Logo EurActiv.com.tr

EU JOBS

more offers »

Turizmde yeni trendler: Türkiye ve AB'nin bakışı

Bookmark and Share

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD)’den alınan verilere göre, ülkemize gelen turist sayısı 2006’da 19.8 milyon iken bu sayı 2007’de 23.3 milyonu geçti. Elde edilen turizm gelirleri yurtdışındaki vatandaşlarımızdan gelen gelirler çıkartıldığında 13 milyar doları buldu. Turizm gelirleri açısından dünyada 9. sırada olan Türkiye, turist girişlerinde de 2007 rakamlarına göre 11. ülke oldu. Türkiye’de turizm, son yıllarda dünya turizminin gelişme potansiyelinin en az 2 kat üzerinde büyüdü.

2008 yılının yedi aylık döneminde ise, Türkiye’yi ziyaret eden yabancı turist sayısı 14.7 milyona ulaştı. Bu sayı 2003 yılının tamamında ulaşılan turist sayısından daha fazla. Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistiklerine göre, ocak-temmuz döneminde Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15.3 artış gerçekleşti.

Bununla birlikte, AB’de Euro’nun değer kazanması nedeniyle İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde görülen pahalılaşma Türkiye için olumlu etkiler doğursa da Türkiye’nin bazı bölgelerinde halen yatırım açığı bulunuyor. Yatırım ihtiyacı daha çok Karadeniz, Kuzey Ege ve Anadolu için geçerli.

Türkiye, kıyı turizminin yanı sıra alternatif turizm konusunda da (sağlık ve termal turizm, kış sporları dağ ve doğa turizmi, yayla turizmi, kırsal ve eko turizm, kongre ve fuar turizmi, kruvaziyer ve yat turizmi, golf turizmi v.b.) eşsiz imkanlar sunuyor. Ancak bu alanlar verimli bir şekilde kullanılamıyor.

Turizmde uygulanan yanlış politikalar sonucu Akdeniz ve Ege kıyı kesiminde aşırı yığılma, kıyı gerisi ve çevresi alanlarda çarpık kentleşme ve yapılaşma, altyapı yetersizliği ve çevre sorunları ciddi sorunlar yaratıyor.

Türkiye turizmini doğru pazarlayabiliyor mu?

“Ülkeme yatırım için dünyanın tüm girişimcileriyle görüşürüm. Bakanlarıma da her yerde görüşmelerini tavsiye ederim. Çünkü ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim. Uluslararası sermayenin yönünü ancak iyi bir pazarlama ile çevirebilirsin. Gayretimiz ve çabamız yalnızca bunun içindir. İçeride güven ve istikrar oluşturarak altyapıyı sağlamlaştırdık, dışarıda da durup dinlenmeden Türkiye’yi anlattık. Buna da devam edeceğiz. Siyasetin, sosyal olayların pazarlaması vardır ve bunların böyle bilinmesi bilimsel bir gerçektir."

"Türkiye’nin pazarlanması" konusunda oluşan tartışmalara yanıt olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından söylenen bu sözler, ülkelerin de ticari markalar gibi konumlanması ve bir değere sahip olması tartışmasıyla ilgili.

Uzmanlara göre, yatırımdan ihracata, turizmden satın alma eğilimlerine kadar birçok konuda "ulus markanın" önemli bir etkisi var. Türkiye’nin açık bir şekilde ifade edebileceği bir ulus marka stratejisi var mı? Türkiye markasını yönetmek için, öncelikle Türkiye’nin nasıl algılandığının tam bir şekilde anlaşılması ve buna göre güçlü bir vizyon ortaya konulması gerekiyor.  

AR-GE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, Bu açıdan oluşturulacak yol haritası için birçok öneri getiriyor. Argüden’e göre, öncelikle markayı yalnızca bir tanıtım konusu olarak değil, stratejinin de bir parçası olarak görmek, hangi hedefe ulaşmak isteniyorsa, o kapsamda tanıtımı, markalaşmayı konumlandırmayı düşünmek gerekiyor. Türkiye’nin marka olarak konumlandırılması için kavramsal bir yaklaşıma ihtiyacı var. Bu kavramsal yaklaşımda da birtakım ilkelere dikkat etmek gerekiyor. Bunlardan ilki, Mevlana’nın söylediği gibi: ‘Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol’…

Dolayısıyla Argüden’e göre olmayan bir kimliği Türkiye’nin üzerine giydirmeye çalışırsak başarılı olamayız. Öyleyse Türkiye markasını gerçekten var olan birtakım değerlerin üzerine inşa etmemiz gerekiyor. İkincisi, Türkiye gerçekten çok yönlü bir ülke, her yönünü tanıtmak mümkün değil. Bunlar arasında seçim yapıp, odaklanılmalı.  Bu seçimi yaparken de, Türkiye için katma değer yaratma potansiyeline sahip olmalarına dikkat edilmeli. Argüden üçüncü noktayı da şöyle vurguluyor: Seçilen yönler Türkiye’yi kolaylıkla ayrıştırabilecek özelliklere sahip olmalı. Bu nedenle henüz başkaları tarafından sahiplenilmemiş bir konu seçilmeli. Argüden’in bu konudaki önerisi ise, Türkiye’yi, özellikle de dünyanın önde gelen insanları için yaşanılacak, öğrenilecek ve yaratılacak bir ülke olarak konumlandırmak.

Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr. İpek Altınbaşak, bu yönde Türkiye’nin odaklanabileceği konulardan birinin turizm olduğuna dikkat çekiyor. Altınbaşak, birçok eksende kendimizi konumlandırmamızın mümkün olduğunu fakat en önemlisinin çok büyük potansiyele sahip olması açısından turizm sektörü olduğunu söylüyor.  Yalnızca tarihi ve kültürel alanların değil, kongre, doğa hatta din turizmi ile ilgili birtakım çalışmalar yapılabileceğini; fakat Türkiye’ye bugün turizm açısından bakıldığında ‘ucuz ülke’ olarak algılandığını belirten Altınbaşak, Türkiye denildiğinde insanların ilk aklına gelen kelimelerin başında İstanbul’un olduğunu hatırlatıyor. Altınbaşak, İstanbul’un başlı başına bir marka olmasına rağmen hem İstanbul’un hem de Avrupa ve Hıristiyan kültürü için çok önemli olan diğer tarihi ve kültürel yerlerimizin yeterince tanınmadığına dikkat çekiyor.

Altınbaşak’a göre, Türkiye’nin ucuz ülke konumundan çıkmayı başarması gerekiyor. Bunun için de Türkiye’nin tanınması konusunda kanaat önderliğine ihtiyaç olduğunu; turizm konusunda da yalnızca tarihi ve doğal güzelliklerimizden bahsetmek yerine insanlara gittikleri yerlerdeki yaşam tarzını da göstermenin gerekliliğini vurguluyor.  “Kültürümüzden gelen renklilik ve farklılıklarımız bizim için bir avantaja dönüştürülebilir. Bunları da tüm diğer değerlerimizle beraber paketleyebilmemiz lazım. Bu değerleri belirleyip, odaklanıp, doğru mesajları, doğru kişilere ulaştırmalıyız" diye konuşan Altınbaşak, bu anlamda asıl pazarlamanın yaşam tarzı anlamında yapılması gerektiğini, Türkiye’nin farklı yörelerindeki hayat tarzının turistlere el değmemiş, doğal ve çekici geldiğini belirtiyor.

 

Daha doğru tanıtım için neler yapılmalı?

Türkiye Turizm Stratejisi–2023

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Turizm Stratejisi–2023, kamu ve özel sektörün yönetişim ilkesi çerçevesinde işbirliğini gündeme taşıyan ve stratejik planlama çalışmalarının yönetim ve uygulamasına yönelik açılımlar sağlamasını hedefleyen bir çalışma. Sektör için bir yol haritası olma amacıyla hazırlanan bu stratejinin amacı, Türkiye’de yeterince kullanılamayan potansiyelin daha verimli kullanılmasını sağlamak ve ülkemizin turizmden elde edeceği gelirin payını artırmak.

Bu stratejiye göre en iyi yaklaşım turizm kaynakları, turizm koridorları, turizm bölgeleri, turizm kentleri ve eko turizm bölgeleri gibi sınıflandırmalar yaparak, gerek tanıtım gerekse kullanım kriterleri açısından daha etkili bir yol oluşturmak. Bu yolla potansiyeli olan turizm bölgeleri alternatif turizm türleri sayesinde daha cazip hale getirilebilir. Diğer bir yandan da sağlık, termal, yayla, kış-dağ sporları ve kültürel açıdan önemli olan bölgelerin entegrasyonu sağlanarak tanıtım açısından cazibeli turizm güzergâhları oluşturulabilir ve bu bölgelerin eksik kalan tarafları (kültür, el-sanatları, yeme-içme tesisleri ve konaklama imkânları vb.) güçlendirilebilir. Bu yöntemlerin en büyük getirisi turizm sektörünün tanıtımı ve pazarlanması açısından daha etkili bir yol izlenmesi olacaktır.

Tanıtım ve pazarlama stratejileri açısından bakıldığında asıl hedefin ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte markalaşma olması gerekmektedir. Bir diğer konu da yapılan tanıtımların sadece ulusal düzeyde kalmayıp varış noktalarında da tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin sürdürülmesidir. Varış noktalarında markalaşmaya gidilmesi, ülke markalaşması yanında varış noktası markalaşmasını da sağlayacaktır.

Tanıtım faaliyetlerinde odaklanılması gereken alan ürünlerdir. Kitlesel tanıtımların da etkisi göz ardı edilmeden özelleştirmeye gidilerek pazarlanacak hedef ürünlerin belirlenmesi daha etkili sonuçlar verecektir.

Turizm pazarında yarışabilmek ve pazar payını kaybetmemek için etkili bir imaj yaratılmalı ve yaratılan bu imajın sürekliliği sağlanmalıdır. Bu sürekliliğin sağlanması için halkla ilişkiler araçları etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Ancak devlet ve özel sektör işbirliği ve yeni iletişim teknolojilerinin kullanımı ile doğru bir markalaşma sağlanabilir.  Turizmde yeni bilgi ve iletişim teknolojilerine uyum sağlanması müşteriyle bağlantının kurulması açısından daha etkin sonuçlar verecektir. Tanıtımdan, ürün pazarlamaya, bilgilendirmeye kadar internetin geniş bir yelpazede kullanılması sağlanmalı; ayrıca e-tanıtım, e-pazarlama ve e-ticaret gibi yeni gelişmekte olan ve turizmi etkileyen teknolojilere kamu ve özel sektör tarafından yatırım yapılması teşvik edilmelidir.

Türkiye turizminin tanıtımı açısından belirlenmesi gereken sorun alanları; turizmde tüketicilerin varış noktasını nasıl algıladıkları, bu varış noktasının zihinlerinde nasıl yer aldığı, sektörün hedef kitle ile iletişiminin hangi düzeyde bulunduğu, yürütülen kampanyaların mesajları ile gerçeklerin ne kadar örtüştüğü şeklinde sıralanabilir. Bunun için yapılması gereken Türkiye’nin dış tanıtımında, dünyadaki gelişmeler izlenerek kampanyaların varış noktası odaklı olmasına, hedef pazarlara yönelik ayrı ayrı düzenlenmesine, farklı, özgün ve ulusal değerlere sadık kalınarak çağdaş değerlerin vurgulanmasına, hedef kitleye yönelik turizm ürünlerinin ön plana çıkarılmasına, fuar, ağırlama gibi halkla ilişkiler etkinlikleri ile desteklenmesine özen gösterilmesidir.

Varış noktası odaklı, ürün üstünlüğümüzü ve toplam kaliteyi vurgulayan, ülke, bölge ve nokta bazında markalaşmayı sağlayacak bir strateji belirlenmelidir. Akdeniz’deki diğer varış noktalarından farkımızı ve üstünlüğümüzü ortaya koyarak, turizm açısından hızla büyüyen Doğu Asya Pasifik bölgesi, Hindistan ve Çin’e özel önem vererek, Ortadoğu ülkeleri, İran ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’nde bölgeye yönelik özel tanıtım kampanyaları düzenleyerek pazar payını artırmak gerekmektedir. Tüm bu hedefleri gerçekleştirmek için ürün çeşitlendirmesi yoluyla üst gelir turist gruplarını ülkemize çekmek, hedef kitleye yönelik faaliyetleri artırmak, sürdürülebilir turizm ürünlerini daha doğru tanıtmak ve hatta uluslararası başarılara imza atarak ülkemizden övgüyle söz ettiren kişilerden yararlanmak gerekmektedir.

Turizm sektörüne dinamizm kazandırmak ve uluslararası krizlerden en düşük seviyede etkilenmesini başarmak için turizmde yeni oluşumlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu oluşumlar kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği doğrultusunda yapılandırılmalıdır. Tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin etkinliğini artırmak için bu işbirliğine ihtiyaç vardır. Bu yolla daha dinamik, mali yönden daha güçlü bir tanıtım yapılmalı ve bu faaliyetlerin finansmanına turizmden doğrudan ya da dolaylı gelir elde eden kesimlerin de katılımı sağlanmalıdır.

Devletin koordinatör ve özel sektörün uygulayıcı rolünü üstlenmesi ve devletin finansman olarak tanıtımda özel sektöre destek vermesi konusunda teşvikler ve kredilerde farklı yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda turizm sektörüne yön verecek kurumsal yapılanmaya gidilmeli, bu kurumsal yapılarda özel sektörün beklentileri doğrultusunda, kamunun ve özel sektör birliklerinin ortak çalışabilmeleri için gerekli ortam sağlanmalıdır.

Ulusal, bölgesel ve yerel anlamda marka oluşturarak turizm bölgelerinin pazarlanması ve sektörel faaliyetlerin gelişimini koordine etmek; turizm sektörü açısından, tesis, ürün ve işgücüne ilişkin minimum kalite standartları belirlemek; ürün çeşitliliğinin artırılmasına ve kalitesinin sürekli olarak iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak gibi geniş çaplı sorumluluklara sahip bir Ulusal Turizm Konseyi’nin kurulması gerekmektedir.

Ulusal Turizm Konseyi’ne ek olarak il bazında turizm gelişiminin sağlanması amacıyla o ilde yer alan tüm paydaşları temsil edebilecek turizm konseylerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu konseyler Ulusal Turizm Konseyi’nin aldığı kararların daha sağlam, tutarlı ve katılımcı olmasına katkıda bulunacaktır. İl Turizm Konseyleri, işletmelere hizmet sağlanması ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesinde anahtar rol oynamalı;  danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra işletmeler arasında işbirliğini sağlayan birim olarak görev yapabilmelidirler.

 

Bu iki kurum bölgesel ve yerel turizm örgütleri ile işbirliği içinde çalışabilecek ve etkin bir “Türkiye markası” yaratılması ve yaratılan markanın sürdürülebilirliği açısından kilit rol oynayacaktır.

Etkili bir tanıtım için turistik ürünler doğru bir şekilde tespit edilmeli ve tanıtımın yapılacağı hedef kitle belirlenmelidir. Tanıtım etkinliği için kullanılacak pazarın,  mecraların ve ayrıca zamanlamanın önemi büyüktür. Tüm bu faktörler uygun bir şekilde yerine getirildiği takdirde uygulama başarıyla sonuçlanacaktır.

Turizm sektörünün yoğunlaştığı yerleşmelerin altyapı ve ulaşım sorunlarının giderilmesi etkili bir strateji için en temel noktalardan biridir. Ulaşım, turistleri bir tüketim noktası olan turizm bölgelerine bağlayan köprü olması nedeniyle turizm için bir ana üründür. Turizmde ulaştırmanın geliştirilmesi ve daha sağlıklı işleyebilmesi için ulaştırma türleri arasında bir entegrasyon sağlanmalıdır. Yeni geliştirilmesi hedeflenen varış noktalarında, şehir ve kültür turizmi geliştirilmeli kıyı gerisinde kalan mevcut turizm alanlarında altyapı eksikliklerinin giderilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği sağlanmalı, gerektiğinde ise yönlendirme yapılmalıdır.

Bir hizmet sektörü olan turizm sektöründen daha fazla gelir elde edebilmek için hizmet standardının yükseltilmesi öncelikle ele alınması gereken unsurdur.  Bu amaçla, hizmet kalitesinin artırılarak müşteri memnuniyetinin maksimum düzeye çıkarılması hedeflenmelidir. Hizmet standartlarının geliştirilmesinde yeni bir ürünün tasarımı ya da mevcut ürünün geliştirilmesi, farklı hedef gruplarında yer alan turist beklentilerine göre şekillendirilmelidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı yerel ve meslek kuruluşlarının örgütlenmesinde standartları belirleyen, planlayan, koordine eden, güçlü gözetim ve denetim mekanizmasına sahip bir üst kurum olarak yapılandırılacaktır. Hizmetin kalitesini artırmaya yönelik olarak eğitim konusunda sektör bilgilendirilmeli; turistik tesislerin eleman çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği bakımından etkin bir şekilde denetlenmelidir.

Tüm bu tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin başarılı sonuç vermesi Türkiye için doğru ve iyi bir imaj yaratılmasına bağlıdır. Bu nedenle Türkiye turizmini doğrudan etkileyen terörist faaliyetlerin, demokrasi, insan hakları gibi konulara ilişkin olarak dış basında yer alan olumsuz yayınlar ve Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle yakın bölgesinde yaşanan savaşlar ile siyasi istikrarsızlıkların neden olduğu imaj sorunlarının olumsuz etkilerini azaltmaya dönük tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.

Yıl boyu turizm için neler yapılmalı?

Turizm sezonunun bütün bir yıla yayılması turizm ürününün çeşitlenmesine bağlıdır. Bu kapsamda öncelikli olarak belirlenen turizm türleri desteklenerek gelişmeleri sağlanmalıdır.

Şehir turizmi:

Metropol ölçeğindeki büyük şehirlerde gerçekleştirilen bir turizm türüdür. Paris, Londra gibi şehir turizminin yapıldığı kentlerde şehrin tüm çekim noktaları en üst düzeyde kullanılmaktadır.  Dünyanın en büyük turizm potansiyeline sahip metropollerinden biri olan İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerimizden Ankara, İzmir ve Antalya’da şehir turizmi projesi başlatılması gerekmektedir. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak İstanbul’un belirlenmesi şehrin kültür, sanat, şehircilik ve çevresel kalite olarak güçlendirilmesini sağlayacaktır.  

Deniz Turizmi:

Ülkemizde deniz turizminden yararlanma 4-5 ay gibi kısa bir süre ile sınırlandırılmakta ve yaz mevsiminde kıyılarda aşırı yoğunlaşma ile ortaya çıkan ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin önemli bir bölümü (yaklaşık yüzde 60) deniz turizmine yönelik amaçlarla seyahat etmektedir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye için en önemli turizm alanlarından biri olan deniz turizmi önümüzdeki dönemde daha nitelikli ve sürdürülebilir hale getirilmelidir. Bunun yanında özellikle İstanbul, Antalya ve İzmir’de bulunan yat limanlarının büyük yatları kabul edecek şekilde yenilenmesi sağlanmalı, Karadeniz’deki balıkçı barınakları yatları da kabul edecek hale getirilmelidir.

Sağlık Turizmi:

Kısaca tedavi amacı ile yapılan seyahatlerdir. Başka bir ifadeyle sağlık turizmi, fizik tedavi ve rehabilitasyon gereksinimi olanlarla birlikte uluslararası hasta potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine olanak sağlayan turizm türüdür. Sağlık turizmi açısından bakıldığında Troya, Frigya ve Afrodisya gibi bölgelerin termal ve kültür temalı bölgesel varış noktası olarak geliştirilmesi, jeotermal kaynakların bulunduğu bölgelere yönelik çalışmaların artırılması gerekmektedir.

Dağ - Kış Turizmi:

Dağların temiz ve güzel havasından yararlanmak üzere insanların dağlara yönelik olarak gerçekleştirdikleri turizm türüdür. Dağ turizmi “yürüyüş” ve “tırmanma” şeklinde gerçekleştirilmektedir. Giderek kirlenen kentlerin yaşanmaz hale gelmesi, dağ turizmi gibi insan ile doğayı yakınlaştıran turizm türlerinin gelişmesine yol açmaktadır. Kış turizmi de yine kayak tesislerinin kalitesi ve ulaşımın kolaylığı nedeniyle kış aylarında oldukça fazla kişi tarafından tercih edilen bir turizm çeşididir. Son dönemde en çok gelir getiren turizm çeşitlerinden biri olan kış turizminin kapasitesini artırmak, elverişli alanların tespit ve değerlendirilmesi ile sağlanabilir. Kış turizminin gelişimi için, iç turizmde de teşvik yapılmalı, ayrıca bu alanın spora yönelik olarak kullanımı da artırılmalıdır.

Golf  Sporu:

Türkiye, özellikle Antalya’nın 30 km. doğusunda yer alan Belek beldesi gerek kültürel, tarihsel ve doğal yapısıyla gerekse nitelikli golf sahaları ve tesisleri ile eşsiz bir golf turizmi potansiyelini oluşturmaktadır. Antalya’nın yanı sıra İstanbul, Ankara ve Muğla’da gerek işletme faaliyetinde gerekse yatırım kapsamında yer alan uluslararası standartlarda golf tesisleri planlanmıştır. Golf turizmine olan ilginin daha da artabilmesi için, ülkemizin golf sporuna uygun iklim yapısı, topografik özellikleri, zengin tarihi ve kültürel yapısı değerlendirilmeli ayrıca yeni golf sahaları üretilmelidir.

Eko - Turizm (Yayla Turizmi):

Destinasyonun, sahip olduğu uygun iklimsel özellikler, üstün peyzaj değerleri, kırsal öğelerin ağırlık kazandığı geleneksel yaşam biçimi, dağcılık, atlı doğa gezisi, dağ yürüyüşü, yamaç paraşütü, flora/fauna incelemesi, cip safari vb. doğa sporlarına uygun alanlar ile ilgili yayla turizmi özellikle deniz turizminden sıkılan tatilcilerin tercih ettiği, gelişmekte olan bir turizm çeşididir. Ülkemizde eko-turizm ve yayla turizmi gibi doğa amaçlı turizm türlerinin geliştirilmesi için bu amaca yönelik turizm altyapısı güçlendirilmeli ve niteliği artırılmalıdır. Doğa amaçlı turizmin yapılacağı yörelerde planlama çalışmaları yapılmalı, spor turizmi faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için altyapı oluşturulmalıdır.   

Kongre - Fuar Turizmi:

Dünyada son yıllarda gelişmekte olan önemli turizm çeşitleri arasında kongre turizmi de bulunmaktadır. Her kongre bir turistik hareket nedenidir. Her yıl giderek artan kongre organizasyonları, bu turizm türünün geleceğinin oldukça parlak olduğunu göstermektedir. Turizm çeşitleri arasında yüzde 20’nin üzerinde bir ciroya sahip olan kongre turizmi, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Hong Kong, Tayland, Singapur gibi ülkelerin ana turizm kaynaklarını teşkil etmektedir. Türkiye’nin bugün dünya pazarlarından aldığı pay büyük boyutlarda olmamasına karşın, özellikle İstanbul, İzmir, Antalya ve Ankara gibi yerli alt  ve üst yapıya sahip bölgeleri ile dünya kongre pazarında isminden bahsedilen ülkeler arasında yer almaya başlamıştır. Öncelikle bu şehirler ele alınarak yatırımcılara yön gösterici kongre, fuar vb. etkinlikleri teşvik edici politikalar geliştirilmeli, kongre merkezi olarak planlanan bölgelerin nitelikli turizm tesislerine ve uluslararası havaalanına sahip olması sağlanmalıdır.

İnanç Turizmi:

Kutsal yerlere yönelik turizm etkinlikleri “inanç turizmi” olarak tanımlanmaktadır. Değişen turist isteklerine bağlı olarak tüm dünyada gelişme gösteren inanç turizmi kapsamında mevcut kültür değerlerinin korunması, turizme kazandırılması ve tanıtılması amaçlanmalıdır.

Turizmdeki yeni trendler

TUYED önderliğinde, gezi rehberleri yayınlayan dünyaca ünlü Lonely Planet, Amerikan Tur Operatörleri Birliği (USTOA), Amerikan Seyahat Acenteleri Birliği (TIA) ve Dünya Turizm Örgütü (WTO) işbirliğinde gerçekleştirilen,  Almanya ile ABD'de yayınlanan önemli turizm endüstrisi yayınlarını tarayarak yapılan “Turizmde 2008 Trendleri” konulu araştırmanın sonuçlarına göre, 2008 yılında turizmde çevre, sosyal sorumluluk, sessizlik, yavaşlık ve kısa tatiller öne çıkıyor. Bu araştırmada 12 yeni turizm trendi ise şöyle:

Yavaş Turizm:  Artık, turizmde bir yerden bir yere koşuşturmak yerine gezerek, gidilen yerin keyfini çıkararak yapılan tatiller ön planda. Bu tür tatilleri sevenler uçakların karbon salınımının yüksek olması sebebiyle daha çok tren seyahatlerini tercih ediyor.

Türkiye golfte moda ülke: Araştırmaya göre Türkiye, Dubai ve Güney Afrika golf turizminde İspanya ve Portekiz’in yerini almaya başladı. Türkiye, ayrıca Çin, Tunus, Japonya, Libya, Vietnam, Suriye ve Kenya ile birlikte 2008 turizminde “moda ülkeler” arasında yer alıyor.

Sessizlik: Sessizlik, otelde konaklayan tatilcilerin tercih sebeplerinde üst sıralara yükseldi. Tatilcilerin bu eğilimini dikkate alan dünyanın önde gelen zincir otelleri de sessiz odalar yaratabilmek için yalıtıma yaptıkları yatırımı artırıyor.

68 Kuşağı ve Baby Boomers: 1946-64 yılları arasında doğan ve Batı’da “Baby Boomers” olarak adlandırılan kuşak ve Avrupa’yı 1968-72 yılları arasında saran gençlik hareketine mensup olan “68 kuşağı” artık emekli oluyor. 2008’in turizm trendleri arasında bu kuşakların “torununu da al tatile gel” sloganıyla tatile yönlendirilmesi de var. 68 kuşağı ve “baby boomers” çalıştıkları dönemde para da biriktirdiler. Bankada birikmiş paraları bulunan bu kesimi Türkiye’ye çekmek için yeni kampanyalar düzenleniyor. Bu kuşağın emekli olması ile birlikte emekli tatilciler katmanına daha önce hiç olmadığı kadar Japon’un katılması bekleniyor.

Showroom Oteller: Otellere mobilyadan bornoza, yemek takımından yatağa kadar ürün veren firmalar, otelleri artık birer pazarlama alanı olarak da kullanıyor. Otelde konaklayanlar odasında kullandığı her türlü eşyayı satın alabiliyor. Satın alınan ürünler tatilcinin evine gönderiliyor.

Butik Jet Havayolları: Business Class uçuşlardaki hizmeti yeterli bulmayan müşteriler için artık özel jetle seyahat imkanı söz konusu. Dünyanın önde gelen havayolu şirketleri bu tür lüks talepleri karşılayabilmek için kendi özel jet filolarını oluşturmaya başladı.

Fiyat etiketlerinin kataloglardan kaldırılması: Batılı tur operatörlerinin uzun süredir savunduğu bir konuyu gözönüne alan turizm devleri katalogların fiyatsız yayınlanması için baskı yapıyor.

Varoş Turizmi: Sosyal sorumluluk anlayışının gelişmesiyle birlikte Afrika ülkeleri ve Meksika'nın yanı sıra İstanbul'daki varoşlara da kenar mahalle insanının yaşam şartlarını gözlemlemek amacıyla günübirlik turlar da yeni trendler arasında yer alıyor. Bu turlara varoş insanlarının yaşam koşullarının düzeltilebilmesi için yapılabilecekler konusunda görev almak isteyenlerin katılabilecekleri düşünülüyor.

Kısa tatiller: Kısa sürede daha fazla yer görme isteği ve terör korkusu dolayısıyla iki haftalık uzun tatillerin yerini kısa tatiller alıyor.

Diaspora Turizmi: AB’nin doğuya genişlemesi doğu ülkelerinden batıya olan göçü de artırdı. AB’nin doğuya doğru genişlemesi ile birlikte atalarının yaşadığı yerleri görmek isteyenler “diaspora turizmi”ni canlandırıyor. 2 milyar dolar olarak tahmin edilen pazarda en büyük pay Doğu Avrupa ülkelerinde. Diaspora turizmi miras (atalarını daha iyi tanıma), mülk yatırımı (para kazanıp ülkesinde yatırım yapma) ve evlilik şeklinde üç bölümde gelişiyor.

Eko (Yeşil) Turizm: Avrupalı tatilcinin yanı sıra Türk tatilci de kendi özüne dönme çabasında. İnsanları doğayla buluşturan “yeşil turizm” bu nedenle ön plana çıkıyor. Şehir hayatından bıkan tatilciler bu tür tatillerde tarladan sebze meyve toplayarak, ağaca ve toprağa dokunarak hem ruhlarını hem bedenlerini dinlendiriyorlar.

Helal Turizm: Muhafazakar kesimin turizm taleplerini karşılamak için ortaya çıkan bu turizm türü Türkiye’de olduğu gibi dünyada da yayılıyor. Batılı otel zincirleri bu pastadan pay almak için birbirleriyle yarışıyor, Dubai merkezli El Mulla Grubu ise alkol satılmayan, kumar oynanmayan ve sadece helal yiyeceklerin verileceği iki lüks otel zinciri projesini bu yıl hizmete açıyor.

AB’de turizmin sürdürülebilirliği

1997 yılından bu yana, turizmin istihdam ve gelişmeye olan olumlu etkisi AB tarafından kabul gören bir gerçek. Küreselleşme, demografik değişiklikler ve ulaştırmadaki gelişmeler, turizm endüstrisindeki hızlı büyümenin ana nedenlerinden. İlgi çeken mekanları ve kaliteli turizm hizmetleriyle Avrupa, turizm açısından önemli bir merkez konumunda.

Turizm, Avrupa’da birçok bölgenin gelişimi açısından da önemli bir role sahip. Turizm amacıyla yapılan altyapı çalışmaları yeni iş alanlarının yaratılmasıyla yerel gelişime katkı sağlamakta. Avrupa Birliği açısından en önemli konu, sürdürülebilir bir turizm servisi vermek.

Her ne kadar, Avrupa turistlerin en çok ziyaret ettiği bölgelerden biri olsa da tüm dünyada turist sirkülasyonu artış hızı giderek azalmakta. Yeni destinasyonların ortaya çıkması ve gelişmesi, yenilikçi ürünler ve servislerin sunulması AB içindeki rekabeti de artırmakta.

Uluslararası Standardizayon Örgütü, turizm ve benzeri servislerdeki, satıcı ve tüketicilerin bilinçli kararlar almaları adına bir takım standartlar belirlenmesi kararı almıştı. Ancak Avrupa Birliği Turizm Acentaları Birliği ISO’nun projesine destek vermedi. Gerekçe olarak, turizm konusunun birden fazla sektörü etkilediği, AB üyesi ülkeler içinde konuya ilişkin çok farklı prosedürlerin işlendiği, iklim, coğrafya, kültür vb. bir dizi farklılığın uyum çalışmalarında maddi ve manevi bir dizi kayba neden olacağı bildirildi.

Komisyon tarafından 2003 yılında yayımlanan, “Avrupa turizminin sürdürülebilirliği için temel uyum prensipleri” başlıklı raporda, turizmi ve gelişmesini etkileyen Topluluk politikalarının ve düzenlemelerinin uyumu ve birbiriyle tutarlılığı ile rekabetin artırılması gerekliliği üzerine yoğunlaşılıyor. Ayrıca turizmde pay sahibi olan herkes arasında daha yakın işbirliği kurulması, turizmde değişen ve gelişen şartlarla baş edebilmek için büyük önem taşıyor.

Demografik yapıdaki değişim, dış rekabet gibi engeller, sürdürülebilirlik ve turizm için spesifik normların belirlenmesi ihtiyacını doğurdu. Avrupa Komisyonu, 2006 yılında, Avrupa turizminin rekabet imkanını geliştirmek ve daha iyi, yaratıcı iş alanları yaratarak hem Avrupa hem de dünya turizminde sürdürülebilir bir gelişme sağlamak amacıyla bir Avrupa Turizm Politikası sundu. Metinde göze çarpan 3 ana öncelik alanı var:

1-      Daha iyi düzenlemeler benimseyerek, politikalar arası koordinasyonu sağlayarak ve Avrupa Birliği’nden gerekli finansal yardım alınarak turizmi etkileyen önlemleri belirlemek.

2-      Turizmde sürdürülebilirliği teşvik etmek.

3-      Turizm alanlarını genişletip, görünürlüklerini artırmak.

 

Tatil standartları açısından doğru ürün nedir?

AB Turizm Sektöründeki Standartlar

İşçi Çalıştırma

AB işçi çalıştırma standartları ile işgücü piyasasında yaşama ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik tedbirler almaktadır. Sosyal alandaki birçok AB yasal düzenlemeleri, turizm sektörünü de doğrudan ilgilendirmektedir. Geçici ve yarım gün çalışan işçiler ile vardiyalı çalışanlar için işyerinde sağlık ve güvenlik üzerine mevzuat çıkarılmış, yaşama ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi de sağlanmıştır.


Turistlerin Korunması

Avrupa’da turistlerin korunması için turistlere haklarıyla ilgili daha fazla bilgi sağlanmasını veya tüketici korumayı iyileştiren hukuki araçların pekiştirilmesini hedefleyen eylemler söz konusudur. Otellerde yangın güvenliği tedbirleri kabul edilmiş, tatil paketleri ve tur paketleri ile ilgili yasalar için asgari standartlar belirlenmiştir. Turiste ayrıntılı bilgi verilmeli veya turist, kendisi onaylamadıkça değiştirilmesi mümkün olmayan bir sözleşme ile korunmalıdır. Pek çok turizm faaliyetinin uluslararası niteliği göz önüne alınarak birçok yasal düzenleme yapılmıştır. 

Turistlerin korunması kapsamında özürlü ve yaşlı kesim için de düzenlemeler getirilmiştir. Tekerlekli sandalyelere erişim, tuvalet ve banyoda özel tesisatlar, özel donanımlı arabalar, bakım ve tıbbi destek, özürlü insanların da turizmden yararlanmalarını sağlayan tedbirlerden bazılarıdır.

Ulusal ve yerel düzeyde bilinçlenmeyi artırmak amacıyla "Avrupa’yı Özürlü Turistler için Erişilebilir Kılmak" başlıklı, turizm sektörüne yönelik bir el kitabı yayımlanmış, geçmişte turizm imkanlarından yararlanmaları çoğu zaman mümkün olmamış kişilere bir fırsat eşitliği sağlanması yolunda çalışmalar yapılmıştır.

Turizm ve Kültür Arasındaki İşbirliğinin Arttırılması

Topluluk tarafından alınan bir kararda şöyle denilmektedir: "Topluluk eylemi, kültürel mirasın turizm için önemini aydınlatmayı ve Avrupalıların kültürleri, gelenekleri ve yaşam biçimlerinin daha fazla tanınmasını sağlamayı hedefler." Müzeler için destek verilmesi ve tarihsel binaların otellere veya başka konaklama tesislerine dönüştürülmesi gibi çeşitli eylemler söz konusudur. Ayrıca konser salonları, tiyatrolar ve kitaplıklar gibi kültürel merkezler için mali yardım yapılır. Kentsel yenilenme programları kapsamında, çoğu zaman, tarihsel şehir merkezlerinin korunması da yer alır.

Bütün bu desteklerden en çok yararlanan sektör turizmdir. Çağdaş kültür ile ilgili olarak, AB, bir Avrupa boyutu içeren ve en az 3 üye ülkeden katılımcıların yer aldığı kültürel etkinlikleri veya faaliyetleri teşvik etmek için, Avrupa Kültür Şehri ve Avrupa Kültür Ayı programlarını desteklemeye devam etmiştir.

Çevrenin Korunması

AB çevre politikası, turizm sektörüyle genel olarak ilgilidir ve deniz suyunun kalitesini sağlamaya, havayı kirleten emisyonları azaltmaya veya kentsel çevreyi iyileştirmeye yönelik tedbirleri içerir. Kitle turizminin daha iyi planlanması ve yönetilmesi, sürdürülebilir turizm kalkınması ve turistlerde çevre bilincinin arttırılması AB çevre politikası kapsamında yer alan temel konulardır. Yapısal Fonlar çerçevesinde, turizm sektöründe bir proje geliştirmek için destek arayan herkes, en iyi çevresel seçenekleri hesaba katmalıdır. Bu fonlar, çevresel bakımdan sürdürülebilir turizm şekillerinin gelişmesine olumlu katkı yapabilir. Ayrıca, mevcut mevzuata göre, turizmi doğrudan etkileyen bazı kamu veya özel sektör projeleri için çevresel etki değerlendirmeleri de yapılmalıdır.

Mavi Bayrak

Avrupa Birliği, kendi ülkelerinde yüzme amacı ile kullanılacak göl ve deniz suları için gerekli su kalitelerini belirleyen mikrobiyolojik parametreleri, yol gösterici ve uyulması zorunlu hükümler olarak ortaya koymuştur.

1987 yılında Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından yürütülen bu çalışmalar Mavi Bayrak Kampanyası adı altında birleştirilmiş önce 11 AB ülkesi daha sonra 22 ülkede başarı ile uygulanmıştır. 2001 yılında ise, Avrupa’nın dışında yer alan ülkelerden gelen talepler doğrultusunda kampanyanın kapsamı genişletilmiş olup, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı’nın adı Çevre Eğitim Vakfı olarak değiştirilmiştir.

Bu proje Bakanlığımızda Proje Daire Başkanlığı Çevre Sorunlarını Önleme Şubesi tarafından yürütülmektedir. 

Çevre Dostu İşletme Plaketleri

(Çevreye Duyarlılık Kampanyası Kapsamında  Tesislere "Çevre Dostu İşletme" Belgesi ve Plaketi Verilmesine Esas Değerlendirme)

Bu belge ve plaketler belgeli işletmelerde çevre bilincinin oluşturulması ve çevre korumasına katkı sağlanması amacıyla 1993 yılından itibaren verilmektedir. Talepte bulunan işletmelerde Sınıflandırma Heyetleri tarafından değerlendirme yapılmakta ve belirlenmiş olan puan barajını aşan işletmelere çevre dostu kuruluş belgesi ve plaketi verilmektedir.

Verilmekte olan plaketlerde yer alan simgeler de tesisin türüne göre farklılık göstermektedir. Yat işletmeleri için verilen plaketlerde "Yunus", yat limanları için verilen plaketlerde "Çıpa" ve diğer tesislere verilecek plaketlerde de "Çam" simgeleri bulunmaktadır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)

ÇED, gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin, çevre üzerine olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin önlenmesi, en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin tespit edilmesi, seçilen yer ve proje alternatiflerinin değerlendirilmesi çalışmalarını içeren “karar verme süreci”dir.

16/12/2003 gün ve 25318 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ÇED Yönetmeliği’nin ana ilkeleri;

  • Çevresel değerlendirme sürecinin planlamayla bütünleştirilmesinin sağlanması,
  • ÇED sürecinin, yapımı planlanan projenin ilk aşamalarına uygulanmasının sağlanması,
  • Proje sahibinin, çevresel hedeflerle ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmasının sağlanması,
  • Proje ile ilgili karar vericilere, proje ve ÇED raporunun bir arada sunulması ile daha sağlıklı karar sürecinin oluşturulmasının sağlanması,
  • Projenin ÇED süreci içerisinde değerlendirilmesi sırasında halkın ve ilgili tarafların katılımının sağlanmasıdır.

ÇED raporları incelenirken; özellikle, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ile Turizm Merkezi ve turizm potansiyeli taşıyan yerler olmak üzere, çevre üzerine yapabilecekleri bütün etkiler incelenir ve değerlendirme yapılır. Söz konusu işin takibi Proje İnşaat Dairesi Başkanlığı, Çevre Sorunlarını Önleme Şube Müdürlüğü tarafından yürütülür.

Kaynaklar:

-          Türkiye Turizm Stratejisi (2023), Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 2007

-          Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği

-          Kobi Finans Dergisi

-          http://www.turizmgazetesi.com/www.turizmgazetesi.com<//a>

- www.ectaa.org/Home/Areas/Tourism/tabid/79/Default.aspx

 

 

 

 

 

© EurActiv 2007-2014. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics