Prof. İlber Ortaylı-Milliyet Pazar
70’lerin başında biten ve neredeyse 30 yılda ancak tamamlanan bina şehrimizin bir yılan hikayesiydi. Onun yeniden düzenlenmesi için sadece ve sadece gayret lazım
Birçok arkadaşımın aksine Taksim’deki Kültür Sarayı’nın bende iyi anıları yok. Bir yerin bıraktığı anılar iyi olmayınca ona iyi olarak da bakılamıyor. Kaldı ki 12 Mart sıralarında ilk Atatürk Kültür Merkezi feci bir yangın geçirdiydi. Çok acemice bir propaganda yaptılar, güya yangını solcular çıkarmış. Elektrik kontağının ve alaturka işletmeciliğin daha büyük bir tehlike (!) olduğu anlaşıldı. Zırva ile tevil edilmek istenen yangının daha feci bir yanı vardı. Çirkin binanın ne olduğundan çok beni hâlâ üzen budur.
Oflazoğlu’nun “IV. Murad”ı temsil ediliyordu, daha doğrusu repertuarda o da varmış; nitekim o akşam da “IV. Murad” değil, “Cadı Kazanı” sahneleniyormuş. Buna rağmen “IV. Murad” oyunu için Topkapı Sarayı’ndan getirilen kıymetli eşya vitrinde teşhire devam ediyor. Edepsizliğin derecesini tasavvur ediniz. Avrupa’da Viyana Devlet Operası, Burg Theater veya Paris ve Londra’da başka bir tiyatroda fuayede müze eserleri sergileniyor diye Topkapı’dan da istenmiş. Ancak orada sergilenenlerin çoğu ikinci, üçüncü derecede eserlerdir. Topkapı Sarayı’ndan alınan ise IV. Murad’ın zırhı,
kendine özgü kesimli orijinal kaftanı, kılıcı ve okuduğu tahmin edilen
kıymetli bir Kuran nüshasıydı. Malum yangında hepsi kül oldu.
Ben bu kıymetdar eserleri birinin kaçırdığını düşündüm, oysa zırh bir topak halindeydi. Kaftanla Kuran-ı Kerim nüshası kül olmuştu, kılıç da zırhın akıbetine uğramıştı. 17’inci yüzyılın en genç ve önemli mareşalinin saray müzesindeki mirası; bugün zırhı bir top halinde ve kılıcı erimiş vaziyette. Bu eserlerin teşhirini isteyen kaprisli tiyatro primadonnamız ve kendisine evet diyen o zamanki Kültür Bakanımızı ve onların etrafını gelecek nesillerin değerlendirmesine terk ediyorum. Ama benim için ne yanan bina ne de yerine yapılan bina pek matah bir şey değil.
Kulisler ve sahne arkası daima şikayet sebebi
Şu andaki binanın en başta inanılmaz akustik problemleri var. Hiç de hoş bir girişi yok, zaten binanın dış yerleşim ve kompozisyonun savunulacak tarafı yok, iğreti binanın çevre düzenlemesi de sıfır. Dar bir saha ve otoparkın içinde boğulmuş; hulasa İstanbul’a yakışan
bir kültür sarayı değil.
Burada seyrettiğim bir oyun (“Amedeus”)sırasında bir kere daha fark ettim; sadece aktörlerin ve aktrislerin sesini değil, konserlerde dahi sesi yutan bozuk eko sistemi var. Kulislerden, sahne arkası stüdyo ve prova yerlerinden şikayetlerin arkası kesilmiyor.
Taksim Meydanı 30 yılda niçin kötü yönde değişti?
70’lerin başında biten ve neredeyse 30 yılda ancak tamamlanan Kültür Sarayı şehrimizin bir yılan hikayesiydi. Onun yeniden düzenlenmesi için sadece ve sadece gayret lazım. Sadece Kültür Sarayı değil; Taksim’in tahrip edilen mezarlığı, Ayaspaşa ve Gümüşsuyu’nun eski dokusu ile de bir imar problemi teşkil ettiği açık. Her sorun gürültüyle değil; tutarlı bir inceleme ve bir restorasyon anlayışıyla çözülebilir. “Taksim Meydanı son 30 yılda niçin değişti?” ve “Bu acaba neden çok olumlu bir değişim olmadı?” diye uzun boylu düşünüyor muyuz?
Osmanlı kuruluş dönemi ile ilgili tartışmalar
Yalova Belediyesi bu hafta 27-28 Temmuz tarihlerinde Halil İnalcık Enstitüsü’nün ikinci sempozyumunu tertipledi. Büyük tarihçi adına konulan Tarih Araştırmaları Ödülü, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Akyıldız’a verildi. Her iki yılda bir bu sempozyum tertiplenecek ve tarihçilerden birine ödül takdim edilecek.
Bu yılki sempozyum konusu kuruluş dönemi araştırmalarına tahsis edilmiştir ve şunu iftiharla belirtmek isterim ki; artık Osmanlı kuruluş döneminin sorunlarını meslekten Bizans ve Osmanlı uzmanları bir arada ele alabiliyorlar. Bizansçıların arasında genç Türkler de bulunuyor. Sempozyuma Girit Üniversitesi’nin ünlü üstadı Prof. Elizabeth Zachariadou da katıldı. Halil İnalcık hocadan ve Elizabeth hocadan yeni şeyler öğrendik. Bu gerçek anlamda uluslararası bir sempozyumdur.
Açılış konuşmasında Yalova Valisi Doç. Dr. Yusuf Erbay ve Yalova Belediye Başkanı Yakup Bilgin Koçal da ısrarla bildirdiler, bilhassa Koçal’ın deyişi şudur; Halil İnalcık Osmanlı Tarih Araştırmaları Enstitüsü’nü kurmak ve bu sempozyumu yapmak 1302 yılında Bafeon (Koyunhisar) Savaşı’nın sonuçlarına dayanarak Söğüt’e rakip bir turistik merkez yaratmak amacını taşımıyor, yanlış anlaşılmasın. Söğüt Osmanlı’nın başkentidir ve ulusal tarih ve ruhta yeri müstesnadır. Biz Yalova sınırları içindeki önemli savaşla Türkiye tarihinin dönüm noktasını ve Osmanlı devletinin doğuşunu araştırmak istiyoruz; kutlamalarımız da meydanlara taşmıyor, bilimin soğukkanlılığı içinde bir sempozyumu tercih ediyoruz.
Sözün doğrusu budur. Yalova Belediyesi’ne ve bu sempozyum ile enstitüye destek olan kuruluşlara, Türkiye’nin genç Bizans araştırmacılarına ve Osmanlı tarihçilerine, yabancı meslektaşlara teşekkür etmek gerekir.
Fazıl Say ne kadar muhteşem bir virtüöz olduğunu herkese gösterdi
90’ıncı yılı kutlanan Avusturya Cumhuriyeti’nin halen en saygın geleneksel kültürel kurumu Salzburg Müzik Festivali’dir. Festival hep Hugo von Hofmannsthal’in “Jedermann” adlı oyunu ile başlar. Tabii akşamki bu oyundan evvel gündüz konserler vardır. Bu yılın ilk konseri Borusan Orkestrası eşliğinde Fazıl Say’ın solistliğiyle oldu. Ulvi Cemal Erkin, Respighi, Hindemith yanında Fazıl Say muhteşem bir Mozart virtüözü olduğunu gösterdi ve kendi “Nirvana”sı ile hakikaten Nirvana’ya ulaştı denebilir. Böyle bir Mozart çıkışını yıllar evvel Tel Aviv’de yapmıştı.
Türkiye’de büyük atılımlar da oluyor, Avrupa Kültür Başkenti yılı, ilişkiler vs. hiçbiri o kadar önemli değil. Bu memleketin artık iyi orkestraları, virtüözleri ve solistleri var.
Borusan Holding yayın ve müzik alanına, sermaye ve kazancına göre esaslı yatırım yapar. Bu yerli-yabancı herkesin dikkatini çeker. Nitekim holdingin başkanı Ahmet Kocabıyık’a Avusturya Bilim ve Araştırma Bakanı Dr. Beatrix Karl eliyle devlet bilim ve kültür nişanının üst rütbesi verildi.
Öğleden sonra Fazıl Say muhteşem bir resital daha verdi, giden arkadaşları kıskandım. Çünkü ben bazılarıyla birlikte dönmek zorundaydım.
Salzburg gibi bir festivalde sanatçılarımız şöhretleri ve üstün nitelikleri ile yer alıyorlar.








