divisions remain over euro reform - Katinka Barysch (8 Oct. 2010)
- Bruegel: A European mechanism for sovereign debt crisis resolution: a proposal










