Logo EurActiv.com.tr

İbrahim Kiras: 'Türkiye’nin en değerli sermayesi'

Bookmark and Share

29.11.2011
İbrahim Kiras, Star gazetesindeki köşe yazısında Londra'daki Remzi Gür Koleksiyonundan Padişah Fermanları ve Beratlar Sergisi'nden izlenimlerini aktardı.

Kaynak:
Yazar:

Yılın her mevsiminde Londra’nın her köşesinde Türklerle karşılaşırsınız. Burada yaşayan yüz bin vatandaşımız var zaten. Bir de Türkiye’nin son yıllardaki “dünyaya açılma” adımlarıyla paralel olarak uluslararası finans, siyaset ve kültür başkenti özelliğini taşıyan Londra tabiri caizse komşu kapısı haline geldi.

Ama geçen haftaki “Türk yoğunluğu” bir başkaydı. İngilizlerin başkentine tam anlamıyla bir çıkarma yaptı Türkiye. Cumhurbaşkanı Gül’ün gerçekleştirdiği “devlet ziyareti” çerçevesinde Türkiye’nin neredeyse bütün kurumları Londra’da çeşitli etkinliklerle boy gösterdiler.

Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği’nin (UKSD) düzenlediği Remzi Gür Koleksiyonundan Padişah Fermanları ve Beratlar Sergisi de bunlar arasındaydı.

Bu serginin Britanya İmparatorluğu’nun başkentinde gerçekleştirilmesinin birtakım sembolik anlamları da var. UKSD geçen ay Vatikan’da bir İslam sanatları sergisi düzenlemişti. Katolik dünyasının kalbinde İslam Peygamberi’nin özelliklerini anlatan güzel yazı (Hat) örnekleri olan Hilyeler ile aynı zamanda yine dini anlam da taşıyan geleneksel tesbih sanatımızdan örnekler sergilenmişti.

Şimdi de klasik çağın son imparatorluğunun merkezinde “imparatorluk fermanları” sergileniyor.

Her iki serginin de kültürel ve politik semboller dünyasıyla irtibatlı birer boyutu var.

Londra’daki Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen serginin açılışına katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da burada yaptığı konuşmada üstü örtülü biçimde de olsa Padişah Fermanları üzerinden iki imparatorluk arasındaki tarihsel ilişkilerin tabiatına ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi döneminde küresel düzen içindeki rolüne dikkat çekti.

Davutoğlu, sergi açılışında yaptığı konuşmada Sultan 3. Murad’ın dönemin kraliçesi Elizabeth’e gönderdiği bir fermandan söz ederek şunları anlattı: “İngiltere o zaman dünyaya açılıyor ve Akdeniz’de tüccarlarının serbestçe gezmesi talebinde bulunuyor. Sultan da bu talebin kabul edildiğini ifade eden bir fermanla ‘Bundan sonra bizim sularımızda sizin tüccarlarınız rahatlıkla seyrüsefer edebilir’ diyor ve ekliyor; ‘Eşiğime sadakatten ayrılmayınız.’

Ve şunu da söylüyor: ‘Bizim topraklarımız dost ve düşman herkese açıktır, sizleri dost kabul ediyoruz.’ O günden bugüne Türkiye ile İngiltere arasında bir diplomatik ilişki söz konusu.”
Diyebilirsiniz ki eski çamlar bardak oldu. O tarihten sonra Britanya İmparatorluğu küresel bir güce dönüştü, daha doğrusu gerçekleştirdiği sanayi devriminin ve akabinde kurulan global finans düzeninin üzerinde yükselerek “cihan hakimi” oldu. Osmanlı ise batıdan yükselen kapitalist sistem ve bu sistemin ürettiği ekonomik ve politik güç karşısında tutunamadığı için eski gücünü giderek kaybetti ve zaten sonunda dağılıp gitti...

Bunlar doğru ama doğru olan bir şey daha var: Türkiye her ne kadar eski Osmanlı sistemini diriltmek peşinde olmasa da tarihten devraldığı potansiyellerine ve özellikle yumuşak güç kullanabilme kabiliyetine dayanarak hem ekonomik anlamda hem de siyasi anlamda hiç değilse kendi bölgesinde yükselen bir güç.

Hem tarihimizin her anlamdaki zenginliği hem de bugünkü gücümüz ve potansiyellerimiz etrafa özgüvenle bakma şansı veriyor bize. Çünkü büyümek, güçlenmek isteyen bir ülkenin en önemli sermeyesi özgüven sahibi bir topluma sahip olmaktır.

Cumhuriyetin bugünkü nesilleri, kendilerini dağılmış bir imparatorluğun çocukları olarak değil, büyüyen ekonomisi ve artan siyasal gücüyle dünya sahnesinde yeni bir role talip Yeni Türkiye’nin temsilcisi olarak görüyorlar. Zaten bu sayede Vatikan’da İslam sanatı, Londra’da İmparatorluk Fermanları sergileri açılabiliyor.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics