Logo EurActiv.com.tr

Reklam

Doha Raundu’nu canlandırmanın avantajları ve dezavantajları

Küresel ticaret ile ilgili görüşmeler için çağrılar giderek yoğunlaşmakta; ama şimdiye kadar Doha Raundu’nu canlandırmak için atılan adımlar hep başarısızlıkla sonuçlandı.

Reklam

Son gelişmeler ve atılacak adımlar:

  • 24 Temmuz 2006: DTÖ Genel Müdürü Pascal Lamy, başarısızlıkla sonuçlanan bakanlar düzeyindeki seri toplantıların ardından çok-taraflı görüşmeleri askıya aldı.  

  • 27 Şubat 2007: 30 kilit ülkeden gelen ticaret bakanları, Davos’ta (EurActiv 29/01/07, İng.) bir araya gelerek; Doha Raundu’nu yeniden canlandırma konusunda karara vardı.
  • 12 Nisan 2007: Temmuz 2006’da yaşanan çöküşten sonra AB, ABD, Brezilya ve Hindistan arasındaki ilk resmi bakanlar toplantısı gerçekleşti
  • 31 Haziran 2007: ABD Ticaret Geliştirme Yasası’nın süresi doluyor.

Arka Plan:

Temmuz 2006’da askıya alınan görüşmelerin yeniden canlandırılması için zaman giderek azalıyor (EurActiv 25/07/06, İng.). Ayrıca ABD Başkanı George W. Bush’a uluslararası ticaret antlaşmalarını Kongre’nin değiştirmesine imkan vermeden onaylama yetkisi tanıyan “Ticaret Geliştirme Yasası (TPA, İng)”nın da süresi 1 Temmuz 2007 tarihinde dolacak.

1 Temmuz’dan itibaren Kongre, antlaşmalar üzerinde değişikliğe gidebilme yetkisini geri kazanacak. ABD’den gerçek anlamda vaat bekleyen diğer DTÖ üyelerinin güveni kırılacak ve müzakereleri devam ettirmek için daha az çaba harcayacaklar.

Böylece müzakerelerin bu yıl içinde bir şekilde başarılı olabilmesi için iki ayrı çözüm ortaya çıkmakta:

  • Ya Haziran başı itibarıyla müzakerelerden tam bir anlaşma çıkar ve böylece Kongre’ye Temmuz’dan önce evet veya hayır oyu için sunulur. Bunun için Nisan ayı itibarıyla bir çerçeve metnin oluşturulması ve daha sonra da bu metin üzerinden detaylı bir içerik meydana getirilmesi gerekmektedir. Fakat böyle bir ilerleme kaydetmek için ilk önce AB ve ABD kendi aralarında tarımsal tarifeler ve sübvansiyonlarda ne düzeyde bir kesintiye gidecekleri konusunda anlaşmaya varmalılar. Böylesi bir antlaşmanın önünde ise Fransa var. Fransa, tarımsal tarifelerde AB’nin ortalama %39’dan fazla bir kesintiye gitmesini öngören herhangi bir antlaşmayı bloke edeceği konusundaki ısrarını sürdürüyor. ABD ise müzakereler askıya alınmadan önce AB Komisyonu’nun Ticaretten Sorumlu Üyesi Mandelson’un verdiği  %51’lik kesinti teklifini yetersiz bulduğunu zaten açıklamıştı.  

  • Veya “ABD Ticaret Geliştirme Yasası”nın süresi uzatılır. Sağlam ve tatmin bir edici antlaşma oluşturulmadığı sürece çoğunluğunu Demokratların oluşturduğu Kongre’nin Bush’a tanınan yetkiyi uzatma ihtimali çok az gözüküyor. Eğer yasa reddedilirse; Doha raundu büyük ihtimalle Kasım 2008’de gerçekleşecek ABD Başkanlık Seçimleri’nden sonraya ertelenecek.                                                                                                                   

Konu Başlıkları:

DTÖ Genel Müdürü Pascal Lamy’e göre “fazla sayıda üyenin büyük resme odaklanmaktan çok; küçük resme odaklanması” Raunt’un başarısızlığa uğramasında sebep oldu. Lamy, “ülkeler, dikkatlerini kendi iç politikalarından toplamayı bırakıp; vizyonlarını genişletmeliler” dedi.  

Buna rağmen DTÖ’yü destekleyenler ve karşı çıkanlar, büyük resmin tam olarak ne olduğu konusunda anlaşmaya varamıyorlar.   

Ekonomik Etki: 

Doha Raundu’nun etkisini değerlendirmek için birçok araştırma yapıldı. Fakat bu araştırmaların ulaştığı sonuçlar, birbirlerinden aşırı derecede farklılaşıyor. 

Carnegie Enstitüsü’ne göre: “En mantıklı ticaret senaryoları bile çok mütevazı kazançlar sağlıyor (dünya çapında elde edilen gelir bir defaya mahsus olarak 40 trilyon Dolar’dan 60 trilyon Dolar’a çıkıyor). Bu artış ancak şu andaki brüt küresel gelirin %0,2’sinden daha azına denk geliyor”.

Diğer yandan Dünya Bankası ise, “Hong Kong Bakanlar Deklarasyonu” doğrultusunda ticaretin serbestleştirilmesi sayesinde “küresel kazancın yıllık 95-120 trilyon Dolar arası” artabileceğini öngörüyor.

STK’lar ise DTÖ’ye karşı çıkarak;  Doha Raundu’na verdiği büyük desteğe rağmen Raunt ile ilgili orijinal projeksiyon değerlerinin düşüşe geçtiğini belirtiliyorlar. 2003 yılında Dünya Bankası’nın yaptığı değerlendirmeye göre; ticari engellerin ortadan kaldırılması sayesinde küresel ekonomi yıllık 832 trilyon Dolarlık bir artış gösterecek ve bu artışın 539 trilyon Doları gelişmekte olan ülkelere gidecekti. Fakat 2006 yılında yapılan yeni bir değerlendirmeye göre ise potansiyel toplam kazanç 287 trilyon Dolar olacak ve gelişmekte olan ülkelerin elde edeceği kazanç da %80’lik bir kayıpla 90 trilyon Dolara düşecek.

Bütün bu çelişkilere rağmen DTÖ’ye karşı çıkanlar antlaşmanın genel ekonomik refahı arttıracağı konusunda ise birleşiyorlar. Buna karşılık STK’lar elde edilecek kazançtan en çok yararlanması gerekenlerin bu imkanı yakalamayacağının da altını çiziyor. Ve ayrıca STK’lar 3. dünya pazarlarında fakir ülkelere duyulan talebin azalması veya kendi tarım, sanayi ve hizmetler sektörlerini vuran direkt etki yüzünden bu tür ülkelerin büyük zarara uğrayacağını da belirtiyorlar.

Buna rağmen oluşan genel kanıya göre; küresel bir antlaşma dünyanın her yerinde zarara sebep olacak.

Piyasa Erişimi: 

  • Gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkelere serbest kota ve duty-free uygulamalarını garanti altına alan son antlaşma rafa kalkacak.
  • Tarım ihracatçıları, tarımsal tarifelerde AB’nin şimdiye kadar önerdiği en yüksek kesinti oranından yararlanma imkanını yitirecekler.
  • AB ve ABD, Çin ve Brezilya gibi gelişmekte olan pazarlara mal ve hizmet götürebilme imkanını kaybedecek.

Ticaret –bozucu sübvansiyonlar:

AB ve ABD tarımsal ürünlerine sübvansiyon uygulamaya devam edecek. Böylelikle rekabet kapasitelerini yapay bir şekilde arttırarak; fazla üretim ve dampinge sebep olacaklar. Bu sayede gelişmekte olan ülkelerde yaşayan çiftçiler büyük zarar görecek.

DTÖ’nün güvenirliliği:

Yaşanacak herhangi bir başarısızlık, uluslararası ticaret sistemine ve bir kurum olarak DTÖ’ye büyük zarar verecek. Şu an da ülkeler arasında yaşanan anlaşmazlıkları giderme konusunda uluslar üstü tek yetkili yapı olan “Uyuşmazlığı Çözümleme Birimi”nin otoritesi sarsılacak. 

İki-taraflılığın dönüşü: 

Küresel antlaşma eksikliği yüzünden ikili antlaşmalar sistemi geri dönecek. Serbest ticaret antlaşmaları sayesinde ise güçlü olan zayıf olanı ezecek. Ticaret kurallarının ve tarifelerinin çoğalması ise antlaşma maliyetlerini arttıracak, ticaret ve yatırım ortamına zarar verecek.

Taraflar:

DTÖ Genel Müdürü Pascal Lamy, görüşmelerde yaşanacak herhangi bir başarısızlığın ekonomik bir şok olmayacağını ve piyasalarda da bir krize yol açmayacağını vurgulayarak; bunun yerine elli yılda oluşturulan çok-taraflı ticaret sistemini, yavaş yavaş yayılan bir hastalık gibi zayıflatacağını sözlerine ekledi. Masada duran antlaşmanın “ekonomiler için büyük atılım olacağını” vurgulayan Lamy ayrıca müzakerelerin, birkaç ton sığır eti, birkaç ton kümes hayvanı ve birkaç trilyon dolarlık ticaret-bozucu sübvansiyon tarafından sekteye uğratılmasını talihsizlik olarak niteledi. Lamy, sonuç olarak “bu problemler aşılamaz mı? Herhalde hayır?” dedi.     

Ticari engelleri kaldırılarak dünya çapında refahın arttırılabileceğini vurgulayan IMF Başkanı Rodrigo de Rato, “başarısızlığı kabul etmek için risk çok büyük” dedi.

Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz, “daha iyi bir gelecek için verilen sözler tehlikede…Yeni fikirleri gözden geçirmeliyiz ve bu antlaşmadaki her bir tarafın fedakarlık yapmak zorunda olduğunu anlamalıyız. ABD, ticaret-bozucu tarımsal sübvansiyonlar için yaptığı harcamalarda daha fazla kesinti yapması gerektiğini anlamaya ihtiyacı vardır. AB’nin piyasa erişimi için engelleri kaldırmaya ihtiyacı vardır. Çin, Hindistan ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler üreticilere uyguladığı tarifelerde kesinti yapmaya ihtiyacı vardır. Gelişmekte olan ülkeler ayrıca düşük gelirli ülkelerin direkt olarak birbirleriyle yaptıkları ticareti zorlaştıran ticari engelleri kaldırmaya ihtiyacı vardır” dedi.

AB neznindeki Amerikan Ticaret Odası, tarımın, sırasıyla AB ve ABD GSYİH’nin %2,2 ve %1,1, ticaretlerinin %7,52 ve %6,99 ve toplam iş güçlerinin %4,4 ve %0,7’sini oluşturduğunu hatırlatarak; AB ve ABD’yi “yaratıcı ve esnek” bir tarımsal politika değişikliğine gitmeleri konusunda uyardı.  “Piyasayı bozan tarımsal politikaları korumak ve sığır eti kotaları için kavga etmek, ne ekonomik geleceğimizi garanti altına alır ne de küresel kalkınma hedeflerine ulaşmamızı sağlar” tespitinde bulunan ATO, küresel iş dünyasının ihtiyaç duyduğu destek, belirli tarifelerde yapılacak indirimler, üretim malları ve hizmetlerine uygulanan tarifelerin kaldırılması , AB ve ABD’nin tarım yerine biyoyakıtlar gibi gelişmekte olan pazarlara odaklanması sayesinde sağlanabilir. “BU, politik açıdan zor bir mücadele” şeklinde açıklama yapan ATO, “fakat günümüzdeki tarım programları sürdürülebilir değil” uyarısında bulundu.  

Masada oturup, müzakere etmeye istekli olduklarını belirten ABD Tarım Bakanı Mike Johanns, “ABD varolan teklifini geliştirmek konusunda istekli; ama AB 1930’lar için geçerli olan anlayışını kırmalıdır” dedi. Johanns, “AB, yüksek seviyedeki tarifeleri uygulamaya devam edemez. Bu antlaşmanın sonunda bile AB, çiftçilerine ABD’nin iki katı oranında sübvansiyon uygulayabilecek” dedi.   

AB’nin DTÖ’deki Temsilcisi Carlo Trojan, “piyasa erişimi söz konusu olduğu sürece G20’nin kuzeyine gitmeye kesinlikle hazırlıklı değiliz” dedi. Komisyon Üyesi Mandelson’un ABD ile temas halinde olduğunu belirten Trojan, ABD’de Kasım ayında gerçekleşecek seçimler az bir zaman kaldığı için AB ve ABD’nin müzakere havasında olmadığını vurguladı.

Bu durum, antlaşmanın başarısızlığa uğramasını dünyanın fakir ülkeleri ve çevre için bir şans olarak gören Greenpeace, War on Want ve Friends of the Earth gibi STK’ları memnun edebilir.

“War on Want” Kampanyalar ve Politika Direktörü John Hilary, “Dünya’nın en fakir ülkelerinin ihtiyaçlarına önem vermeye ve Cenevre’de masada duran antlaşmanın gelişmekte olan ülkelere büyük zarar vereceği ortaya çıktığı zaman  DTÖ, bu amaç için uygun olmadığını kanıtlamıştır. Müzakereleri askıya almak, en olumlu seçenektir ve biz bunun için memnun olmalıyız” dedi. Hilary ayrıca “böyle olmasına gerek yoktu. DTÖ enerjisini ulusal ticaret sisteminin en berbat suistimallerinden biri olan AB ve ABD’nin gelişmekte olan ülkeler karşısından tarım ürünlerine uyguladığı dampinglerin durdurulması için aracılık yapabilirdi” açıklamasında bulundu. Hilary, “Kalkınma gündemi yerine, müzakereler özrü olmayan piyasa erişim gündemine indirgendi” dedi. 

 

© EurActiv 2007-2008. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM