Türkiye, Brezilya ve İran arasında geçen hafta başında varılan nükleer takas anlaşması, İran’ın düşük seviyede zenginleştirilmiş bin 200 kilogramlık uranyumunun bir ay içinde Türkiye’ye gönderilmesini ve karşılığında yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş 120 kilogram uranyumun bir yıl içinde tıbbi bir araştırma reaktöründe kullanılmak üzere İran’a teslim edilmesini öngörüyor.
Anlaşmanın ardından ABD; Türkiye ve Brezilya’nın ‘samimi’ çabalarını takdirle karşıladıklarını belirtmiş, ancak anlaşmada yanıtsız kalan sorular olduğuna dikkat çekerek İran’ın tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durduracağına dair bir işaret görmediğini vurgulamıştı. Washington yönetimi, daha sonra İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesi konusunda BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasında uzlaşmaya varıldığını açıkladı.
Gözler Viyana Grubu'nda
İran, nükleer takas anlaşması metni ile birlikte Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın bir mektubunu bugün Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na iletti. Ajans ile birlikte Viyana Grubu olarak adlandırılan ABD, Fransa ve Rusya’nın anlaşmayı onaylaması durumunda İran yönetimi; 1,2 ton düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu bir ay içinde Türkiye'ye gönderecek.
Tahran, anlaşmanın kabul edilmemesi durumunda ise İran’ın imzaladığı anlaşmadan çekileceği ve çözümsüzlüğün yıllar boyu devam edeceği uyarısında bulunuyor.
İran Meclisi Başkanvekili Muhammed Rıza Bahüner, İran haber ajansı Isna’ya yaptığı açıklamada, Batılı güçlerin İran’a karşı yeni bir yaptırım süreci başlatması durumunda da imzaladıkları takas anlaşmasına bağlı kalamayacaklarını söyledi.
Yaptırım etkili olur mu?
İran'a uygulanması istenen yaptırımlar, uluslararası toplumda görüş ayrılıklarına neden oluyor. Alman hükümetinin Almanya - ABD ilişkilerini koordine eden Sosyal Demokrat Partili politikacı Hans-Ulrich Klose, İran ile siyasi diyaloğun sürdürülmesinden yana görüş bildirdi. Klose, sadece yaptırım uygulamasının bir etkisi olmayacağı görüşünü savunuyor:
“Ben İran sorununun -mümkünse- görüşmeler yoluyla, yani diyalogla, siyasi diyalog aracılığıyla giderilmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Askeri operasyon seçeneği her zaman olabilir; ancak bunun sonucunun ne olacağını, nereye gideceğini önceden kestirmek tamamen olanaksız. Ben bu nedenle tek başına yaptırım uygulamasının etkisi olacağı kanısında değilim.”
Maraton müzakereler
Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin dış politika uzmanı Hans-Ulrich Klose, İran’a yaptırım uygulanacaksa, bunun nasıl olması ve hangi hedefe yönelmesi gerektiğini de şöyle açıklıyor:
“Yaptırımlar, görüşme konseptinin bir öğesini oluşturur. Muhatabınıza bu konuda ne kadar ciddi olduğunuzu ve yaptırımları uygulama konusunda sadece Batılı ülkelerin değil, - eğer BM çerçevesi olacaksa - tüm büyük güçlerin girişime hazır olduğunu gösterebilirsiniz. Bu nokta, görüşme sürecinin psikolojisini etkilemek açısından önemlidir. Ancak şunu da bilmek gerekir ki, görüşme maratonu, -adı üstünde- bir maratondur, uzun soluklu olmak durumundadır. Korkarım ki İran konusunda da görüşme süreci uzun zaman alacaktır.” (DW)
Washington Post: ABD-Türkiye ilişkisi bozulabilir
Washington, NATO'nun kilit üyesi ve Afganistan ile Irak'taki istikrarın sağlanması için büyük önem taşıyan Türkiye'nin uluslararası diplomaside ABD'nin işine karışmasından hiç memnun değil.
ABD Başkanı Barack Obama, geçtiğimiz yıl ülkesi ve Türkiye’nin “zamanımızın zorluklarını aşmak için beraber çalışmaları” gerektiğini söylemişti. Ancak iki müttefik ülke arasındaki uyum, bu ay içinde daha önce hiç olmadığı kadar bozuldu.
Türkiye’nin, İran'ın elindeki düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir lısmının yurtdışına çıkarmasını kabul ettiği anlaşmada arabuluculuk yapması, ABD’nin Tahran’a yönelik yeni yaptırım paketi üzerinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde oluşturmaya çalıştığı görüş birliğini tehdit etti.
Eğer NATO’nun kilit Müslüman üyesi ve ABD’nin Afganistan ve Irak’taki istikrar çabalarında önemli rol oynayan Türkiye, İran yaptırımları lehine kullanılacak oy ve oyların karşısında durursa, ABD ile olan ilişkileri daha da zor bir döneme girebilir.
SÜREGELEN GERGİNLİK
İran konusunda yaşanan gerginlik, bu yılın başlarında ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımasıyla başlayan zorlu dönemin ardından geldi.
Bu ay içinde yaşanan tartışmalar, sadece İran’ın nükleer programıyla başa çıkmak için hangi yöntemin daha iyi olduğuna yönelik ideolojik farklılıklardan değil, kendisini bölgesel güç olarak göstermeye başlayan Türkiye’nin kazandığı güvenden de kaynaklandı.
Türkiye’nin İran’la vardığı anlaşmadan bir gün sonra, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi arasında İran’a yönelik yeni tur yaptırımlar üzerinde anlaşıldığını açıkladı. Kararın bu kadar hızlı açıklanması, ABD’nin Türkiye’ye olan öfkesini ortaya koyan bir işaret ve güvenlik konseyinin geçici üyesi Türkiye’nin diplomatik çabalarına atılan bir tokat olarak kabul edildi.
Çarşamba günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la telefonda bir saatten fazla süren bir görüşme yapan Başkan Obama, Türkiye’nin yaptığı anlaşmanın, nükleer programı nedeniyle izole edilmek istenen İran’a yönelik çabalarla neden uyuşmadığını anlattı.
Türkiye’nin arabuluculuk çabalarını onaylayan Obama, “uluslararası toplumun İran’ın nükleer programı ve uluslararası şartlara uymaması yüzünden duyduğu temel endişelere” değindi. Obama, Erdoğan’a Türkiye karşı olsa bile İran’a yönelik yaptırım sürecinin devam edeceğini belirtti.
TÜRKİYE İLİŞKİLERİ MAHVEDİYOR
İran’ın yurtdışına 1,200 kg düşük zenginleştirilmiş uranyum göndermeyi kabul etmesi, Türkiye’de Ankara’nın diplomatik zaferi olarak kabul edildi. Ortadoğu’daki tansiyonu düşük tutmak ve İran’la diplomatik ilişkilerini geliştirmek isteyen Türkiye, Tahran'la yaptığı görüşmeyi Batı'yla daha fazla çatışma yaşanmadan önce İran’ı müzakere masasına getirmeye yarayacak bir ön basamak olarak gördü.
Bir Türk yetkili, “Washington, ABD’nin ve BM Güvenlik Konseyi’ndeki müttefiklerinin çabalarını engellemeye çalıştığımızı düşünüyor. Ama biz yapılan anlaşmanın sorunun geneline çözüm getireceğini düşünmediğimiz gibi, böyle bir iddiada da bulunmadık” dedi. Yetkili, sadece İran’ı müzakere masasına çekebilmek için bir çeşit zemin oluşturmayı amaçladıklarını belirtti.
Diğer yandan, ABD’li yetkililer anlaşmanın yeterince kapsamlı olmadığını, İran’ın uranyum zenginleştirmeye devam edeceği gibi, zenginleştirilmesi halinde elinde nükleer bomba üretmeye yetecek kadar uranyum bulunduğunu belirtti.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Carneige Uluslararası Barış Vakfı Türkiye uzmanı Henri Barkey, İran’la yapılan nükleer yakıt takası anlaşması için, “Bu Türkler için büyük kayıplarla kazanılmış bir zafer” yorumunu yaptı. Barkey, “Türkiye burnunu ABD’nin işine sokarak Üçüncü Dünya’da çok büyük gösteriş yaptı. Ancak Ankara ABD ile ilişkilerini gerçekten mahvediyor” dedi. 








