CHP lideri Deniz Baykal Meclis'te parti grubu konuşmasında Fransız Devlet Başkanı'nın Erdoğan'a "eşinizi getirmeyin" diye mesaj gönderdiğini iddia etti. Grup toplantısında önce "Sarkozy" ismini telaffuz eden Baykal, gruptan çıkarken gazetecilerin soruları üzerine bu ismi Chirac diye düzeltti.
Böylece Emine Erdoğan için örtülü biçimde "gelmesin" mesajı gönderen Fransız devlet başkanının Jacques Chirac olduğu iddiası gündeme geldi.
Diplomatik skandal niteliğindeki bu olayın içyüzü henüz açıklığa kavuşmadı. Başbakanlık'tan akşam saatlerinde yapılan açıklamada bu iddia yalanlandı.
İşte Baykal'ın TBMM'de CHP grup toplantısında yaptığı konuşmadan satır başları:
CHP’nin iktidar programıyla ilgili açıklamalar toplumda çok büyük ilgi ve destek yarattı. İktidar çevreleri bundan çok rahatsız oldular. TEKEL işçilerinin içinde bulunduğu durum ve iktidarın bunun karşısında korkutma ve yıldırma tavrını herkes görüyor.
Sayın cumhurbaşkanı Hindistan’a giderken anayasa değişikliği tartışmasının bir tarafa bırakılması gerektiğini söyledi. Bunu çok önemli buluyorum. Daha önce biz de buna dikkat çekmiştik. Anayasa değişikliği konusundaki bu tereddüttün altında mecliste çoğunluk sağlamada sorun yaşanacağı Başbakan tarafından ifade ediliyor.
Buna katılmıyorum. Parlamentoda çoğunluğu sağlayabilirler. Ama referanduma gittikleri takdirde yüzde 50’yi bulmaları imkansızdır. Gelişmeler şimdi Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle de netlik kazanmıştır.
Anayasa değişikliği çok önemli bir konudur. Bizim de çok ciddi hazırlıklarımız var. Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına cevap verecek bir anayasa düzenlemesinin şu an mümkün olmadığını görüyoruz.
DOKUNULMAZLIK DÜZENLEMESİ YAPIN
Hukukun arkasında dolanabilmeleri için bir anayasa değişikliği istediklerini biliyoruz. Mecliste 550 milletvekili var, 608 tane fezleke var. Yargı harekete geçemiyor çünkü milletvekili dokunulmazlığı var.
Madem o kadar demokrasi, diyorsunuz o zaman küçük bir dokunulmazlık düzenlemesi yapın. Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsatları yakalama konusunda hepimizden yetenekli görünüyor. Sıkı sık tarihi fırsatları müjdeliyor ama onların altından bir şey çıkmış değildir.
Kürt açılımı için de Ermeni açılımı içinde tarihi fırsat tanımlaması yaptı. Şimdi de anayasa için tarihi fırsat kaçtı diyor. Üzülmesin sayın Cumhurbaşkanı CHP olarak tarihi fırsat günü geldiğinde üzerimize düşeni yapacağız.
Esas tarihi fırsat cumhurbaşkanlığı seçiminde kaçmıştır. Bu seçimde bir uzlaşma ihtiyacını yok sayıp kendi iradenizi oraya dayatırsanız ve sonra uzlaşma olmadığı için anayasa değişikliği yapamıyoruz dersiniz. Sonra da Türkiye’ye bir ombudsman lazım dersiniz.
SİZ DESPOTSANIZ HİÇBİR ANAYASA SİZİ DEMOKRAT YAPMAZ
Sayın cumhurbaşkanının son dönemde atadığı rektörlerin tümü üniversite yönetimlerinin isteğinin dışındadır.Oylama yapılmıştır ancak sayın cumhurbaşkanı atamalarda üniversite yönetiminin iradesini yok saymıştır.
Bu atamaların en dramatik sonuç doğuranı İzzet Baysal Üniversitesi’nde yaşanmıştır. Bu üniversite başta vakıf üniversitesi olarak kurulmuş daha sonra devlete teslim edilmiştir. Üniversiteye destek sağlayan vakıf ise çalışmalarını sürdürmektedir.
Öğretim üyelerinin yaptığı sıralamayı YÖK’ün değiştirmesi üzerine bu vakfın sayın başkanı, sayın cumhurbaşkanına bir mektup yazdı. O mektupta, üniversite yönetimince yapılan seçimde eski rektörün ilk sırada yer aldığı ayrıca vakfın da rektörü takdir ettiği yer alıyor.
YÖK’ün sıralamada bir değişiklik yapması durumunda Sayın Vakıf Başkanı Ahmet Baysal sayın cumhurbaşkanından 15 dakikalık görüşme talep ediyor. Ancak bunlara rağmen cumhurbaşkanı bir başkasını rektörlüğe atanıyor. Gazetelere bu durum “Baysal ağladı” şeklinde yansıyor.
Sayın Baysal “Vakıf başkanından 15 dakikalık görüşmenin çok görülmesi beni derinden yaralamıştır” diyor ve basın toplantısında gözyaşı döküyor. “Siyasiler bir adayı desteklemişti o aday benim gözümde siyasilerin adayı” demiştir. O üniversitede görev yapan hocaların tümü “Dokunmayın bu rektör iyi bir hocadır” diyor ama siz bunu neden duymazdan geliyorsunuz.
Sorun anayasadan önce o anayasayı uygulayacak kişilerdedir. Siz despotsanız hiçbir anayasa sizi demokrat yapamaz. Olay budur. Sizin gerçeğiniz budur.
ERMENİ AÇILIMI
İsviçre’de toplantılar yapıldı. Tarihi fırsattır denildi. Protokoller imzalandı ve yola çıkıldı.
Ermenistan bizim bir komşumuzdur. Ermenistan kurulduktan sonra Türkiye onu ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştur. Tarihte yaşanmış olan acı olaylar ayrı ve önemli bir tartışma konusudur. Gerçeklere saygı gösterip peşin hükümlü suçlamalar boyun eğmeden her zaman tartışırız.
Daha sonra Ermenistan 1993 yılında Azerbaycan topraklarını işgal etti. Tüm dünya bunun bir işgal olduğunu kabul ediyor. Bunu üzerine Türkiye ‘olmaz bir şey’ dedi ve sınırını kapattı.
Ermenistan bundan çok rahatsız oldu. 60 bin Ermeni kökenli insan Türkiye’ye geldi. Türkiye bu işsizlik ortamında bu insanları ekmek kavgasına göz yumdu. Bu bizim kültürümüz. Irak’ta Kürt kökenli insanlar katliama uğrayıp Türkiye’ye kaçmış onları kucaklamışız. Bulgaristan, İran, Bosna’da benzer olaylarda Türkiye hep kucak açmış.
Türkiye sınırı Ermeni halkına eziyet için değil, Ermenistan’a düşmanlık olsun diye değil, sınırı kabul etmedikleri için değil Azerbaycan’a yaptıkları için kapattı. Hükümet sıfır ihtilaf diyor ya. İhtilafı ortadan kaldırmak bizim elimde ise bu demektir ki ihtilafı biz yarattık. Ya da karşıdakilerin yarattığı ihtilafı hazmetmektir. Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha iyi bir noktaya gelmesi konusundaki iradeyi Ermenistan’da biz göremiyoruz.
AZERBAYCAN DOSTLUĞU KAYBEDİLDİ
Yapmayın bunu dedik. Bunu yaparsanız Azerbaycan’ı karşımıza alırız dedik. Azerbaycan sizin düşündüğünüzden daha önemlidir dedik. Bunu yaparsanız Azerbaycan’daki işgali, meşrulaştırırsınız dedik. Ermenistan işgali sonlandırmadığı takdirde protokole izin vermeyiz dedik.
Bizden tepkiyi gördü. Azerbaycan çok şiddetli tepki gösterdi. Bunu üzerine Başbakan gitti Azerbaycan’da “İşgal kalkmadan sınır açılmaz” dedi.
Protokolde ne var. Çok şey var dediler. Bizim sınırımızı tanımıyordu ya, şimdi, vazgeçiyor. Sınırı kabul edeceğini protokole koydular dediler. Soykırım konusunda gevşediler dediler. Bunları göremedik bir türlü.
Bu da tıkanmıştır. Çıkmaza girmiştir. Bunları neden söylüyorum, 24 Nisan geliyor. Türkiye yine sıkıştırılacak. Bu hükümetin sıfır ihtilaf anlayışının Ermenistan konusunda getirdiği nokta tam bir fiyaskodur. Hiçbir şey elde edilmedi ama çok şey kaybedildi.
Bir kere Azerbaycan’ın dostluğu kaybedildi. Sıfır ihtilaf diyordun, Ermenistan’la ihtilafı çözmedin, Azerbaycan’la yeni ihtilaf yarattın. Sanmayın ki bunu sadece diplomatlar veya belirli çevreler yansıyacak. Milletimizin ödediği doğalgaz faturalarına AKP iktidarının bu yanlışı yansıyacaktır.
Zam geliyor dedikçe “Baykal diyor” diye bugüne kadar zam yapmadılar, umarım yine olmaz da kışı böyle geçiririz, ama zam gelecek.
TBMM’DEKİ OLAYLAR
Bazen o görüntülere bakınca uzak asya parlamentolarındaki güreş yetenekleri gelişmiş milletvekillerini izlediğimizi zannettik. Bunu arkasında ne var diye düşündük. Bunların arkasın görmemiz gerek üç ana nokta var.
Bunlardan biri eş tartışmasıdır. Aile ve eş tartışması kürsüye yansımıştır. Hassas bir konu. Herkes için hassas. İkincisi, bir din istismarı boyutu vardır olayın. Eş aile tartışmasıyla din istismarı tartışması birbirine girmiş ve olay çığırından çıkmıştır.
Üçüncüsü ise saldırı boyutudur. Çok açık ve sistemli, parti düzeyinde, organize saldırı olayı gerçekleşmiştir.
EŞ TARTIŞMASINA ÇOK ÜZÜLDÜK
Eş tartışmasına çok üzüldük. Siyasi tartışmanın muhatabı siyasetçidir. Böyle bir durum bizim ahlak anlayışımıza yakışmaz. Herkesin ailesine saygı göstereceksin. Bunu öğrenmediysen senin siyaset sahnesinde yerin yok demektir.
Bu temel bir ilke ama tek taraflı bir ilke değil. Kimse ailemizi siyaset zeminine taşımayacağız. Taşırsak o da saldırıya hedef olmaya başlar. Eşine en büyük haksızlığı sen yapmış olursun.
Bun olayda ilk kez sayın başbakan Pazar günü TRT’deki toplantıda hiç icabı yokken eşi ile ilgili bir konuyu gündeme getirmişti.
Türkiye’de kılık kıyafet ile ilgili bir konuyu konuşacaksan eşin üzerinde bunu yapmayacaksın. Eşinle ilgili hatıraları anlatıp bir mağduriyet görüntüsü yaratırsan bu yanlış olur.
CHİRAC “EŞİNİ GETİRME” DEDİ
Geçmişte yaşanan bir başka olay var. O da Fransa’da devlet başkanının lisanı münasiple “Eşini buraya getirme” demiş olmasıdır. Jacques Chirac'ın “Yapacağın devlet ziyaretinde eşin getirme” dediğini biliyoruz. Bu bizi de rahatsız etti. Ne suçlama konusu yaptık ne şikayet ettik.
Sen ağlayıp şikayet edecek noktada değil suçlamaları çözecek noktadasın. Çözebildiğini çözersin çözmediğini istismar edemezsin. “Hem çözemem hem şikayet ederim” yok öyle bir şey. Çözebiliyorsan çöz çözemesen sus.
DİN İSTİSMARI
Peygamber bütün İslam aleminin bütün inançlara saygılı insanların peygamberi. Falan kişi adeta odur dersen, herkesin peygamberine en büyük saygısızlığı yapmış olursun.
Milletin önünde hesabını vermemiş birini Peygambere benzetirsen olur mu? Yanlış olmuştur. Geçenlerde bir belediye başkanı çıktı, “Herkes Tayyip Erdoğan’a şükür namazı kılsın” dedi. Şu hadsizliğe bir bakın.
Bunlar duymamazlıktan gelinecek konular mı? Bu dine peygambere en büyük saygısızlık. Böyle bir namaz kılma teklifinin Müslümanlıkla alakası var mı?
Ne oldu birini istifa ettirdiler nama kılınsın diyen hala görevinde.
Ama ilk söylediğinde terfi ettirdin olay ortaya çıktığında istifa ettirdin.
Üçüncü olay saldırı olayı. Ne zaman olmuştur bu olay?
Sayın Osman Durmuş’un kürsüye çıkıp söylediğinde mi?
Hayır bu sözleri hazmetmişlerdir. Başbakan’ın çıkıp tahrik edici bir tepkiyi ortaya koymasından sonra ‘galiba biz bir görev ihmali yaptık’ diyerek saldırmışlardır.
Kavga niye çıkıyor. Bir saldırı var. Kavga sözlerden çok sonra. Başbakanın konuşmasından sonra.
Bunun sorunlusu doğrudan AKP ve Başbakan’dır. Yaşanan gerçek bu. Milletin gözü önünde yaşanan olay.
AKP’lilere baktığında din istismarı varmış. Din istismarını yapan senin adamın.
Aile meselesi meclise gelmiş. Sen Pazar günü gündeme getirdin aile meselesini. Yanlışın başlangıcında sen varsın.
Sonra da saldırı. Saldırıya uğramış gibi konuşuyorlar bir de.
Başbakan çıkmış diyor ki “Gerilim siyasetin biz yokuz”. Türkiye’de yaşanan gerilimin tek sebebi sensin. Her konuda böyledir.
SİPARİŞLE ÖZÜR OLMAZ
Meclis Başkanvekilimize yapılan davranış ibret vericidir.
O uygun görürse odasında milletvekilleriyle de görüşebilir. Ama o odanın sahibi bir de kadında insan tereddüt eder girmeden önce.
Ama biri giriyor. Ali kıran baş kesen. Giriyor.
Sen onu kadın diye sahipsiz mi zannettin. Bir faciadır. Gelen kişi başbakan yardımcısı. Meclisin başkan vekiline tamlat veriyor. Buna senin ne hakkın var?
Başbakan “sen mi susturacaksın ben mi susturayım” demişti. Bun ne biçim işi. Ne biçim anayasa anlayışı. Ne biçim demokrasi, ne biçim siyaset.
Bir milletvekili hakkında da iftira atıyor. Gıybet yapıyor. Sarhoş diyor. Birisi hak eden bile söylemekte çekinir.
Bu arkadaşımız büyük bir diyetin içinde 20 kilo verdi. Yemesini kesti içkiyi tamamen gündeminden çıkardı.
Arkadaşıma sordum. Hiç alakası yok.
O kişi diyor ki, eğer kendisi isterse özür dilerim diyor. Özür dileme siparişle olmaz.
Eğer senin ilkelerin yanlış yaptığını söylüyor da sen dilemiyorsa o senin bileceğin iş.
O hakkında dedikodu yaptığın kişiye haksızlığı vicdanında nasıl taşıyorsun.
TEKEL İŞÇİLERİ
Tekel işçilerinin uğrunda mücadele ettiği konu sadece para mücadelesi değildir. Tekel işçileri çok daha büyük bir mücadele içinde.
Onların mücadelesinde herkes kendi mağduriyetini görüyor. Toplumdan aldıkları desteğin temelinde bu var.
Sen Tekel’i sattın diye işçileri de mi satacaksın. Eskiden çiftlikler köylülerle birlikte satılırdı ortaçağda.
Ondan sonra bakan çıkacak işin içine şeytan karıştı diyecek.
İşin içinde bir şeytan var biliyoruz. İşin içinde PKK olsa Habur’daki gibi karşılarlardı.
Siz bugüne kadar işçi hareketlerinde böyle samimi bir görüntü gördünüz mü?
Öğrenci kızı okul tatil olduğunda babasının yanına geliyor. 11 yaşındaki kızı o şartlarda yaşatmaya, 1 ay müsaade ederiz, ezeriz demeye vicdanınız nasıl elveriyor?
Bu iktidar uygulamaya başlayalı 4C mi vardı? Sanki bu ekonomi politikasının alternatifi yok. (Hürriyet)








