Türkiye’nin siyasi gündeminin yemin kriziyle kilitlendiği bir sırada ortalığı kaplayan toz bulutu, geçen perşembe günü Brüksel’de yaşanan çok kritik bir gelişmenin Türk kamuoyuna hak ettiği derecede yansımasını ne yazık ki engelledi.
Tam üyelik müzakerelerine Türkiye ile birlikte aynı zamanda 2005 yılı ekim ayında başlamış olan Hırvatistan’ın bu süreci başarıyla sonuçlandırdığı Brüksel’de yapılan AB zirvesi tarafından resmen açıklandı.
Bundan sonraki aşamada önce yıl sonuna kadar Hırvatistan ile AB ülkeleri arasında bir Katılım Antlaşması imzalanacak. Ardından 2012 yılında bu belgenin Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerdeki onay işlemleri tamamlanacak. AB Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre, Hırvatistan’ın tam üyeliğinin resmen başlaması için öngörülen tarih 1 Temmuz 2013.
SÜREÇ EŞZAMANLI BAŞLAMIŞTI
İlginçtir ki, AB, Türkiye ile Hırvatistan’ın dosyalarını uzun bir süre aynı paket içinde ve eşzamanlı olarak yürütmüştü. Örneğin 2005 yılında müzakerelere başlama kararı 2004 aralık ayında her iki ülke için birlikte verilmişti.
Hırvatistan’ın Türkiye ile birlikte çıktığı bu koşuyu çok önceden tamamlaması beni dün müzakerelerin başladığı tarihteki gazetelerin birinci sayfaları üzerinde kısa bir yolculuğa sevk etti.
Müzakerelerin Lüksemburg’da 3 Ekim’i 4 Ekim’e bağlayan gece yarısı açılmasının hemen ertesi günü Türk basınında tam bir bayram havası var.
Hürriyet, 4 Ekim 2005 tarihinde mavi zemin üzerinde Türk ve AB bayraklarını yan yana koyarak “Merhaba Avrupa” sürmanşetini atmış. Yanda “Türkiye’nin 42 yıllık AB rüyası gerçekleşiyor” spotu yer alıyor.
Aynı iyimser hava “Yeni Avrupa, Yeni Türkiye” manşetini atan Milliyet’te de var. Bu gazetenin spotu özetle şöyle: “İlk kez Müslüman bir ülkeyle masaya oturan Avrupa küresel güç olma yolunda hayati bir adım attı.”
Sabah ise “Avrupa’nın Ay Yıldızı” manşetinin altındaki spotunda “Türkiye ile AB’nin kaderi birleşti, medeniyetler kucaklaştı. 3 Ekim yepyeni bir çağın başlangıcı oldu” mesajını müjdeliyor okurlarına.
BAŞLIKLAR BLOKE EDİLİNCE
4 Ekim Salı günü Türk basınını kaplayan bu coşkulu havanın yerinde bugün yeller esiyor. Hatta, bu başlıklar bugün çoğumuza tuhaf da gelebilir.
Bu heyecanlı manşetlerden yaklaşık 6 yıl sonra durumumuzu müzakereleri geçen hafta kapatan Hırvatistan’la karşılaştırmamızda gerçekçilik açısından yarar vardır. Tam üye olabilmek için 35 başlığın müzakereye açılıp kapatılması gerektiğini hesaba kattığımızda tablo şöyle gözüküyor:
Türkiye cephesinde geçen 6 yıl içinde bu 35 başlıktan 13’ü açılabilmiş ve bunlardan yalnızca 1’i kapatılabilmiş. Halen 8 başlık “ek protokol” Türkiye tarafından onaylanmadığı için AB tarafından bloke ediliyor. Ayrıca Fransa 5, Kıbrıs Rum Yönetimi ise 6 başlığın açılışını engelliyor. Görüleceği gibi, başlıkların çoğunluğu blokaj altında.
Müzakerede hedef başlık kapama ise Hırvatistan 6 yılda 35’te 35 yaparken, Türkiye 35’te 1 yapabilmiş.
MÜZAKERELER FİİLEN DURDU
Dikkatten kaçan bir başka olumsuzluk daha var. Bundan bir yıl öncesine kadar altı aylık sürelere yayılan AB’deki her dönem başkanlığında genellikle bir başlık açılabilirken, ilk kez arka arkaya iki dönemde de (Belçika ve Macaristan) tek bir başlık açılamadı.
İşin düşündürücü tarafı, açılabilecek durumda olan yalnızca 3 başlığın kalmış olmasıdır. Bunlar sırasıyla rekabet, sosyal politika ve kamu alımları başlıkları. Buradaki sorun AB’nin engellemesinden çok Türkiye’nin başlıkların açılabilmesi için ev ödevini bir türlü tamamlamamasıdır. Bu üç başlık açılsa bile, bundan sonraki aşamada açılabilecek başlık kalmayacaktır.
Artık adını artık koymamızda yarar var; tam üyelik müzakereleri fiilen durmuştur... Önümüzdeki yıl Fransa’da Cumhurbaşkanlığı, 2013’te ise Almanya’da genel seçim yapılacağı dikkate alındığında, Türkiye de bölgesel hedeflere odaklanırken, bu “durma” hali devam edecek gibi gözüküyor.
Bütün mesele, önümüzdeki iki yılın Türkiye ile AB arasında kazasız bir şekilde atlatılıp atlatılamayacağı sorusunda karşımıza çıkıyor.









