Logo EurActiv.com.tr

AB ve Türkiye'de mobil iletişim hizmetlerinde vergi rejimi-1

Bookmark and Share

Teknoloji alanında yaşanan gelişmelere paralel olarak küreselleşen dünyada, bilgi ve iletişime dayalı iş kollarının geleneksel sanayi dallarının yerini almasını sağlamiştır.

Haberleşme ve iletişimin alanındaki teknolojik gelişmeler aracılığıyla meydana gelen ilerleme, bilişim, finans ve eğitim sektörlerini yakından ilgilendirdiğinden hem ekonomik hem de sosyal hayatı etkilemektedir. İş yapış şekillerini iyileştiren yeni teknolojilerin kullanımıyla ilgili politikalar, verimliliği, sosyal adaleti, ekonomik büyüme ve ülke kalkınma hızını etkilemektedir.

Bir dönem devletin tekelinde olan telekomünikasyon alanı, günümüzde “Yeni Ekonomi” adı altında ele alınan mobil iletişim, internet, kablolu TV, elektronik ticaret gibi hizmetleri sunan şirketlere geçmiştir.

Sektördeki bu yeniden yapılanma daha önce karşılaşılan sorunlara başkalarının da eklenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda mobil iletişime uygulanan vergi politikaları üzerinde durulması gereken konuların başında gelmektedir.

Türkiye, dünya çapında mobil iletişim hizmetlerinden alınan vergi sıralamasında ilk basamakta yer almaktadır.

Bu hizmetlerden alınan Katma Değer Vergisi, Özel İletişim Vergisi ve Hazine payının da içinde bulunduğu 7 kalemlik vergi yükü oran olarak yüzde 58’e ulaşmaktadır. Avrupa Birliği çapında ise bu oran % 17.1 seviyesindedir.

Sektördeki ağır vergi yükü, Türkiye’de devletin vergi gelirlerini artırmaktadır. Ancak, bu denli ağır bir vergilendirme günümüzün iş yapış koşullarında ekonomik ve sektörel büyümeye engel oluşturmakta, eşit gelir dağılımının önüne set çekmektedir. Meselenin Avrupa Birliği’ne uyum uyum sürecinde önemli bir engel olarak karşımıza çıkması da bir başka boyuttur. AB’nin Türkiye’nin müzakere sürecini değerlendirdiği İlerleme raporlarında da vergi yükünün ağırlına dikkat çekilmektedir.

Bu çalışma, Türkiye’deki mobil iletişim sektöründeki ağır vergi yükünü tanımlamayı, Avrupa Birliği mevzuatını ve Türkiye’nin uyum sürecinde karşısına çıkacak engellerin aşılması için gerekli olan çözüm önerilerini ele almaktadır.

Çalışmanın birinci bölümü Avrupa Birliği’nde mobil iletişim sektöründeki vergi uygulamalarını ele almakta, ikinci bölümü ise Türkiye’deki mevcut duruma değinmektedir. İkinci bölümün devamında, Türkiye’deki mevcut vergi yükünün yarattığı sorunlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyumuna, telekomünikasyon sektörüne, ekonominin bütününe ve gelir dağılımına etkileri ele alınmaktadır. Son bölümde ise çalışmanın özeti ve Türkiye’nin vergi kalemlerinde indirime gitmesinin nasıl avantaja dönüşebileceğine değinilmektedir.

Bilişim sektörünün gelişimi için uygun piyasa koşullarının yaratılması günümüzde ekonomik gelişme için çok önemlidir. Mobil teknolojiler, Türkiye’yi bir genişband (broadband)[1] toplumu haline getirmede büyük bir role sahiptir. Ancak mevcut vergi rejimi genişbandın ülkede hizmete girmesi ve kullanıma sunulmasında zarar vermektedir.

Uygun piyasa koşullarının oluşması için de şirket kurma, fon yaratma, yer bulma, ürün ve servis ihracatının yanı sıra, vergilendirme konusunda da girişimci ve yatırımcıların önlerine çıkan ağır vergi yükünün kaldırılması gerekmektedir.

1- AB'de mobil iletişimde vergi rejimi

Avrupa Birliğinde telekomünikasyon sektörünün gelişmesine büyük önem atfedilmekte. Bu doğrultuda çalışmanın bu bölümünde mobil iletişim sektörüne uygulanan vergi politikalarını etkileyen AB politikalarına değinilecektir:

A) Lizbon Stratejisi ve iletişim sektörü

Bilgi teknolojileri sektörünün gelişimi ve bu sektörlere yönelik yatırım, AB kamu politikalarının öncelikleri arasında yer almaktadır. AB, bilgi teknolojileri kullanımının, verimliliği artırdığı ve yeni piyasalar oluşturduğu; iş dünyası üzerindeki bürokrasiyi azalttığı; kamu yönetimine etkinlik kazandırdığına dikkat çekmektedir. Bilgi teknolojilerine yatırım aynı zamanda yenilikçi bir topluma da yatırım anlamına gelmektedir.

Avrupa Birliği’nin 2010 yılında dünyanın en rekabetçi ekonomisi olmasını amaçlayan Lizbon Stratejisi kapsamında bilgi teknolojileri ve bunun önemli bir bölümünü oluşturan iletişim sektörü ciddi bir önem taşımaktadır.

2007 yılında AB genelinde 300 milyar Euro’luk Pazar payına sahip olan iletişim sektörünün ekonomiye katkısı da küçümsenmeyecek kadar önemlidir. İletişim hizmetlerinin yaygınlaşması, ekonominin genel verimliliğinin artmasında önemli bir rol oynamakta,  Avrupa Komisyonu verilerine göre, 2007 yılında AB ekonomilerindeki verimlilik artışının yüzde 12’si iletişim sektöründen kaynaklanmış durumdadır.

Bu nedenle, AB kamu politikaları da iletişim sektörünün daha rekabetçi bir yapı kazanmasını hedeflemekte, sektörün performansını belirleyen kamu politikalarının başında da vergi politikaları gelmektedir.

AB hükümetlerinin önceliklerinden biri de bu alandaki yasal düzenlemeleri ve teknolojik ilerlemeyi kolaylaştıracak şekilde geliştirmektir.

B) i 2010 Girişimi

AB’nin Bilgi Toplumu olma yolunda attığı bir diğer adım da i2010 girişimidir. Bu girişimin hedefi en yalın şekilde daha hızlı toplumsal kalkınma ve refaha ulaşmaktır. Bu kapsamda telekomünikasyon ve internet teknolojilerini destekleyen politikalar ön plana çıkmakta, AB’nin telekom paketinin önemli unsurlarının başında saydam ve ucuz fiyatlama gelmektedir.

C) AB vergi politikası

Avrupa Komisyonu 1987 yılında telekomünikasyon hizmetleri ve araçları için ortak pazarın oluşturulması hakkında Yeşil Kitap yayınlamıştır. Bu raporda Tek Pazar’ın sunduğu fırsatlardan en üst düzeyde yararlanılması için telekomünikasyon piyasasında daha büyük oranda uyumlaştırma ve daha fazla rekabet olması gerektiği belirtilmiş, Yeşil Kitap’tan sonra hazırlanan eylem programı da bölgedeki telekomünikasyon piyasalarının rekabete açılması, üye ülkelerdeki düzenleme ve işletme faaliyetlerinin AB Antlaşması’ndaki rekabet kurallarıyla uyumlu hale getirilmesi, işletme faaliyetlerinin açık bir biçimde birbirinden ayrılması, Açık Şebeke Tedariği Programı ve Topluluğun sektöre ilişkin rekabet kurallarının tam uygulanması gibi unsurlardan oluşmuştur.

Avrupa Birliği’nin kuruluşundan bu yana temel hedefi ‘Tek Pazar’ yaratılması olmuştur. Tek Pazar’ın yanı sıra 2001 yılında belirlenen Lizbon Stratejisi ile daha büyük hedefler ortaya koyulmuş, üye ülkeler arası farklı vergi sistemlerinin bulunmasının bu hedeflerin gerçekleştirilmesinin önünde bir ölçüde engel oluşturduğu vurgulanmıştır.  Diğer yandan, AB’de de ülkelerin ulusal egemenlik alanlarından birini oluşturan vergilendirme, ekonomik ve sosyal politikaların uygulama aracı niteliğindedir.

AB, zorunlu vergilerle ulusal sistemleri standart hale getirmekten çok, birbirleriyle ve Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma ile uyumlu hale gelmelerini amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Amsterdam Antlaşması’nın vergi ile ilgili hükümlerini kapsayan 90-94. maddeleri, Topluluğun Politikası başlıklı üçüncü bölümde yer almaktadır. Üye devletlerin uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikalar, kendi ulusal yetki alanları içinde kaldığından AB’nin vergi yaratma yetkisi bulunmamaktadır.

AB ülkelerinde mobil iletişim sektörü esasen KDV yoluyla vergilendirilmektedir.

Katma Değer Vergisi (KDV), AB mevzuatına üye devletler tarafından 1967 yılında uygulamaya girmiş, bu sayede, daha önce uygulanmakta olan üretim ve tüketim vergileri yerine katma değer vergisi, birinci ve ikinci KDV direktifleriyle uygulamaya koyulmuştur. Daha sonra, 77/338/EEC sayılı 6.Konsey Direktifi, KDV’nin bütün ülkelerde aynı işlemlere uygulanmasını, bu çerçevede, Topluluk genelinde ortak tanımlamaların belirlenmesinin yanı sıra vergilendirmede sınırların kaldırılması amacına yönelik bir dizi tedbirin alınmasını da sağlamıştır.

Yine de AB genelinde bütün üye devletler için uyumlaştırılmış ortak bir vergi oranı bulunmamaktadır. Üye devletler kendi standart oranlarını saptamakta serbest olmakla birlikte, minimum eşik değer olarak kabul edilen %15’in altına inememekte, buna göre üye devletler, %15 ile %25 arasında standart oranlar uygulamaktadırlar.

AB’de iç pazarın işleyişinin kolaylaştırılması ve tek pazarda malların serbest dolaşımının sağlanması amacıyla üye ülkelerde özel tüketim ürünlerinden alınan vergilerin de uyumlaştırılması söz konusu olmuştur. Bu alanda uyumlaştırmaya yönelik, 92/79/EEC, 92/82/EEC ve 92/83/EEC sayılı direktifler kabul edilmiş, buna göre, ÖTV'ye konu alan ürünlerin kapsamı tanımlanıp, bu vergilerin uygulanma yöntemleri belirlenmiştir. AB genelinde ÖİV alkollü içecekler ve sigara benzeri ürünlere uygulanmaktadır.

Üye ülkelerde uygulanan KDV oranları (2008)

Ülke

           Standart oran

 İletişim vergisi

Belçika          

21

21

Bulgaristan

20

20

Çek Cumhuriyeti        

19

19

Danimarka

25

25

Almanya

19

19

Estonya

18

18

Yunanistan

19

19

İspanya

16

16

Fransa

19.6

19.6

İrlanda

21.5

21.5

İtalya

20

20

Kıbrıs

15

15

Latvia

21

21

Litvanya

19

19

Lüksemburg

15

15

Macaristan

20

20

Malta

18

18

Hollanda

19

19

Avusturya

20

20

Polonya

22

22

Portekiz

20

20

Romanya

19

19

Slovenya

20

20

Slovakya

19

19

Finlandiya

22

22

İsveç

25

25

İngiltere

15

15

AB’de vergi yükünü artırıcı uygulamalar

İç vergilendirme yetkinliği büyük ölçüde üye ülkelerde olsa da, AB mevzuatında bütün ülkeleri bağlayan bazı hükümler bulunmaktadır. Bu hükümler, vergilendirmedeki farklı uygulamaların AB Tek Pazarı’ndaki eşit rekabet koşullarını bozmasını ve dolayısıyla Lizbon Stratejisi’nin zarar görmesini engellemeyi hedeflemekte, bu kapsamda, AB’nin, bu hedeflere ters düşen vergilendirme politikalarına itiraz etme hakkı bulunmaktadır.

2002 yılında değişen telekomünikasyon müktesebatının amacı telekomünikasyon hizmetleri ve şebekelerinde Avrupa Tek Pazarı’nın yaratılması ve rekabetin teşvik edilmesidir. AB genelinde iletişim sektörü diğer sektörlerden farklı bir vergilendirmeye tabi tutulmamakta, sektör KDV yoluyla vergilendirilmektedir. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın 1997 yılında KDV uygulamasına ilişkin aldığı bir karar ile AB içtihadı haline gelen bu ilke uyarınca, aynı faaliyetleri yürüten ekonomik işletmelerin aynı şekilde vergilendirilmesi gerekmektedir.

AB’de mobil hizmetlerden alınan vergilerin ortalaması yüzde 17.1’dir.

Yunanistan ve İtalya dışındaki AB ülkeleri dışında, sektörün vergi yükünü artıran bir uygulama da söz konusu değildir. Bu iki ülkede mobil iletişimden aylık kullanım bedeli alınmakta, Yunanistan’da abonelerden aylık fatura tutarına göre 1.92 – 5.75 dolar arasında bir kullanım bedeli alınmaktadır.

İtalya’da ise sadece faturalı hatlardan aylık 6.82 dolar tutarında sabit kullanım bedeli istenilmektedir. İtalya’da faturalı hat kullanıcılarının toplam kullanıcılar içindeki oranı sadece yüzde 5’tir ve bu oranın düşük olması büyük ölçüde aylık sabit kullanım bedelinden kaynaklanmaktadır. Hazine payı uygulamasına ise AB’de hiçbir ülkede rastlamak mümkün değildir.

Avrupa Birliği ülkelerinde devletin toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payı ortalaması yüzde 38 civarındadır. Euro bölgesinde ise bu oran yüzde 35’tir. AB genelinde vergi gelirinin vergi kalemleri arasındaki dağılımında da eşitlik izlenmektedir. 2007 yılında AB genelinde vergi gelirlerinin dağılımı dolaylı vergiler (yüzde 33.8), dolaysız vergiler (yüzde 32.7) ve sosyal katkılar (yüzde 33.1) olmak üzere eşit bir şekilde gerçekleşmiştir.

Dünyadaki toplam GSM abonelerinin yüzde 34’ü Avrupa Birliği ülkelerinde bulunmaktadır. Her yüz kişi başına GSM abonesi sayısı yaklaşık 112 civarında olmasına rağmen halen abone sayısı yıllık ortalama yüzde 5 ile yüzde 10 arasında büyümektedir. Birlik ülkelerinde elde edilen verimlilik artışının yüzde 42’si bilgi teknolojileri ve GSM hizmetlerinin yaygınlaşması sonucu ortaya çıkmış durumdadır. GSM sektörünün gayri safi millî hasıla üzerindeki katma değeri özellikle İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi Türkiye ekonomisine benzer Avrupa Birliği ekonomilerinde ortalamanın üzerinde büyüme etkisi sağlamaktadır.

2- Türkiye'de mobil iletişim alanında uygulanan vergi rejimi

Türkiye, Mobil iletişim üzerindeki vergi yükü ile dünya şampiyonluğunu elinde tutmaktadır.

1985’ten bu yana OECD ülkelerinde ve Türkiye’de toplam telekomünikasyon gelirlerinin GSYİH içindeki payı artış eğilimindedir. 1999–2004 yılları arasında ise hem AB’de hem de ABD’de telekomünikasyon sektörü her zaman getirilerine göre en yüksek beş endüstri arasında yer almıştır.

2007–2013 yılları arasında Türkiye’de telekomünikasyon sektörü için DPT tarafından belirlenen ve Özel İhtisas Komisyonu Raporu'nda yer alan hedef: “Ülke kalkınması için kaldıraç olarak kullanılabilme yolunda; herkesin eşit seviyede, uygun fiyat ve kalitede, geniş bant dahil her türlü telekomünikasyon hizmetine erişebildiği; düzenleyici müdahalesine gerek kalmadan, devletin öngörülebilir politikalarla istikrarlı olarak özendirdiği, rekabetçi, teknoloji geliştirme ve kullanımında küresel seviyede lider ülkeler arasına girmiş katma değer üreten, uluslararası pazarlarda faal; GSMH’nin en az %5’i büyüklüğüne ulaşmış bir telekomünikasyon endüstrisi oluşturmak” olarak tanımlanmaktadır.

% 58’e varan vergi yükü ile Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinde % 15-25 arasında değişen vergi oranlarının bir hayli üstünde görülmektedir. Bu arada Çin ve Suriye’de yüzde 3, Nijerya, Malezya ve Angola’da cep telefonundan yüzde 5 vergi alınmaktadır.

Mobil telefon sektörü Hazine için hazır ve süratle büyüyen bir vergi kaynağı oluşturmakta, bu durum da sektörün neden bu denli ağır bir vergi rejimine tabi tutulduğunu ortaya koymaktadır.

Birazdan ayrıntılı biçimde incelenecek vergi kalemlerinden önce 2006 yılında mobil iletişim sektörünün vergilendirilmesi konusunda uluslararası denetim ve danışmanlık firması Deloitte tarafından hazırlanan tablolara bakmakta fayda görülmektedir:

Birinci tablo mobil iletişim hizmetlerinin kullanıcı maliyetleri içindeki payını göstermektedir:

Tablo, Türkiye’nin Tanzanya ve Uganda gibi Afrika ülkelerinden de daha yüksek bir vergi uygulaması ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.

Telekomünikasyon sektörü, iletişim ve bilişim alanındaki gelişmelerle  ülkelerin ekonomik kalkınmalarında ve büyümelerinde önemli rol oynamaya başlamıştır.

Aşağıdaki tabloda da görüldüğü üzere, 1970–1990 arasında, OECD ülkelerindeki üretim artışının üçte birinin modern sabit hat şebekesindeki gelişmeden/yayılmadan kaynaklandığı ortaya konmuştur. 1985–2005 yılları arasında OECD ülkelerinde ve Türkiye’de toplam telekomünikasyon gelirlerinin GSYİH içindeki payı artış eğiliminde olduğu görülmektedir. 1985 yılında GSYİH’nın %2’si dolaylarında olan OECD ortalaması 2005 yılında %3’ü aşmış durumdadır. Türkiye’de ise söz konusu oranın 2001–2005 yılları arasında OECD ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir.

Çalışmanın devamına ulaşmak için tıklayınız.

 

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics