Murat Yetkin-Radikal
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye’nin yurtdışında görevli bütün büyükelçileri ile Dışişleri’nin yeni üst yönetimini uluslararası siyasetin yeni dengelerini anlamak ve müdahil olma yolların tartışmak üzere Ankara’ya çağırdı.
Toplantı, 04.01.2004 pazartesi Ankara, Bilkent Otel’de Davutoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayacak.
Uluslararası siyasette ağırlığı olan bütün ülkelerin yıllardır benzerlerini yaptığı toplantıların ilki Türkiye’de 2008 yaz aylarında Ali Babacan’ın dışişleri bakanlığı döneminde yapılmıştı.
Yarın başlayacak ‘İkinci Büyükelçiler Konferansı’nı ilkinden ayıran birkaç önemli husus var.
Örneğin, Dışişleri Bakanlığı’na aslında 2002 sonundan itibaren Başbakanlık danışmanı sıfatıyla dış politikaya yön veren- Davutoğlu’nun getirilmesinden itibaren, Bakanlıkta ciddi idari değişikliklere gidildi.
Bunları yapısal ve yönetsel olarak ikiye ayırmak mümkün. Yapısal değişiklikler arasında Afrika’ya ve Latin Amerika’ya açılım siyaseti çerçevesinde kurulan yeni büyükelçilikler, teknolojik yenilenme ve dünyada da nispeten yeni bir alan olan kamu diplomasisini kurumsallaştırma çabası sayılabilir.
Yönetsel değişikliklerin başında ise Dışişleri yönetim kadrosunun yenilenmesi ve bir kuşak gençleştirilmesi geliyor. Davutoğlu’nun müsteşarlığına Feridun Sinirlioğlu’nun getirilmesiyle birlikte, emekli olmalarına daha en az 10-15 yıl kalan, dolayısıyla daha uzun yıllar Dışişleri’nde hizmet verebilecek bir kadro iş başına geldi.
Demokrasi, barış, güvenlik ve istikrar
İkinci Büyükelçiler Konferansı’nın önemi yalnızca Dışişleri’ni yeni kadrolarıyla 21’inci yüzyılın ilk 10 yılı geride kalmışken bir araya getirip ‘Nereye gidiyoruz?’ sorusuna yanıt aramak değil. Aynı zamanda ‘Ne yapmalıyız?’ sorusuna da yanıt aranacak bir hafta sürecek konferansta.
Konferansı üç ana bölümde değerlendirmek mümkün.
Birinci bölüm, önemli konukların yapacağı sunumlar.
Türk büyükelçilerin konferansına özel sunum yapacak konuklar arasında, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yanı sıra, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Vesterwelle, Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada ve Brezilya Dışişleri Bakanı Sezar Amorim var.
İkincisi genel oturumlar. Az sayıda olan genel oturumlar arasında ‘Dünyada ve Türkiye’de 2010’a Bakış’ ve konferanslara adını veren ‘Demokrasi, Barış, Güvenlik ve İstikrar’ oturumu da var.
Üçüncü bölüm, Çalışma Grubu toplantılarından oluşuyor. İzlenecek siyasete ilişkin asıl tartışmaların, Dışişleri dışındaki devlet kuruluşlarından da üst düzeyde katılımın beklendiği bu toplantılarda yapılması bekleniyor.
Örneğin ‘Terörle mücadele, demokratik açılım ve dış yansımaları’ çalışma grubuna İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, ‘Enerji Politikaları’ çalışma grubuna Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, AB çalışma grubuna Baş Müzakereci Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın katılması bekleniyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve MİT Müsteşarı Emre Taner de Türk diplomatlarıyla dış siyaseti belirleyen etkenleri konuşmak üzere davet edilen isimler arasında.
Yurtta sulh, cihanda sulh
Türkiye, milli bir sloganı olan nadir ülkeler arasında. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sözü, Türk dış siyasetinin bu gün de temel ilkesi.
Dışişleri Bakanlığı’nın Davutoğlu yönetiminde dünyadaki uluslararası gelişmeleri anlamak ve Türkiye’nin yapabileceklerini belirlemek amacıyla düzenlediği ve ilk kez bu kapsamda düzenlenen büyükelçiler konferansı bu yönüyle olumlu yönde atılmış bir adım.
Ancak dış siyasetin yalnızca diplomasi olmadığını görmek gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, yılın son günlerinde Kuveyt temasları sırasında sorulduğunda verdiği yanıt, durumu gayet iyi özetliyordu. Cumhurbaşkanı, iki temel konuda; Kürt açılımı ve hükümet-asker-yargı-güvenlik bürokrasisi arasındaki kendisinin ‘uygulamadan kaynaklanan bazı sorunları’ diye nitelediği gerilimi değerlendirirken şunları söylüyordu: “Bu rahatsızlık büyürse, Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsünü zedelemeye başlar. Bir ülkenin içinde sorun varsa dışarıda rahat edemez.”
Türkiye’nin dış siyaset açısından zor bir döneminde Başbakan ve Dışişleri Bakanlığı’nı da üstlenmiş olan Cumhurbaşkanı Gül’ün 2009’un son MGK toplantısı ardından yaptığı uyarıları bu açıdan da değerlendirmekte yarar var.
(Radikal-03.01.2010)








