BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜ ve ÇEVRE
GİRİŞ
Çevre kirliliği, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya ilişkin gelişmeler dünya gündeminin en üst sıralarında yer alıyor. Türkiye’de konuya ilişkin çalışmalar biraz geriden yürüse de özellikle sivil toplumun baskısıyla gerek kamu, gerek özel sektörde bilinçlenme son yıllarda giderek artıyor.
Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 3. tahmin raporunda, iklim değişikliğinden etkilenmeyecek ülke ve bölge bulunmadığı belirtilirken, son yıllarda özellikle ani meteorolojik değişikliklere bağlı gelişen ve yerleşim birimlerini tehdit eden şiddetli yağış, hortum, çamur-moloz akması gibi afetlerde artış gözleniyor.
Başta Kyoto Protokolü olmak üzere uluslararası platformda ülkeler tehlikeli gaz emisyonlarını azaltmak için bir dizi taahüütte bulunmakta. Kimileri bu taahhütlere uymak için mevzuat değişiklikleri yaparken, kimi ülkeler yalnızca iklim değişikliğiyle “sözde” mücadele etmeyi ediyor. Uygulamada ne olursa olsun, son yıllarda dünyada birçok kuruluş, bilim adamlarıyla işbirliği içinde hava kirliliğinin azaltılması için çalışmalar yapıyor. Buna sivil toplumdan ve hükümetlerden de destek geliyor.
Her sektör iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele için önlem almak zorunda. Peki bu sektörler içinde Bilişim ve İletişim Teknolojilerinin (BİT) sorumlulukları ne olmalı?
Günümüzde Bilgi ve İletişim Teknolojileri
- Yenilikçiliği, yaratıcılığı ve rekabet edebilirliği teşvik ederek ekonomide küreselleşme hedefine hizmet eder.
- Tüm bilimsel ve teknolojik alanların gelişmesi için araçlar sunar.
- Kamu sektörünün daha etkin olmasını sağlarken aynı zamanda eğitimden enerjiye kadar tüm sektörlerin modernizasyonunu gerçekleştirir.
- Sosyal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi için araçlar sağlar ve yaşam kalitesini arttırır.
CO2 emisyonlarının büyük ölçüde dengelenmesi, yeni iş yapma yöntemleri ve yeni yaşam biçimlerinin yanı sıra BİT’e büyük yatırımlar yapılmasını gerektirecektir. Bu sektör, toplumun CO2 emisyonlarını 2020 yılına kadar yüzde 15 kadar dengeleyebilir.
Gündemin birinci maddesinde yer almayı sürdürürken küresel ısınma ve iklim değişikliği ile ilgili araştırmalar ve önlemlerin alınması yönündeki çalışmalar da kriz nedeniyle hızını kaybetmiş değil.
Bu çalışmaların başında gelen çeşitli endüstrilerin ve sektörlerin iklim değişikliğinde ve çevre sorunlarında ne denli payları olduğu ve olumsuz katkılarının nasıl azaltılabileceğini kapsayan raporlar da araştırma kuruluşları tarafından yayımlanıyor.
Bu kuruluşlardan biri olan Avrupalı İklim Grubu’nun yaptığı bir araştırmaya göre bilgi ve telekomünikasyon teknolojilerinin karbondioksit salınıma katkılarının beklenenden daha fazla ve havacılık sektörüne yakın olduğu görülüyor. İnce hesaplara dayanan bu araştırmaya göre dünya genelinde PC ve çevre donanımları, telekomünikasyon ağları ve donanımı ile veri merkezlerindeki bilgiişlem ekipmanlarının bir yıl içindeki karbondioksit salınımı 830 milyon tonu buldu. Bu miktarın gelişen teknolojilere ve alınan önlemler ile daha az enerji kullanımına karşın 2020 yılında 1.4 milyar tona ulaşması ve bu artışta en büyük payın veri merkezlerindeki salınıma ait olacağı bekleniyor.
ABD Başkanı Barack Obama’nın baş iklim müzakerecisi Todd Stern’e göre sera gazı salınımını durdurmanın temelde 4 yolu bulunuyor. Bunlar:
· Yüksek salınım sağlayan ürün ve hizmetlere olan talebi azaltmak,
· Etkinliği artırmak, böylece hem paradan hem de salınımdan tasarruf etmek,
· Enerji salınımına neden olmayacak eylemlerde bulunmak- deforestation gibi
· Enerji, ulaştırma ve ısınmada düşük karbon teknolojilerine geçiş.
Bilişim ve İletişim Teknolojilerinin iklim değişikliği ile mücadeledeki rolleri önemli bir başka tartışmanın da konusunu oluşturuyor. Bu sektörün aktörlerinin iklim değişikliği ve küresel ısınmanın kurbanları mı, kahramanları mı yoksa yaratıcıları mı olduğu uzun süredir gündemde olan bir konu.
Örneğin, cep telefonu operatörlerinin ağ altyapılarının hava durumu değişimlerinden ciddi anlamda etkileniyor olmaları iklim değişikliğinin kurbanı olduklarının göstergesi olabilir. Ancak öte yandan, bu firmaların, Telekom ağlarını çalıştırmak, binaları ısıtmak ve soğutmak ve de ulaştırma amacıyla yüksek oranda enerji kullanmaları da iklim değişikliğini körüklediklerini ortaya koyuyor.
Yeni nesil ağların (NGN) konuşlandırılması, operatörlerin enerji kullanımı azaltabilir, peki ya hizmet ve uygulamalar açısından durum ne oalcak? Günümüzde webtabanlı hizmetlerin enerji kullanımı talebinde ve karbon salınımında yarattığı artış da sektörün iklim değişikliği ile mücadelede yüklenmesi gereken sorumlulukları bir kez daha gözler önüne seriyor.
Peki bilişim ve iletişim teknolojilerinin çevrenin korunması, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede Avrupa Birliği ve Türkiye’de durum ne?
BÖLÜM 1
AB’DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE VE BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜ
Bilişim sektörünün karbon salınımını azaltmak konusundaki çabaları 2009 yılında Avrupa Telekom Ağları Operatörleri Birliği ve World Wildlife Fund tarafından hazırlanan bir raporla gözler önüne serildi.
Saving the climate @ the speed of light: ICT for CO2 reductions (Işık hızında iklimi korumak: Karbon salınımını azaltmak için BİT) başlıklı rapor, CO2 salınımını azaltmak için bilişim sektörünün kullanımını destekleyen herhangi bir stratejinin henüz olmadığını ortaya koyuyor.
Rapor ayrıca, BİT sektörü uzmanları ile politika yapıcılar arasındaki uçurumu gidermeyi amaçlarken, sektörün enerji verimliliği, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve istihdam yaratma konusunda önemli gelişmeler yaratılabileceğini gözler önüne seriyor.
ETNO ve WWF’nin hazırladığı rapor bilişim ve telekomünikasyon sektörünün, hızlı değişimlere öncü ve kolayca adapte olması ve çok sayıda insanı istihdam ettirmesi nedeniyle küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede büyük paya sahip olacağını belirtiyor.
ETNO BİT sektörünün CO2 salınımını azaltmak için öne sürdüğü pratik bilgiler şu şekilde:
· Video konferans: Eğer AB çapındaki iş seyahatlarinin %20’sinin yerini video- konferanslar alırsa 22.3 milyon ton CO2 tasarrufu sağlanabilir.
- Sesli- konferans: Eğer AB’de çalışanların % 50’si yıl içinde toplantılarından birini sesli-konferans yoluyla gerçekleştirirse, 2.2 milyon ton CO2 tasarrufu sağlanabilir.
- flexi-work: eğer AB çapındaki çalışan kişi sayısının % 10’u flexi-çalışan olursa, yılda 22.17 milyon ton CO2 tasarrufu sağlanabilir.
- Online faturalandırma: Online fatura alan 100 milyon müşteri 109.100 ton CO2 tasarrufu sağlar
- Web tabanlı vergi iadesi: 193 milyon web tabanlı vergi iadesi uygulaması 195.000 ton COR tasarrufu sağlayabilir.
AB’de BİT sektöründe 6,6 milyon kişi istihdam ediliyor. Sektör üretkenlikte büyümenin yüzde 40’ını tek başına karşılıyor. Avrupa ekonomisinin hemen her sektöründe varlığını sürdüren BİT ile ilgili olarak Avrupa Komisyonu daha çevre dostu bir yaklaşımla sektörün ekonomiye destek olmasını teşvik ediyor.
Danışmanlık firması McKinsey’e göre, akıllı araçların ve uygulamaların kullanımında yaşanan patlama 2020’ye kadar CO2 çıkışını yüzde 15 oranında azaltabilir.
Ancak bu tür uygulamaların kullanımındaki artışın da bir takım sakıncaları bulunuyor. BİT kullanımının elektrik tüketim oranındaki payı yüzde 7,8 ve tahminlere göre 2020’ye kadar yüzde 10,5’e çıkması bekleniyor. CO2 salınımının gelişmekte olan ülkelerde bilgisayarların ve BİT kullanımdaki artışla 2020’ye kadar iki katına yükseleceği tahmin ediliyor.
McKinsey’e göre “Diz üstü bilgisayarlar, veri merkezler, bilgi-işlem ağlar, cep telefonları ve telekomünikasyon ağları da dâhil olmak üzere bilgi ve iletişim teknolojilerinin sebep olduğu karbon ayak izi 2020’ye kadar sera gazı çıkışında en büyük pay sahibi olacak.”
Bu nedenle Avrupa Komisyonu BİT firmalarından toplam tüketimin yüzde 2’sine ulaşan enerji tüketimlerini azaltmalarını istedi. Öte yandan Brüksel BİT kullanımını bazı sektörlerin enerji tüketimini artıracak şekilde kullanımını teşvik ediyor.
Avrupa Komisyonu BİT sektörünün sera gazı çıkışlarının azaltılmasına üç şekilde yardımcı olabileceğine inanıyor:
- Birincisi daha geniş ekonomi alanında özellikle inşaat, ulaşım ve imalât gibi sektörlerde enerji tasarrufunu sağlamak.
- İkincisi e-ticaret ve uzaktan kumanda teknoloji yönetimi ile bilgisayar aracılığıyla projelerin tamamlanması gibi sanal çalışmalarda geçişe katkı yoluyla enerji tasarrufu sağlamak.
- Üçüncüsü evlerde, enerji ağlarında ve sanayi uygulamalarında enerji tüketiminin kayıt altına alınmasını teşvik etmek. Artan bilinçle daha az tüketim, daha çok tasarruf sağlamak.
Binalar, ulaşım ve imalât
AB’de binalarda elektrik tüketimi toplam enerji tüketiminin yüzde 40’ını oluşturuyor. Avrupa Komisyonu etkili bir enerji tasarrufu politikası ve uygun teknoloji kullanımıyla bir binanın karbon ayak izinin yüzde 17’ye varan oranlarda azaltılabileceğini, böylece 2020’ye kadar AB’de toplam enerji tüketiminin yüzde 11 oranında aşağı çekilebileceğini tahmin ediyor.
Komisyon 2002 Binalarda Enerji Tüketimi Yönergesi’nde (EPBD) bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı. EPBD ile binaların enerji tüketiminin hesaplanması ve her üye devlet için asgari enerji tüketim standartları belirlenmesi için ortak bir yöntem öneriyor.
Kasım 2008’de Komisyon binalarda daha fazla enerji tasarrufu sağlanabilmesi için yönergeyi gözden geçirerek bir takım değişiklikler teklif etti. Gözden geçirme sonrasında akıllı sensörler, sabit ışıklandırma, ışıklandırma kontrol sistemleri aracılığıyla enerji tüketiminin azaltılması teşvik edildi. Honeywell gibi şirketler Avrupa’da uygulanacak zorunlu kontrol sistemlerinden yana tavır sergiliyorlar.
Ulaşıma gelince, Komisyon sektörün Avrupa genelindeki enerji kullanımının yüzde 26’sından sorumlu olduğu tahmininde bulunuyor. Komisyon’a göre, gerektiği gibi uygulandığında BİT ulaşım sektöründe karbon emisyonlarının yüzde 27 oranında azaltılmasına destek olabilir.
Bu hedefe ulaşabilmek için Brüksel BİT sektörüyle ulaşım lojistik sanayi arasındaki ortaklığı teşvik ediyor. “Akıllı Ulaşım Sistemleri” gibi somut bir dizi teklif geçen aralıkta gündeme getirilmişti.
Brüksel ayrıca BİT’in üretim kalitesine artırmak üzere imalât sektöründe daha fazla kullanılmasının, maliyette tasarrufun ve CO2 emisyonlarının azaltılmasının önemini vurguluyor.
Geçen kasımda yayımlanan kurtarma eylem planında Komisyon “geleceğe yönelik girişim fabrikası” isimli projeye €1,2 milyar fon ayırdı. Projenin amacı amaçlanan bütün sektörlerdeki imalâtçıların ve özellikle Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin (KOBİ) teknolojik tabanlarını genişletmelerini sağlamak.
Sanal iş ortamı ve ekonomi
İnternet ortamında istihdamın da emisyonların indirilmesine katkıda bulunması bekleniyor. İklim Grubu isimli bir sivil toplum kuruluşu adına gerçekleştirilen son araştırmada teknoloji kullanımı sayesinde sanal ortamda üretime katkıda bulunabileceğimiz, istihdam için somut iş ortamında bulunmamızın gerekmediği ve bunun sonucunda 2020’ye kadar 500 milyon ton CO2 indirimi sağlanabileceği ortaya çıktı.
Sanal iş ortamları oluşturulmasının da keza emisyon indirimine katkıda bulunabileceği belirtiliyor. Climate Grubu adına yapılan son araştırmada teknolojinin sanal istihdam yoluyla 2020’ye kadar CO2 çıkışını 500 milyon tona indirebileceği görüldü ki bu rakam 2002’de kaydedilen BİT sektörünün toplam karbon ayak izine eşdeğer.
Komisyon ayrıca bireysel yüz yüze toplantılar yerine telekonferans yapılması tavsiyesinde bulunarak seyahat kaynaklı enerji tüketiminin azaltılmasından yana bir tavır alıyor. Bu arada e-ticaretin canlandırılması da sokak alışverişlerinden doğan enerji israfına önleyici bir tedbir olarak düşünülüyor. Ancak soyut ekonomiye geçiş sosyal bilimciler arasında sosyal davranış üzerinde olumsuz etkileri olabileceği gerekçesiyle endişe ile karşılanıyor.
Komisyon’un desteklediği bir diğer çözüm önerisi de uzaktan kumanda ile ağ yönetimi yoluyla bilgi-işlem yapılması yoluyla enerji tüketiminin azaltılması. Google gibi şirketler bu tür teknolojiyi uygulamaya aldılar. Kullanıcılar uzakta bir veri tabanına giriş yaparak bilgi-işlem fonksiyonlarını gerçekleştirebiliyorlar. “Cloud computing” adı verilen bu yöntemin yaygınlaşması hâlinde tüketicilerin yazılım satın almalarına gerek kalmaksızın bütün bilgisayar uygulamaları Gmail ya da Hotmail gibi bireysel elektronik mektuplaşma hesapları üzerinde gerçekleştirilebilecek. Bu şekilde daha fazla donanım satın alınmasının da önüne geçilmiş olacak. Ve CO2 emisyonlarında kesinti sağlanabilecek. Fakat bu tür işlemler için büyük veri tabanları oluşturulması veri korunumu alanında endişeler yaratması da kuvvetle muhtemel.
1990’lardaki ilk deneme başarısızlıkla sonuçlandı.
McKinsey’in hazırladığı ve Haziran 2008’de yayımladığı bir rapora göre sanal teknolojilerin ulaşım ihtiyacını azaltacağı yönündeki tez pek fazla taraftar bulamadı. Video konferans, online iş imkânları ve e-ticaret gibi faaliyetler giderek yaygınlaşsa da materyal ekonomiden sanal ekonomiye geçişte BİT sektörünün payı ancak yüzde 6 civarında gerçekleşti.
Raporda BİT’in sistematik olarak uygulanabileceği alanlar dört ana başlık altında toplandı:
- Sanayi motorları ve otomasyon (2020’de 0,97 Gt CO2 emisyonu bekleniyor ve tahmin edilen tasarruf değeri €68 milyar);
- Lojistik (1,52 Gt CO2 emisyon, €208 milyar);
- Binalar (1.68 Gt CO2 emisyon, €216 milyar) ve;
- Ağ teknolojileri (2.03 Gt CO2 emisyon, €79 milyar enerji tasarrufu).
Raporda ayrıca enerji tüketiminin yaşam tarzımızla ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi de tavsiye ediliyor. Aynı rapora göre “Düşük karbon alternatiflerine dayalı yeni iş modelleri bütün sektörlerde geliştirilebilir.”
Veri merkezleri Hollanda’nın toplam enerji tüketimine eşdeğer enerji tüketiyor
Sanal ekonomiye geçişle ilgili bir diğer endişe de online bilginin saklanması için gerekli hizmet sağlayıcılar ve mekânların sayısının artırılması gerektiği. Veri merkezlerine talep arttıkça enerji talebi de yükseliyor. Gartner danışmanlık, “BİT sektörü küresel CO2 emisyonlarının yaklaşık dörtte birinden sorumlu olduğuna” dikkat çekiyor.
Gartner Araştırma Birimi Başkan Yardımcısı Rakesh Kumar “Bu rakam bilgisayarlar ve monitörlerden yayılan emisyonların yüzde 40 gibi de olsa yine de hızla artması bekleniyor” şeklinde konuşuyor.
McKinsey’e göre ise veri merkezlerinden CO2 çıkışı Arjantin ya da Hollanda’nın toplam emisyonlarına eş değer bir noktaya geldi.
“Çalışmalarımız şirketlerin daha disiplinli yönetimle veri merkezlerinde enerji tasarrufunu iki katına çıkarabileceklerini, hem maliyetleri hem de sera gazı emisyonlarını düşürebileceklerini gösteriyor. Özellikle firmaların mevcut hizmet sağlayıcıların en üst düzeyde kullanılmasını sağlamaları gerekiyor.”
Aralık 2008’de Avrupa Komisyonu enerji tasarrufu sağlayan veri merkezlerinde işletim faaliyetlerine ilişkin bir davranış kuralları kılavuzu yayımladı.
Kılavuza uyulması halinde yüzde 20’ye varan oranlarda enerji tasarrufu sağlanmasının mümkün olabileceği belirtildi. Sanal hizmet sağlayıcıların oluşturulması, mekanik soğutma yerine doğal soğutma yöntemlerinin tercih edilmesi kılavuzda yer alan yöntemlerden birkaçı.
Veri merkezlerinin 2007 yılında Batı Avrupa’da 56 TWh eneri tükettikleri tahmin ediliyor ki bu rakam Yunanistan’ın toplam elektrik üretimine eşdeğer. Rakamın herhangi bir önlem alınmadı takdirde 2020’ye kadar 104TWh’a çıkabileceği uyarısı yapılıyor.
Akıllı ölçerler: Enerji tasarruf bilincini artırıyor
Komisyon’un planları arasında kentler, binalar ve otomobillerin Co2 emisyonlarını azaltmaya yardım edecek şekilde yeni araç-gereçlerle donatılması da yer alıyor. Akıllı ölçerlerin binalarda, evlerde kullanımı enerji tüketimi konusunda halkın bilinçlenmesine yardımcı olurken daha fazla tasarrufa yöneltmesi bekleniyor. Komisyon bu yolla elektrik tüketiminin yüzde 10 azaltılabileceğini tahmin ediyor.
Bu hedefe ulaşabilmek için Komisyon maliyet indirimi sağlayabilmek amacıyla 10-15 yıl kullanım süreli akıllı metrelerde ortak standartlar geliştirilmesinden yana. Bu amaçla Brüksel üç standart enstitüsüne (CEN, CENELEC ve ETSI) görev vererek akıllı ölçerlerin en basit şekilde kullanılabilmelerini sağlamalarını istedi.
Akıllı ölçerlerin kullanımı ayrıca akıllı elektrik şebekelerinin gelişimine de katkıda bulunabilecek. Enerji akımı daha rahat sağlanırken geleneksel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının bütünleştirilmesi mümkün olabilecek.
BİT sektörü emsal teşkil ediyor mu?
Avrupa Komisyonu’nun bir önceki Bilgi Toplumu ve Medyadan Sorumlu Üyesi Viviane Reding’in Sözcüsü Martin Selmayr’a göre akıllı teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması BİT sektörünün kâra geçmesini sağlayacak.
Buna karşın sektör enerji kullanımında emsal teşkil etmesi yönünde teşvik ediliyor. Nitekim bilgisayarların, cep telefonlarının ve internetin yükselen trendler içerisinde 2020’ye kadar CO2 emisyonlarını iki katına çıkarması bekleniyor. AB 2020 Stratejisinin parçası olan bu hedefle yalnızca iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele değil, AB’nin dünyanın en rekabetçi bilgi toplumu olması amaçlanıyor.
Avrupa Komisyonu eski üyesi Reding McKinsey’in hazırladığı ve yukarıdaki bilgilerin yer aldığı rapordaki bulgulara katıldığını belirterek “Bugün BİT küresel karbon ayak izinin yüzde 2’sinden sorumlu. Ama bunun artması bekleniyor” uyarısında bulundu.
Yüzde 2’lik değerin Gartner’ın gerçekleştirdiği çalışmada ortaya atıldığı belirtiliyor. Çalışma BİT sektörünün sebep olduğu emisyonların havacılık sektörüne çok yakın olması nedeniyle önem arz ediyor. Havacılık sektörüne ise birlik düzeyinde düzenlemelerin getirileceği bildiriliyor.
Komisyon BİT sektörü için herhangi bir bağlayıcı şart getirmiyor ama tavsiyelerde “sektörün ekonominin geri kalan dallarına karbon ayak izini 2015’e kadar nasıl yüzde 20 civarında azaltabileceklerinin yollarını gösterdiğine” dikkat çekiliyor.
Belli başlı Bilgi Teknolojileri ve Telekom şirketleri emisyonları önemli ölçüde azaltmak için taahhütte bulunduklarını açıkladılar. British Telecom karbon ayak izini 1996 düzeyi ile karşılaştırıldığında 2016’ya kadar yüzde 80 azaltacağını duyurdu. İngiliz Telekom ve internet devi bu hedef doğrultusunda çalışmalara hız verdi. Çalışanların seyahat masraflarını azaltacak ve sanal iş imkânlarını artıracak şekilde yeni düzenlemelere gidildiği belirtildi.
Motorola ve Nokia sırasıyla 2010 ve 2012’ye kadar emisyonları yüzde 6 oranında aşağı çekeceklerini kaydetti.
Bilgi ve iletişim teknolojileri yalnızca küresel ısınmanın etkilerinin azaltılmasında değil, küresel ısınmanın engellenmesine de katkıda bulunabilir. Bu durumun bilincine 2000’li yıllarda varan Avrupa Birliğinde Bilişim teknolojileri için alınan önlemler tarihsel olarak özetle şu şekilde:
- 10 Ocak 2007: Avrupa Komisyonu “20-20-20” enerji ve iklim değişikliği hedeflerini sundu (2020’ye kadar yüzde 20 yenilenebilir enerji üretimi ile yüzde 20 daha az sera gazı çıkışı).
- 9 Mart 2007: AB zirvesi Komisyon tasarılarını onayladı.
- 12 Aralık 2008: AB zirvesinde enerji ve iklim değişikliği paketinin son şekli üzerinde uzlaşmaya varıldı.
- 17 Aralık 2008: Avrupa Parlamentosu (AP) enerji ve iklim paketini onayladı.
- 12 Mart 2009: Komisyon BİT’in enerji etkin düşük karbon ekonomisine geçişi kolaylaştırmasına ilişkin bildiriyi kabul etti. 2009’un ikinci yarısı: Komisyon BİT’in yeşil ekonomide kullanımına ilişkin tedbirlerin yer aldığı tavsiyesini sundu.
- Aralık 2009: Kopenhag’da BM İklim Konferansı (COP-15) toplanarak Kyoto sonrası iklim sözleşmesi taslağını masaya yatırıldı.
- 2020: “20-20-20” için hedef tarih.
Avrupalı Bilişim şirketleri karbon ayak izlerine karşı tedbir alıyor
Bilgi ve iletişim teknolojileri alanında yeni bir girişim “Enerji Tasarrufu için BİT” (ICT4EE) Forumu 23 Şubat 2010’da faaliyete geçti. Girişime DigitalEurope, Global e-Sürdürülebilirlik Girişimi (GeSI), TechAmerica Europe ve Avrupa’daki Japonya İş Konseyi destek veriyor.
Ekim 2009’da Avrupa Komisyonu’un sektör için iddialı hedefler belirlenerek karbon salınımlarının kontrol altına alınması yolundaki önerisine cevap olarak bilişim şirketleri önümüzdeki üç yılda BİT işlemlerinde enerji tüketim tedbirleri geliştirilmesi için çalışacaklarını bildirdiler. Buna paralel olarak firmalar enerji ayak izlerinin rapor edilmesi için gönüllü bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardılar.
Firmalar bu şekilde AB’nin 2020 Stratejisi kapsamında iklim hedeflerinin 2015’e kadar başarılabilmesi için kendi hedeflerini belirmeye karar verdiler.
Forumda ayrıca inşaat, ulaşım ve enerji kaynakları ile tüketicileri ilgilendiren sektörler arası işbirliği sağlanarak enerji tasarrufu için akıllı çözümler üretilmesi konuları üzerinde durulacak.
“BİT’lerin akıllı uygulamalarına sanayi ve politika desteği gerekli” diyen GeSI başkanı Luid Neves bunun standartların uygulanması, bilgi iletişimin güvenli hale getirilmesi, araştırmaların finansmanı ve pilot projeler olduğunu söyledi.
AB, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelecekte daha fazla enerji tasarrufu sağlanması için son derece önemli olduğu görüşünde. Dolayısıyla bu durum enerji kaynak sisteminde de merkezi rol oynuyor. Çünkü fosil yakıt üretiminden yenilenebilir enerji kaynaklarına bir dönüşüm söz konusu ve küçük ölçekli üretim arz-talep dengesin sağlamak için akıllı ağlarla yapılmak zorunda.
İspanyol enerji şirketi Iberdrola’s Networks Busines’in CEO’su Javier Villalba Sánchez akıllı ağ teknolojisinin oldukça hızlı geliştiğini kaydetti.
Sánchez “Sıfırdan başlamıyoruz. Bunun üzerinde yıllardır çalışıyoruz” dedi.
Şebeke şefi akıllı ağlara önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım yapılmasını ve böylece sektörün BİT şirketleri için kazançlı hale geleceğini umuyor. Sánchez’e göre yatırımlar yaklaşık €100,000 milyar civarında olacak ve bunun yüzde 60’ı tamamen BİT’e ayrılacak.
İspanya’nın altı aylık AB dönem başkanlığı sırasında teknolojik gelişmeyi gündemin üst sıralarına yerleştirdiğini kaydeden İspanya Bilim ve Yenilikçilik Bakanı Juan Tomás Hernani AB’nin çevre dostu ekonomiye yoğunlaşması gerektiğini ileri sürdü.
“Sanıyorum Avrupa’nın araştırmalara yapılan yetersiz yatırımlarından artık yorulduk, özelikle kamu yatırımlarının eksikliğinden” diye konuşan bakan ABD’den paraya değer katan ekonomiyi öğrenme vaktinin geldiğini söyledi.
Hernani birliğin yenilikçilik ve araştırmayla ilgili çabalarının birleştirilmesinin daha değerli olacağını fark etmesi gerektiğini bu şekilde farklı ülkelerde ortak sıkıntılara çözüm üretilebileceğini kaydetti.
Hernani ulusal program arasında eşgüdümle Avrupa düzeyinde araştırma yatırımlarının payının artırılabileceğini ve miktarın yüzde 5’ten yüzde 20’ye çıkarabileceğini söyledi.
“2020 stratejisi için teknoloji ve araştırmada ilerlemeyi ölçebilmek için bir başka indikatör teklif ediyoruz” diyen Hernani bunun yatırım faaliyetlerinin büyük bir kısmının ülkeler bazında değil de Avrupa bazında ne şekilde yapılabileceğini göstermek olduğunu söyledi.
Birçok endüstride olduğu gibi telekomünikasyon endüstrisinde de sürekli büyüyen enerji tüketimi ve buna bağlı karbon salınımının küresel salınımın yüzde birini geçmesi çevreci kuruluşların tepkisini çekiyor. Bu nedenle telekomünikasyon şirketlerinin işletme giderlerinin yaklaşık yarısı elektrik giderlerinden oluştuğu için enerji tüketiminin çok büyük bir bölümünün yer aldığı baz istasyonlarındaki soğutma sistemlerinde enerji tasarrufu sağlayacak radikal değişikliklere yol açan projeler geliştiriliyor. Bu şirketler şimdi yüzlerce baz istasyonunda güneş panelleri, rüzgar türbinleri kullanılarak enerji tüketimini daha az bir düzeye indirmiş bulunuyorlar. İngiltere’nin en büyük sabit hat telefon operatörü British Telecom ise 2020 yılında salınımlarını yüzde 80 oranında azaltacak daha verimli ekipman ve daha az karbon içerikli elektrik kaynakları sağlayacak projeler üzerinde çalışıyor.
Dünyada yeşil bilişim
Yeşil Telefon üretimi
Küresel ısınmayı yavaşlatacak çalışmalara katılan mobil telefon endüstrisinde de karbon salınıma karşı normal mobil telefonlardan daha ucuz olacak “yeşil telefon” üretimi ile ilgili çalışmalar sürüyor. Sony Ericsson’un yeniden dönüşümlü malzeme ile ürettiği “YeşilKalp” adlı bir telefonu, Motorola’nın ABD’de çıkardığı yeniden dönüşümlü malzemeden ürettiği ilk karbonsuz W233 model telefon izledi. Bu telefon iki yıllık bir sözleşme ile mobil operatörü T-Mobile tarafından 10 dolara ve yeniden dönüşümlü ambalaj içinde satılmaya başladı. Posta yolu ile teslim edilen bu telefon paketinin içinde satın alanın eski mobil telefonunu yeniden dönüşüme geçmesi için ilgili yere ücretsiz göndereceği bir de zarf bulunuyor. Çin telekomünikasyon ekipmanı üreticisi ZTE ile Latin Amerika servis sağlayıcı Digicel’in ortak ürünü güneş enerjisi ile çalışan ilk mobil telefonun tanıtımı Barselona’daki son Mobil Dünya Kongresi’nde yer aldı. Bu telefonun elektrik enerjisinin kısıtlı veya hiç olmadığı gelişmemiş bölgelerde yaşayan yüz milyonlar tarafından kullanılacağı bekleniyor.
Teknolojinin iklim değişikliğini yavaşlatması yönünde katkı çalışmaları ne denli hızlı olursa olsun olumlu sonuçların alınması için ekonomik ve politik engellerin de en az düzeye indirilmesi ve gerekli standartların uluslararası anlaşmalarla uygulanmaları da bir o kadar önem taşıyor.
BÖLÜM 2
TÜRKİYE’DE DURUM
Artan enerji maliyetleri ve küresel ısınma nedeniyle gelişen çevre bilinci, enerji kaynaklarının en uygun ve tasarruflu biçimde kullanımını gerekli kılıyor. Bu da çevreci Bilişim Teknolojileri kavramını gündeme getiriyor. Türkiye’de de giderek daha sık gündeme gelen çevreci BİT’in en önemli etkisi enerjinin etkin kullanımı alanında kendisini gösteriyor.
Çevreci BİT eğiliminin giderek artması, Türkiye’deki şirketlerin de ürettiği ürün ve teknolojileri de doğrudan etkiliyor. Çevreci BİT’in en önemli bileşenlerinden olan enerji tasarrufunun özünde, işi daha az enerji kullanarak yapmak yatıyor.
Uzmanlar bilgi ve iletişim teknolojileri konusunda Türkiye’de de farkındalık düzeyinin arttığı görüşünde. Tekofaks Panasonic Kurumsal Pazarlama İletişim Müdürü Tüge Tanaydın Türkiye’de yaptırdıkları bir araştırmada çevreye duyarlı markaları satın alma eğilimlerini sorguladıklarını belirtiyor ve “Araştırmada katılımcıların yüzde 48.5’i fiyat önceliklidir yanıtını verirken yüzde 46, 3’ünün yanıtı ise “diğerlerinden pahalı bile olsa çevreye duyarlı ürünleri tercih ederim” şeklinde olduğunu kaydediyor. Bu oran çevre bilincinin geldiği noktayı ve farkındalık düzeyini gösteriyor” diye konuşuyor.
Türkiye’de telekomünikasyon ve Bilişim teknolojilerinin önde gelen şirketlerinden Turkcell ise çevresel konularda aldıkları önlemleri dört ana başlık etrafında topluyor.
2009 yılı sonunda Tepebaşı Plaza’da gerçekleştirilen basın toplantısında da belirtildiği üzere Turkcell sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk anlayışı doğrultusunda çevre perspektifi, atık kontrolü, alternatif enerji kaynaklarına yatırım, çevreci ofis uygulamaları ve çevreci servisler konularında çalışmalarını yürütüyor.
“Enerji Verimliliği Uygulamaları” , “Bayi Kanalında ve Pazarlamada Çevreci Uygulamalar”, “Çevreye Duyarlı Servis ve Çözümler” ve “Çevreci Ofis Uygulamaları” olmak üzere toplamda 20’den fazla aksiyon ve uygulama aracılığıyla Turkcell, sosyal sorumluluk bilinciyle çevreci politikaları destekliyor ve aynı zamanda uyguluyor.
Yalnızca müşterileri için değil çalışanları, bayileri, iş ortakları, tedarikçileriyle birlikte toplumda çevre bilincini artırmayı hedefleyen Turkcell, başta şirket içi operasyonlarında olmak üzere tüm kaynakların tasarruflu kullanımı konusunda hassasiyet gösteriyor.
Bu doğrultuda Turkcell, ekip oluşumundan, danışman seçimine, durum tespitinden, stratejik aksiyonların belirlenmesine, ,çalışan farkındalığı oluşturulması, ölçüm sistemi kurulması ve düzenli raporlanmasını içeren bir strateji oluşturmuş durumda.
Enerji Verimliliği ve Tasarrufu konusunda kulelerde şebeke destekli ilkrüzgar tribünü, invertörlü klimaya ve tüm şebeke operasyonlarında %4.7 oranında enerji tasarrufu sağlayan pasif soğutma sistemi ve veri merkezlerinde %11.4’e varan oranda enerji tasarrufu sağlayan sunucu konsolidasyonu ve sanallaştırması uygulamasına geçen Turkcell, yılda 7,500 ton daha az CO2salınımını hedefliyor.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), kontör birimine yönelik ortak ve standart bir tanım ya da bir karşılık bulunmadığı için yaşanan belirsizliği ortadan kaldırmak ve tüketicinin alacağı veya aldığı hizmetin ücretine ilişkin olarak daha sağlıklı bilgilendirilmesinin sağlanması amacıyla 1 Nisan itibariyle bu uygulamaya son vererek görüşmelerde kontör yerine para birimi uygulamasını hayata geçirildi.
Ancak bu uygulama sona ermeden önce başlatılan dijital kontör servisi ile %33’lerde olan satış oranına sahip bu hizmetten Turkcell 45 ton kağıt tasarrufu sağlayabildi.
E-fatura uygulaması ile de 1.8 milyon müşteri e-faturaya geçti ve 35 milyon A4 kağıt ile 164 ton kağıt tasarrufu sağlandı.
Çevreci uygulamaları bayi kanalında ve pazarlama aşamasında da görmek mümkün. Turkcell’in 35 Milyon A4 kağıdın kazanılmasını sağlayan E-Fatura uygulaması, aynı şekilde dijital föy uygulaması da yılda 42 ton kağıt tasarrufu sağlanmasına yardımcı oldu. Bununla birlikte dijital Tanıtım ve dijital Kontör Satışı Uygulamaları ile kontör kartlarının poşetsiz satılması uygulaması çevreci uygulamalar açısından büyük önem taşıyor.
Turkcell atık yönetimi konusunda önemli çalışmalara imza atıyor. Telefon geri kazanım projesiyle binlerce telefonun geri kazanımı sağlanırken 315 kg bakır, 18kg kadmiyum ve 4.5 kg cıva tasarufu sağlandı
BİT sektöründe yalnızca ürün bazında değil, çalışma ortamı anlamında da çevreci uygulamalar görmek mümkün. Turkcell’in “Çevreci Ofis Uygulamaları” bu anlamda öncü bir örnek teşkil ediyor.
Çalışma ortamlarında “Tasarruflu Ampul ve Otomatik Kontrollü Aydınlatma Sistemleri”, “Tasarruflu Musluklar ve Bahçelerin Atık Suların Arıtılmasıyla Sulanmasıyla Su Tasarrufu” , “M-Eğitim, E-Eğitim, Mobil İmza ve İş Süreçlerinin Dijitalleştirilmesiyle Kağıt Tasarrufu” ve “Katı Atık Geri Dönüşümü” uygulamaları ile su, kağıt ve enerji tasarrufu yapmak mümkün.
Baz istasyonlarında değişim
Gelinen noktada yaşanan değişimle üretim süreçlerinde daha az enerji harcamaya, daha az karbon emisyonuna ve böylece doğada daha az ayak izi bırakılmaya çalışılıyor.
Çevreci tasarımın öne çıktığı çözümlerden biri de “Yeşil baz istasyonu” yaklaşımının bir ürünü olan Tower Tube. Tower Tube sadece bir kuleden öte, baz istasyonunun tüm ekipmanını kapsayan bir tasarım olarak nitelendiriliyor. Tower Tube sert görünümlü geleneksel çelik kulelerin yerine, bulunduğu ortamın doğal yapısına ve operatör ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek ileri beton tekniğiyle üretilmiş bir ürün. Tower Tube’ün üretimi esnasında açığa çıkan karbondioksit emisyonu; eşdeğer yükseklikte bir çelik kulenin üretimine kıyasla yüzde 30 daha az.
Şebeke ve Rüzgar Enerjisini Birleştiren İlk Baz İstasyonu
Turkcell, şebeke ve rüzgar enerjisini birleştirerek çalışan ve dünyada bu alanda ilk uygulama olan istasyonları üretti. Turkcell Çalışan İlişkileri Yönetimi Bölüm Başkanı Meltem Kalender’in açıklamasına göre tamamen Turkcell’de çalışan mühendislerin bilgi birikimiyle üretilen ve şu anda 8 istasyonda pilot uygulaması yapılan proje yıl sonunda 200 baz istasyonunu kapsayacak ve sayıları giderek artacak. Ayrıca istasyonların soğutmasında kullanılan “pasif soğutma sistemi ve invertörlü klima uygulaması” da enerji tasarrufuyla dikkat çeken projeler arasında yer alıyor. Bu projelerle ilk yıl için toplamda 10.7 Milyon kWh enerji tasarrufu bekleniyor. Bayilerde gerçekleştirilen dijitalleşmeyle ve dijital tanıtımlarla tonlarca kağıdın kazanıldığı bu proje ile Turkcell tüm kontör kartların poşetlenmesi uygulamasından vazgeçerek plastik kullanımını %95 oranında azaltmış oldu.
Mobil imza
Cep telefonu ve GSM SIM kart kullanılarak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ve ilgili yasal mevzuata uygun olarak ıslak imza niteliğinde güvenli bir biçimde elektronik imza işlemi yapılmasına imkân sağlayan uygulama olan Mobil İmza ile bankalardaki login (giriş), havale, EFT, kartsız para çekme gibi işlemler ya da belediyelerdeki bilgi edinme, mal beyanı ve başvurular kolayca ve güvenle yapılabiliyor. Ayrıca kurumlardaki evrak takibi süreçleri de istenilen yerden takip edebiliyor ve tamamlanabiliyor.
SONUÇ
İklim değişikliği ve küresel ısınmanın artık önlenemeyecek oluşu tüm dünyaca kabul gören bir gerçek. Ancak günümüzde sivil toplumun bilinçlendirme çabalarına kamu ve özel sektörün katılması ile sektörel anlamda çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda daha akılcı çözümler ve önlemler üretiliyor.
Bu sektörler arasında bilişim ve telekomünikasyon ayrı bir önem taşıyor.
Cep telefonu operatörlerinin ağ altyapılarının hava durumu değişimlerinden ciddi anlamda etkileniyor olmaları iklim değişikliğinin kurbanı olduklarının göstergesi olabilir. Ancak öte yandan, bu firmaların, Telekom ağlarını çalıştırmak, binaları ısıtmak ve soğutmak ve de ulaştırma amacıyla yüksek oranda enerji kullanmaları da iklim değişikliğini körüklediklerini ortaya koyuyor. Bu sebeple bilişim sektörü hem bir kurtarıcı hem de iklim değişikliğini körükleyici rol oynayabiliyor.
Avrupa Birliği 2020 stratejisi ile bilişim sektörünü de içine 2020’ye kadar yüzde 20 yenilenebilir enerji üretimi ile yüzde 20 daha az sera gazı salınımı hedefliyor. Türkiye’de ise bilişim ve iletişim sektöründe iklim değişikliği ile mücadele önlemleri yasal zeminde net biçimde görmek güç.
Ancak Türkiye’nin telekomünikasyon devlerinden Turkcell gerek kurum içinde çalışanlarıyla gerek müşterileri, bayileri, iş ortakları, tedarikçileriyle birlikte toplumda çevre bilincini artırmayı hedefleyen önlemler ve hizmetler sunuyor.
KAYNAKLAR
http://www.itu.int/dms_pub/itu-t/oth/23/01/T23010000030002PDFE.pdf
http://www.oecd.org/document/30/0,3343,en_2649_34223_42906974_1_1_1_1,00.html
http://www.oecd.org/document/3/0,3343,en_2649_34223_41731587_1_1_1_1,00.html
http://assets.panda.org/downloads/wwfandetnojointco2project20050224.pdf
http://www.euractiv.com/en/climate-change/ict-climate-change-problem-solution/article-180760
http://ec.europa.eu/information_society/activities/sustainable_growth/index_en.htm
http://www.cevreciyiz.com/akademi/yl_bilisim_cevre.aspx?SectionId=277
http://www.turkcell.com.tr/anasayfa







