TÜSİAD Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Bahadır Kaleağası, 20 Ocak Çarşamba günü Marmara Belediyeler Birliği ev sahipliğinde gerçekleşen seminerde "İstanbul Markası ve Türkiye'nin Uluslararası Rekabet Gücü" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Küreselleşen dünya ile imaj ve anlamı değişime uğrayan kentlerde bugün dünya nüfusunun büyük bölümünün yaşadığının altını çizen Kaleağası, hızlanan bilgi akışı, sermaye, hizmet ve kişilerin serbest dolaşımı ile kent ve dünyanın iç-içe geçtiğini kaydetti.
Uluslararası siyaset ve ekonominin kentlerin marka oluşundaki önemini anlatan Kaleağası, Türkiye’nin dünya ve Avrupa’daki konumunu örneklerle özetledi.
Kaleağası daha sonra İstanbul kenti ve markası hakkındaki görüşlerini dinleyicilerle paylaştı.
İstanbul’un dünya kentler coğrafyasında çok farklı bir konumda olduğunu belirten Kaleağası, İstanbul’un bu konumu ile Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki konumu arasında sıkı bir bağ olduğunu ve bu bağın giderek sıkılaştığını ifade etti. Yabancılar tarafından dile getirilen “İstanbul gerçek Türkiye’yi yansıtmadığı” konusunda ise Kaleağası şunları söyledi:
“Bir ülkenin dünyaya açılan bir kenti varsa, o kent o ülkenin gerçeğidir. İstanbul Türkiye’den kopuk değildir. Türkiye’nin -Doğu’nun en Batılı, Batı’nın en Doğulu ülkesi olarak- konumunu daha iyi kavrayan bir dünya ve Türkiye ile karşı karşıyayız.”
Kaleağası, İstanbul’un marka olmasının günümüzde büyük önem taşıdığını vurgulayarak, bu markanın Türkiye’ye ulusal çıkar , ulusal kalkınma ve AB hedefinin gerçekleşmesi açısından katkı sağlayacağını , İstanbul’da yaşayanların hayat standardının yükselmesi ile de kente büyük etkisinin olacağını ifade etti.
TÜSİAD Uluslararası İlişkiler Direktörü Kaleağası dünya kenti olmanın ön koşullarını şu şekilde sıraladı:
“Altyapı, uluslar arası konumu, sanat ve yaratıcılığa katkısıyla varoluş, çevreye duyarlı, estetik mekan, ekonomik ve sosyal çekim gücüne sahip olanaklar, uygar, nazik , yabancı dostu ve yabancı dil bilgisine sahip insanlar.”
İstanbul’un bir dünya markası olabilmesi için siyasi ideolojileri aşan bir uzlaşıyla, kültür kampanyasına sahip olması gerektiğini belirten Kaleağası, kentin bir simgesi, rengi, yüzü, ürünleri ve küresel bir açılımının olmasının da büyük önem taşıdığını kaydetti.
Kaleağası daha sonra dinleyicilerden gelen soruları yanıtladı.
“AKB İstanbul’a dar gelen bir konu”
İstanbul’un 2010’un Avrupa Kültür Başkenti (AKB) olması ve yapılan hazırlıkların İstanbul markasının yaratılmasına katkıda bulunup bulunmadığı konusundaki görüşlerini sorduğumuz Kaleağası, AKB sıfatının Avrupa’da daha küçük çaplı kentlere verildiğini, bu sebeple kavramın İstanbul’a dar geldiğini ifade etti.
Hazırlık sürecinde bir takım aksiliklerin olduğunu ama özellikle 16 Ocak’taki açılışla önemli bir başarıya imza atıldığını belirten Kaleağası, asıl sürecin bundan sonra başlayacağını hatta esas sonucun 2010 yılı bitiminde görüleceğini kaydetti.
İstanbul markasının güçlenmesinin Türkiye markasının da güçlenmesi anlamına geldiğini belirten Kaleağası, İstanbulluların kent kültürünü iyi özümsemeleri gerektiğini ve İstanbul’u önce kent sakinlerini gözünde marka haline getirmek gerektiğini ifade etti.







