Logo EurActiv.com.tr

Belgesel fotoğrafın yolcusu Özcan Yurdalan

Bookmark and Share

06.02.2012
“Fotoğraf, belgesel olarak kullanımı içinde yaşamamız için bize dayatılan sınırlara itiraz etmenin ve sorumluluk hissederek hayata müdahil olmanın yaratıcılığa açık alanlarından biri oldu,” diyor Özcan Yurdalan… Belgesel fotoğraf üzerine düşünen Yurdalan, 1977’de Ankara’da kurulan AFSAD’ın ve 2000’de Fotoğraf Vakfı kurucuları arasında yer aldı…”Bir Seyyahın Kaybolma Kılavuzu”, “Atların Denizi - Moğolistan Yolculuğu”, “Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj”, “Namaste - Hindistan Yolculuğu”, “Naure Çarkı - Suriye Yolculuğu”, “Sagarmatha Eteklerinde - Nepal Yolculuğu”, “Mavi Çöl - Pakistan Yolculuğu”, “Ahşap Fanus - İran Yolculuğu”, “Fas Yolculuğu” gibi kitapları yayımlandı… Özcan Yurdalan’a Türkiye’deki belgesel fotoğrafın durumunu ve geleceğini sorduk.

Söyleşi: Sümeyye Uslu, Fotoğraf: Şaban Tekin (İAHA)

 

Özcan Yurdalan’ı anlatır mısınız bize, kimdir?

 

Ben epey zamandır fotoğrafla uğraşıyorum ve fotoğraf üzerine düşünüyorum. 1977’de AFSAD’ın kurucuları arasındaydım ve ondan sonra fotoğraf hep hayatımın içinde yer aldı. Kendimi ifade etmek için fotoğrafı araç olarak her zaman kullandım. Bu anlamda fotoğraf amaç olmadı benim için. Fotoğrafı tümüyle hayattaki duruşumu, dünya görüşümü, sözümü, itirazımı, tanıklığımı aktarmak için kullandım. Tıpkı bunun gibi seyahat etmek de varoluş sebebim. Yaptığım yolculukları ve gittiğim yerleri anlattım. Bunlarda da bir yandan gittiğim yerleri yeniden ürettim; bir taraftan da kimi soruların peşindeki yolculuklardı bunlar. O soruları tekrarladım kitaplar aracılığıyla; yine bunlar da kendimi ifade etmenin aracıydı.

 Üç alan; gezmek, fotoğraf çekmek ve yazmak benim hayatımda eksen oluşturdu. Kendimi var ettiğim alanları oluşturdu ve ben hâlâ bu üçü üstünden düşünüyorum ama üçünün de kendi içinde çeşitleri ve versiyonları, dalları var; bunlar üstünde de çalışıyorum. Fotoğraf zaman zaman her üç alanın kesiştiği bir ifade biçimi. Yani ben yazdığım kitaplarda fotoğrafları da kullandım ya da fotoğraf kitabı yazdım. Gezerken de fotoğraf çektim, fotoğraf çekerken de gezdim.

 

Burada özellikle fotoğraf üzerinden kendimi anlatmalıyım sanırım. Fotoğraf benim için amaç olmadığı halde, belgesel fotoğrafın metodolojisiyle birlikte, basbayağı hayatımın ekseninde durduğunu söylemeliyim. Kitap nedeniyle belgesel fotoğrafçısı olarak anılıyorum. Ama belgesel fotoğrafçılığı bir kimlik değildir. Belgesel fotoğraf, fotoğrafın metodlarından biridir. Fotoğrafçılığın içinde birçok alan, dal var. Metodları farklıdır. Örneğin gezi fotoğrafçılığı, doğa fotoğrafçılığı, moda fotoğrafçılığı, haber fotoğrafçılığı bambaşka şeylerdir. Her ne kadar belgesel ve haber az çok örtüşse de her birinin kendine özgü sistematiği vardır, üretim biçimi farklıdır. Fotoğrafçı bu yöntemlerden, bu dillerden birini seçerek marifet kazanır ve kendini ifade eder. Bazı fotoğrafçılar bu dillerden birkaçını birden uygulayacak kadar işe sardırmış olabilirler. Ben de zaman zaman belli çalışmalarda belgesel fotoğrafın metodolojisini kullanıyorum. Daha çok herhalde kitap nedeniyle belgeselciliğim öne çıkıyor sanırım. En çok o alanla ilgileniyorum ama.

 

Bize belgesel fotoğrafın tanımını yapar mısınız?

 

Belgesel fotoğrafçılık, bir fotoğraflama metodolojisidir, bir tarzın ismidir, bir fotoğraflama yönteminin adıdır.  Belgesel fotoğraf ile herhangi bir konuyu ele alabilirsiniz, bu konu hayatın güzellikleri de olabilir, sosyal bir problem de olabilir, politik bir alan da olabilir, bir tanıklık, her şey olabilir. Bir çalışmanın belgesel olup olmaması fotoğrafçının ele aldığı konuyla değil, o konuyu ele alış yöntemiyle ilgilidir. Belgesel fotoğrafın metodolojisi neyi anlattığınızla değil nasıl anlattığınızla ilgilenir. Belgesel çeken bir fotoğrafçı da olabilirsiniz, ışık fotoğrafçısı, renk fotoğrafçısı da olabilirsiniz Belgesel fotoğraf ele alınan konuyu değil de herhangi bir konuyu nasıl işlediğinize dair metodun adıdır. Fotoğrafçı bir belgesel projesinde çalışıyorsa ne yapacağını adım adım biliyordur. Belgesel çalışmanın aşamaları, kademeleri vardır. Konuyu seçmekten, araştırmaya, planlamaya, çekim planlarını tasarlamaya, çekimleri bitmiş işte fotoğrafları seçerek yan yana getirerek hikâye kurmaya kadar aşamaları vardır.

 

Türkiye’de belgesel fotoğrafçılık nereye gidiyor?

 

Bir yerde mi diye sormak gerekiyor önce!  1980 askeri darbesinin öncesinde Türkiye’de belgesel fotoğrafa doğru hareketlenme eğilimi vardı ama 80 darbesi her şeyi altüst ettiği gibi bu süreci de kesintiye uğrattı. Türkiye’de biçimci, estetikçi, yüzey fotoğrafı denen bir tarz yaygınlaştı. Fotoğrafçılık bu zannedildi, güzel görüntüler yaratma işi sanıldı, hâlbuki belgesel foto bir anlama metodolojisidir aynı zamanda; sadece fotoğraflama değil, ele aldığı konuyu anlamadır. Çözümleri analiz eder, kendi cevaplarını arar. Türkiye’de 80 sonrasında başlayan ve yaygınlaşan “estetikçi fotoğraf”,  hem bu hayatı ve toplumu anlama sürecinin önüne geçti hem de fotoğrafı içi boş süsleme aracı haline getirdi. Bu nedenle henüz çok ciddi ve kaydadeğer bir ilerlemeden söz edemeyiz ne büyük başlık olarak fotoğrafta ne de “belgesel” anlamındaki fotoğraf çalışmalarında.

 

Haber fotoğrafçılığı Türkiye’de zaten vardı; 80 öncesinde de vardı, hatta nitelikli işler yapan bir takım vardı. Özellikle 1980’i toplumsal milat olarak düşüneceksek, özgür basının ve ifade özgürlüklerinin hali malum. Medya bu işin ekseninde. Haber verme işlerini ne kadar yaptıklarını söyleyebilirsek, bunun foto haber kısmı da o kadar işte. Hatta yakın dönemde 90’lar ve sonrasındaki medyadaki gelişmelerle haber fotoğrafçılığı yerle yeksan oldu Türkiye’de.

 

Belgesel fotoğrafın yanı sıra haber fotoğrafçılığının da saygın bir yerde olduğunu ve nitelikli ürünler ortaya çıkardığını söyleyemeyiz. Çok iyi fotoğrafçılar var tabii ki, hatta bunların bazıları belgesel fotoğraf gibi uzun süreçli hikâyeler üretiyorlar ama bunların medyaya yansıması rezalet. Türkiye’de belgesel fotoğrafın yeterli yapısından nasıl söz edemezsek haber fotoğrafçılığının da kayda değer nitelikli gerçeklerle örtüşen hakikatin peşinde koşan bir yapısı olduğundan söz edemeyiz.

 

Ama bu kadar karamsar olmamak gerekir. Son 10 yıl içinde bir değişim bir hareketlenme söz konusu hem belgesel, hem haber fotoğrafçılığında.  Tek tük de olsa yapılan işler var. Bir defa belgesel fotoğrafçının birtakım vasıflara sahip olması gerekiyor; bunlardan bir tanesi sorumluluk sahibi olması; hem toplumsal hem bireysel sorumluluktan söz ediyoruz. Fotoğrafını çektiğiniz insanlar ve canlılara karşı bir sorumluluk taşınmalı, etik kuralların mutlaka uygulanması gerekiyor. Hakikatin peşinde sorgulayan bir yapıya sahip olunması gerekiyor. Belgesel fotoğrafçının fotoğrafın biçimsel öğeleriyle değil, hikâyesiyle, içine yüklediği bilgilerle ilgileniyor olması gerekiyor. Bunlar gibi birtakım vasıflar çok önemli; bu yanıyla belgesel fotoğraf hobi olarak yapılacak bir alan değil.

 

Belgesel fotoğraf kimi sorunları çözmede yol gösterebilir mi?

 

Çok iddialı görünecek, “çözmek” demeyelim, kimi sorunlara elbette işaret etmesi mümkün. Gelin şöyle düşünelim: Fotoğraf hangi konuları ele alıyor? Artık günümüzde mutlak çözümler üretmesi söz konusu değil fotoğrafçının. Tarihin bir döneminde belgeselciler büyük toplumsal problemleri işaret ettiler ama günümüzde belgeselcinin yolu daha çok küçük hikâyeler anlatmaktan geçiyor, kendi hayatından çevresinden, günlük yaşamdan.  Hatta belgeselciler için diyebiliriz ki, onlar sözlü kültürdeki masal anlatıcılarıdır. Onların görüntüler çağındaki türevleridir. Bu yanıyla hatırlatırlar, görünür kılarlar ve sorunların gündeme gelmesine pekâlâ yardımcı olurlar. Ele aldıkları şeylerin çok büyük meseleler olması gerekmez, anlatacakları şey günlük hayattan sıradan görünen hikâyeler olabilir. Hayatta yaşadığımız günlük problemleri ve halleri göstermek az şey midir?

 

Multimedyaya doğru bir yönelim mi söz konusu, ne dersiniz?

 

Fotoğraf çok mu yeterli, çok mu güçlü ifade aracıdır; hayır değildir, kaldıramayacağı misyonları yüklemenin bir anlamı yok. Fotoğraf mecrasına göre anlam değiştirir; fotoğrafı özellikle belgesel çalışmalarda yazıyla birlikte kullanmak durumunda kalırız. Belgesel fotoğrafı daima bir alt yazı, giriş yazısı ister; bağlamını oturtmak için haber fotoğrafı da öyledir. Bu yanıyla fotoğrafın sesle, hareketli görüntüyle ilişki kurmasında hiçbir sakınca yoktur. Kaldı ki belgesel fotoğrafın klasik metodunun dışında günümüz teknik imkânlarıyla anlatımı zenginleştirmek, güçlendirmek, etkili kılmak elbette gerekir. Memlekette de bu türden denemeleri yapan, yeni diller ve mecralar arayan fotoğrafçılar var tabii.

 

Dünya ile karşılaştırırsak…

 

Dünya belgeselcileri arasında Türkiyeli belgeselcilerin kayda değer yeri yok, çünkü büyük oranda yaşadıkları hayatı da fotoğrafik olarak değerlendiremiyorlar. Günlük hayatın sıradanlıkları içinden fotoğrafik hikâye üretmiyorlar. Türkiye’de belgeselcilerin mecra sorunu da var. Mecra sorunumuz olduğu için gelişim de olumsuz etkileniyor. Bizim bir dergimiz var “Fotoğraf Notları” diye; bir küçük çözüm olarak görülebilir ama neye yeter ki?

 

Belgesel fotoğraf çekmek isteyen gençlere ne önereceksiniz?

 

Belgesel fotonun bir iletişim aracı olduğunun unutulmaması gerekiyor. Bir belgeselcinin hikâye anlatıcısı olduğunun bilinmesi gerekir ve hikâyelerin yaşadığımız hayatın bizim bulunduğumuz küçük çevrenin içinde cereyan ettiğini düşünmesi gerekir. Öte yandan evrenin, canlı ve cansız alemin bir parçası olduğunu, zihnimizi ve ruhumuzu kısıtlayan sınırların da bedenimizi ve hareketlerimizi kontrol eden sınırların da çürük ve geçici olduğunu hatırlaması iyi olur. Hikâyeyi yakında aramak çok önemli, çünkü belgesel fotoğraf her şeyden önce bir anlama yöntemi. Bu yüzden çevreye bu gözle bakılmalı derim. Tabii ki kişisel donanımlarını yükseltmeliler; hem ideolojik, kültürel hem de estetik donanım ve bütün bunların yanı sıra belgesel fotoğrafın gerektirdiği etik kurallara sahip olmak gerekiyor. En başta sabır, kararlılık, disiplinli ve enerjik bir çalışma düzeni tutturulmalı.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics