Logo EurActiv.com.tr

Genişleme: AB-Sırbistan İlişkileri

Bookmark and Share

AB-Sırbistan ilişkileri

Eski Yugoslavya’nın “kalbi” Sırbistan 1990’lardaki bir dizi savaş sonrasında uluslar arası camiada test edildikten ve bir takım diplomatik, askeri kaynaklara eriştikten sonra şimdi var gücüyle Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmak için uğraş veriyor.

Politika özeti:

Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından Balkanlar’da milliyetçi siyasi liderlerin kışkırttığı etnik gerginlik savaşlar ve doğrudan hesaplaşmalara dönüştü. Sırplar Hırvatlara (1991-1995), Sırplar Boşnaklara ve Hırvatlara (1992-1995) ve Sırplar Kosovalılara (1998-1999) karşı çatışmalar birbiri ardına devam etti.

Ne Sırbistan ne de eski Yugoslavya’dan kopan diğer devletler çatışmaların yansımalarını henüz tamamen atlatabilmiş değil.

Kosova’nın Şubat 2008’de tek taraflı olarak bağımsızlığını ilân etmesi, Bosna-Hersek’te baş gösteren istikrarsızlık, Hırvatların Sırplara karşı açtıkları soykırım davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sorunların giderilememesi durumunda bunun Sırbistan’ın AB üyelik başvurusu üzerinde olumsuz etkisi olacak.

Topraklarının bir kısmını kaybedince Sırbistan son yıllarda resmi adını birkaç kez değiştirdi. Mayıs 2006’ya kadar ülke Karadağ ile bir çeşit federasyon örneği veriyordu. Bir halk oylaması sonrasında Karadağlı nüfusunun yüzde 55,4’ü birleşmeden yana tavır aldı. Çifte vatandaşlıkla ilgili bir takım sorunlara rağmen katılım i barışçıl bir biçimde gerçekleşti.

Sırbistan Balkan Yarımadasın’da ve Panon Ovası’nda stratejik bir öneme sahip. Bir kara ülkesi olmasına rağmen Karadağ ile iyi ilişkileri sayesinde Sırbistan Adriyatik Denizi’ne çıkış yolu bulabiliyor. Ayrıca Sırbistan’ın merkezi konumu, ülkenin sekiz başka ülkeye sınırı olması ve Tuna Nehri, ülkeyi Batı ve Doğu Avrupa arasında kilit nokta hâline getiriyor.

Bu coğrafi konumun avantajıyla Rusya, AB ve diğer Balkan ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmaları imzalayan Sırbistan Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’nın (CEFTA) bir üyesi.

Sırbistan 2000’den bu yana demokratikleşme sürecinde, çoğulcu demokrasiyi halkına tanıtmaya çalışırken azınlıklara saygı duyulması ve konuşma özgürlüğünü hedefliyor.

Normalleşme döneminin en büyük zorluğu 12 Mart 2003’te Başbakan Zoran Djindjić’in katledilmesi oldu. Djindjić 1990’larda Slobodan Milošević’in bir numaralı muhalifi aynı zamanda karizmatik reformist bir siyasetçiydi.

Sırbistan’ın AB ile ilişkileri resmen 1999’da Batı Balkanlar için İstikrar ve Ortaklık Süreci’ne katılımıyla başladı. 200’de Feira Avrupa Konseyi bu ülkelerin AB üyelik arzularını pekiştirirken “potansiyel aday ülke” olarak isimlendirilmeleri önerisinde bulundu.

Sırbistan’ın İstikrar ve Ortaklık Anlaşması (SAA) sözü edilen İstikrar ve Ortaklık Süreci’nin (SAP) önemli bir parçası. Ancak planın uygulanmasını “önce Sırp savaş suçluları Ratko Mladić ve Goran Hadžić’in yakalanması gerek” düşüncesiyle hareket eden Hollanda defalarca engellendi ya da erteledi.

Bu direnişe karşı Sırbistan anlaşmayı 1 Ocak 2009’dan itibaren tek taraflı olarak uygulamaya başladı. Hollanda Eski Yugoslavya Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi’ne (ICTY) ev sahipliği yaptığı için itirazı bir noktaya kadar anlaşılabilir. Ancak yakın geçmişin kötü anılarının da unutulmaması gerekir.

Hollanda’dan 400 kişilik barış gücü askerinin bölgede bulunmasına rağmen Bosna’da 1995’te yaşanan Srebrenica Katliamı’nda 8,000 Boşnak erkek ve erkek çocuğu Sırp Cumhuriyeti Ordusu ve bazı milis kuvvetleri tarafından öldürüldü. İncelemeler sonucu, Hollanda hükümeti kısmen sorumluluk kabul etti, ikinci kez iktidara gelmiş olan Wim Kok hükümeti 2002’de istifa etmek zorunda kaldı. O zamandan beri Mladić ve Hadžić’in yakalanması Hollandalıların öncelikleri arasında yer alıyor.

Belgrad’daki reformcu hükümetin zayıflatılmasına engel olmak için Sırbistan’a 19 Aralık 2009’da “Beyaz Şengen” programı kapsamında AB ile vize kolaylığı tanındı. Yugoslavya vatandaşları Avrupa’nın her yanına vizesiz seyahat hakkına sahip oldu ancak 1990’larda Sırbistan Şengen’in “kara listesi”ne eklendi.

Sırbistan İsveç’in AB dönem başkanlığı sırasında, 22 Aralık 2009’’da AB üyelik başvurusunda bulundu. Bu girişimin AB kurumlarının programı ile uygunluk gösterdiği görülüyor: İspanya’nın AB dönem başkanlığı 1 Ocak 2010’da başladı ve İspanyollar Sırbistan’ın birliğe katılımından yana.

İspanya Kosova’nın bağımsızlığını tanımayan beş AB ülkesinden biri.

Konu başlıkları:

Kosova

Sırbistan ile güney komşusu ve eski vilâyeti Kosova arasındaki ilişkiler Sırbistan’ın AB üyeliği yolunda bir sınav niteliğini taşıyor. AB halen ikiye bölünmüş olan Kıbrıs’ta Güney Kıbrıs’ın birliğe üyeliğini 2004’te onaylanınca ortaya çıkan sorunu tekrar yaşamak istemiyor. Dolayısıyla AB’nin Sırbistan ile Kosova arasındaki sorun çözüme kavuşmadan Sırp üyeliğine yeşil ışık yakması beklenmiyor.

Sırbistan 1998-1999’da Kosova ile savaş hâlindeydi. Sırplar 1999’da Rambouillet Konferansı’ndan sonuç alınamaması nedeniyle NATO’nun Mart-Haziran 1999 döneminde hava hücumlarına maruz kaldı. Milošević’in teslim olmasından sonra NATO’ya bağlı KFOR barış gücü Kosova’ya girdi. 10 Haziran 1999’dan beri bölge Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetimi himayesinde bulunuyor ve 2008’den bu yana BM Kosova yönetimine Avrupa Birliği’nin bir tür kanun gücü olan EULEX yardımcı oluyor.

17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi Sırbistan’a karşı bağımsızlık ilân etti. O günden beri Kosovalılar diğer ülkeler tarafından tanınmak ve tam bir meşru devlet olmak için çalışıyor.

2009 sonuna kadar BM üyesi ülkelerin yüzde 34’ü Kosova’yı tanıdı; bunların çoğu NATO ve AB üyesi ülkeler. Ancak AB içerisinde İspanya, Slovakya, Romanya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs eski Sırbistan vilâyeti Kosova’nın bağımsızlığını tanımıyor. Örneğin İspanya bunun Bask ve Katalan bölgelerindeki ayrılıkçıları cesaretlendirmesinden endişe ediyor.

BM Barış Gücü UNMIK’ten görevi devralmak hedefiyle yola çıkan AB Kosova Misyonu EULEX Sırbistan’a taviz verilmesiyle göreve başladı. Sırbistan görevin BM Güvenlik Konseyi’nin rızasıyla gerçekleşmesini istiyordu. Batılı devletler EULEX’in tarafsız olmasını karara bağladılar. Bir başka deyişle görev kuvvetinin Kosova’nın Sırbistan’dan resmen ayrılmış olmuyor ve BM’nin Ahtisaari Planı’nı uygulamak durumunda kalmıyor.

Bugünlerde Sırbistan ve Kosova anlaşmazlıklarını diplomatik düzeye taşımış bulunuyorlar. Aralık 2009’da Sırbistan Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) giderek Kosova’nın bağımsızlık ilânına karşı çıktı. Her iki taraf da ICJ kararının Kosova’nın nihai statüsünü belirleyeceği ümidini taşıyor.

Bu arada Sırbistan ve Kosova arasındaki sorunun Batı Balkanlar’da yansımaları görülmeye başladı. Sırbistan yakın bir geçmişte Karadağ’ın Kosova ile diplomatik ilişki kurmak istemesi üzerine bu ülkedeki büyükelçisini geri çağırdı. Daha sonra Sırbistan Cumhurbaşkanı Tadić Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu’nun da katıldığı gerekçesiyle Hırvatistan’ın yeni Devlet Başkanı Ivo Josipović’in yemin törenini boykot etti. İlâveten Sırbistan Kosovalı yetkililerle müzakere masasına oturmayı reddediyor, eski Sırp vilâyetinin UNMIK tarafından temsil edilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Hırvatistan

Sırbistan ve Hırvatistan 1990’lardaki savaşlarda birbirleriyle kıyasıya mücadele ettiler fakat şimdi kozlarını mahkemede paylaşıyorlar.

Hırvatistan Sırbistan’ın 2 Temmuz 1999’da Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet ederek Belgrad’ı soykırımla suçladı. Sırbistan 4 Ocak 2010’da misillemede bulunup 4-8 Ağustos 1995’teki Fırtına Harekâtı sırasında Hırvat kuvvetlerinin katliamla suçladı.

Çekilen acılara rağmen iki ülke arasındaki ilişkilerde düzelme görülüyor. Hırvatistan’da sosyal demokrat Ivo Josipović’in seçilmesi soykırım iddialarının siyaseten çözülebilmesi için bir fırsat penceresi açtı.

Josipović’in seçilmesinden sonra Sırbistan hükümeti 8,000’den fazla Boşnak’ın katliyle sonuçlanan Srebrenica’daki olayları kınayan bir bildiri yayımlama taahhüdünde bulundu.

Dahası AB katılım sürecini tamamlama hedefine ulaşma planları yapan Hırvatistan diğer Balkan ülkelerine ulusal yasalarının Avrupa mevzuatına uyumlu hale getirilmesi gibi konularda yardımda bulunarak birliğe katılmaları için elinden gelenin en iyisini yapacağını açıkladı.

Bosna-Hersek

Bosna-Hersek’in üç bölgesinden biri olan ve ülkede en büyük azınlık grubunu oluşturan Sırp Cumhuriyeti Sırpları dolayısıyla Sırbistan’ın Bosna-Hersek ile ilişkileri özel bir anlam taşıyor.

Ancak etnik Sırplar ve uluslar arası camia arasındaki gerilim son yıllarda oldukça arttı. Sırp Cumhuriyeti Bosna-Hersek’ten ayrılmakta ve Batının ülkeye reform getirme planlarına direniyor. Nitekim 1995’te imzalanan Dayton Anlaşması sayesinde Bosna-Hersek bir bakıma Batı’nın himayesine girmiş bulunuyor.

Siyasal analistler Bosna’da olası bir ayrışmanın bütün bölgede domino etkisi yaratacağı uyarısında bulunuyor. Hırvatistan’ın görevi yakında bırakacak olan Devlet Başkanı Stjepan Mesic Ocak 2010’da Sırp Cumhuriyeti’nin Sırbistan’a katılmak için bir halk oylaması düzenleyeceğini ve Zagreb’in olaya askeri müdahalede bulunabileceği yönünde uyarıda bulundu.

Ancak Sırbistan Bosna-Hersek’teki ayrılıkçıları cesaretlendirmekten uzak duran bir izlenim veriyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 24 Ocak 2010 tarihli oturumunda konuşan Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadić “Uluslar arası camianın sorumluluk sahibi üyesi olarak Sırbistan’ın Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü ve egemenliğine tam destek vermeye devam edeceğini ve bu ülkede veya bir başka BM ülkesinde ayrışmalara sonuna kadar karşı duracağını” kaydetti.

Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi ve Hollanda

Sırbistan’ın AB hedefi ayrıca Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi (ICTY) ile ne kadar işbirliği yapacağı konusunda da sınavdan geçiyor.

Bu konu ICTY’ın kendi topraklarında bulunması nedeniyle özellikle Hollanda için son derece önemli.

AB, Sırbistan ile geçici bir İstikrar ve Ortaklık Anlaşması (SAA) ile imzalamış bulunuyor. Bu anlaşma ile Sırbistan’a teknik yardım ve uzun vadeli üyelik perspektifi sunuluyor. Ancak Hollanda hükümetinin vetosu nedeniyle anlaşma henüz yürürlüğe giremedi.

Hollanda’nın vetosu SAA’nın tamamının uygulanmasını engelliyor ki anlaşma sayesinde Sırbistan’ın AB piyasalarına gümrüksüz erişimi ve daha fazla mali yardım gibi yararlar elde etmesi bekleniyordu.

Bazı AB üyesi ülkeler SAA’nın Temmuz 2008’de Sırp savaş suçlusu Radovan Karadžić’in tutuklanmasıyla birlikte hayata geçirilmesi talebinde bulundu.

Hollandalı yetkililer ise ICTY Tam Yetkili Savcısı Serge Brammertz’in Belgrad hükümetinin kendisiyle tam bir işbirliğinde bulunduğunu teyit etmesini bekliyor. Aralık 2009 tarihli bir raporda Brammertz “Belgelerin ve arşivlerin tamamen açılmasında etkin ve süratli bir yardım sağlandığını” belirtmişti.

Hollanda Dış İşleri Bakanı Maxime Verhagen raporu “olumlu” bulduğunu belirterek “Haziran 2010’da SAA anlaşmasını onaylayıp onaylayamayacağımızı bir kez daha değerlendirmeye alacağız” diye konuştu.

Ancak Lahey Sırbistan’ın AB üyelik görüşmelerini iki savaş suçlusu (Ratko Mladić ve Goran Hadžić) tutuklanmadıkça ve ICTY’e iade edilmedikçe veto edeceklerini belirtiyor.

AB için destek: Halklar ve siyasi partiler

Sırbistan’ın AB üyeliğine güçlü bir destek mevcut. Kasım 2009’da Serbest Seçimler ve Demokrasi Merkezi (CESID) tarafından hazırlanan bir rapora göre Sırplar AB’ye katılımı destekliyor. Ekim 2009’da bu rakamın yüzde 61 iken şimdi destek artarak yüzde 71’e çıktı.

Bu sıçramanın nedenlerinden biri ülkenin AB Aralık 2009’da yaptığı üyelik başvurusunun yarattığı heyecan.

The ruling Democratic Party is already a full member of the Party of European Socialists, while the Socialist Party of Serbia, formerly led by Slobodan Milošević, has made a U-turn on its EU position and its leader, Ivica Dačić, is now well accepted in European socialist circles.

Siyasi düzeyde ise partilerin AB katılım hedefine daha fazla kilitlendikleri görülüyor. İktidardaki Demokratik Parti hâlihazırda Avrupa Sosyalistler Partisi üyesi. Sırbistan Sosyalist Partisi liderliği Slobodan Milošević’ten Ivica Dačić geçtikten sonra tam bir dönüş yaparak Avrupa sosyalist gruplarında daha fazla kabul görür duruma geldi. Ancak merkez-sağ partiler son yıllarda Sırbistan seçimlerinde herhangi bir varlık gösteremiyorlar.

Sırbistan Radikal Partisi’yle ilgili son gelişmeler de oldukça ilgi çekici. Radikal Parti Başkanı Vojislav Šešelj savaş suçlusu olarak ICTY’da yargılanıyor. Eski başkan yardımcısı Tomislav Nikolić ise şimdi Sırp İlerici Partisi başkanı. Nikolić 2009’da Brüksel’i ziyaret ederek takip ettikleri çizginin değişeceğini ve AB’ye katılımın kendileri için ulusal bir hedef hâline geldiğini söylemişti. Lahey’de konuşan Šešelj ise Nikolić’i vatan haini olmakla suçladı.

Siyasi endişeler

Avrupa Komisyonu Sırbistan 2009 İlerleme Raporu’nda parti sisteminin istikrara kavuşturulmasında önemli bir ilerleme kaydedildiğini belirtti. Raporda “Meclis Mayıs 2009’da yeni Siyasi Partiler Yasası’nı onayladı. Mevzuatın can alıcı noktalarından biri olan bu yasa siyasi parti sayısının azaltılması ve daha katı, açık kayıt kuralları uygulanmasını öngörüyor” denildi.

Buna rağmen Komisyon ülkedeki siyasi uygulamaları eleştirmeye devam ederek “Meclise üye partilerin çoğu istifa eden milletvekilleriyle bire bir anlaşmalara vardılar. Anayasa’da öngörülen mevzuat uygulamaya konulmadı. Mevcut uygulamaların yasalarla örtüşmedikleri” uyarısında bulundu.

Öte yandan Brüksel, Sırbistan’ın iktidarda istikrarı yakaladığını ve insan hakları sicilini temizlemeye başladığını kaydetti.

Ancak ülkede yolsuzlukla mücadele sorun olmaya devam ediyor. Yolsuzlukla Mücadele Kurumu Nisan 2009’da faaliyete geçmekle birlikte henüz kayda değer bir sonuç alamadı.

Sırbistan’ın kendisini geliştirmesi beklenen diğer konular arasında devlet ihaleleri, özelleştirme, vergilendirme, gümrükler yer alıyor.

Ekonomik görünüm

Küresel ekonomik ve mali kriz Sırbistan’ı oldukça hırpaladı. Ülkenin istatistik kurumunun raporlarına göre ekonomi 2009 yılında yüzde 2,9 oranında küçüldü. Önceki yıllarda ise büyüme oranı yüzde 5 ile 8 arasında değişiyordu. Buna rağmen rakamın Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerinden daha iyi olduğu görüldü. IMF ekonomik daralmanın Sırbistan’da yüzde 4 olacağını belirtmişti.

Ekonominin ciddi şekilde yabancı krediye bağlı olduğu için Sırbistan özellikle kredi krizinden kötü etkilendi. Komisyon raporunda ekonomiye sıcak para pompalanabilmesi için daha fazla borç alınması gerektiğini belirtti. Başlangıçta IMF’ten talep edilen kredi miktarı Aralık 2008’de €420 milyon oldu ve Nisan 2009’da bu miktar €2,9 milyara çıktı.

Sırbistan’da işsizlik oranı yükseklerde dolaşmaya devam ediyor. Nisan 2009 rakamlarına göre işsizlik yüzde16,4. İstihdam oranı 2008’de yüzde 50,8 olurken, Eurostat verilerine göre AB istihdam ortalaması yüzde 65,9’du.

Raporda “Sırbistan’ın rakip baskılar ve piyasa gücüne direnç gösterebilme kapasitesi değerlendirildiğinde Komisyon pek hoş bir tablo çizemiyor. Rapora göre ekonomik kriz Sırbistan’da ekonomi kurmaylarının karar verme mekanizması daha az istikrarlı ve öngörülebilir. Piyasa mekanizmalarının işlevselliği sapmalar, hukuki belirsizlik, devletin özel sektörde üretime ciddi müdahaleleri ve yetersiz rekabet nedeniyle engelleniyor” denildi.

AB Sırbistan ekonomisine Katılım Öncesi Yardım Enstrümanı (IPA) yoluyla katkıda bulunuyor. €1,18 milyarlık IPA fonları 2007-2012 dönemi için ayrılmış bulunuyor ve yalnızca 2010 için ayrılan fon miktarı €198,7 milyon.

Sırbistan henüz Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye değil ancak 2010’da örgüte katılması bekleniyor. DTÖ üyeliği Sırbistan’ın Avrupa ile serbest ticaret anlaşması bulunan Balkanlar ve Rusya arasında serbest ticaret koridoru olma rolünü pekiştirecek.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics