GENEL SPONSOR

radikal'de Hakkı Devrim, Allianoi antik kenti çerçevvesinde dönen tartışmaları yazdı.

Hakkı Devrim-Radikal

Anayasamızın noksanı,fazlası, değiştirilmesi gereken bir maddesi yok, diyen tek Allahın kulu yok aramızda. Referanduma sunulan değişiklikler yeterlidir, değildir... karmaşasına tutuştuk. Siyasetçimiz, partilimiz, biliminsanımız, gazetecimiz... Bırakın anayasa maddesi üzerinde tartışıp ortak kararlara varmayı, biz aramızda adam gibi laf etmeyi bile doğru dürüst beceremiyoruz.
İnsanla ilgili her şey gibi, siyasetle, hukukla, iktisatla ilgili meselelerimizi de ancak konuşarak halledebiliriz; aramızda anlaşarak. Durup dururken denmemiştir, insan konuşa konuşa diye...
Siyaset, bizim toplum olarak konuşmayı bilmediğimizin en belirgin göstergesidir. Bu noksanımızdan, kusurumuzdan en çok zarar gördüğümüz alandır, diye de ifade edebiliriz.
İki gün önce burada teşrifat derslerine ihtiyacımız var derken, söylemek istediğimde buydu. Parti genel başkanlarından örnekler vere vere bitiremiyoruz.  Erdoğan, Kılıçtaroğlu ve Bahçeli  bu minval üzre devam ettikçe, korkarım lâl ü ebkem  (şaşkınlıktan susup kalmış) bir topluma dönüşeceğiz. Esef edilesi haldir.
*
Çevre ve orman bakanı Veysel Eroğlu’nun bir sözü yansıdı eveli gün gazetelere. Bergama-Paşalıköy sınırları içindeki antik Allianoi kaplıca kalıntılarının, yapılmakta olan Yortanlı Barajı’nın enkazı altında kalması ihtimali çevre halkını telaşlandırmış.
Kıraç topraklar bizimki,diyorlar;ekip biçerek karnımızı doyurmakta sıkıntımız var. Bu arkeolojik sit’ten, ziyarete gelecek turistler sayesinde bir gelir sahibi olmayı umuyoruz.
Söz konusu kaplıca eski çağların müstesna örneklerinden biri. Yrd. Doç. Ahmet  Yaraş  kazıyla meşgul bilimadamı:
_ Alliaoni dünyanın sağlam kalmış ve en eski, en büyük ılıcası, diyor. Hâlâ sıcak suyu olan bir kaplıcadır. Burada ele geçen 400  parça metal cerrahî tıp âleti başlıbaşına arkeolojik bir hazinedir. Yazık ki 2006’dan bu yana kazı ve araştırma izni verilmiyor.
Bakan reddediyormuş bu değerlendirmeyi. Burası Paşa Ilıcası  dediğimiz sıradan bir yerdir,diyor. Gerisi uydurma.
Daha çok da şarkıcı Tarkan’a kızmış. Antik kaplıcaya sahip çıktığı için. Ve düşündüğünü yüksek sesle söylediği için.
_ Tarkan şarkılarıyla uğraşsa daha iyi olur! Selam ederim, bu konuda bizden bilgi alırsa seviniriz. Sormadan kurusıkı atmasın, demiş. Her önüne  gelenin, bilmediği konulara burnunu sokması çok yanlış olur, uyarısında da bulunmuş.
*
Ben haberi çarşamba günü Radikal’de, Milliyet’te, Vatan’da okudum. İki kelimeyle tepem attı diyebilirim. Gazeteler Bakanı yüksek tonda kınamıştı.
Allah biliyor  ki dünkü gazeteleri bu gözle taradım.
Evrensel’den başlayayım: hadiseye bütün bir sayfa ayırmıştı. Haberi görmezden gelen yoktu, onu da söyleyeyim.
Köşesini Bakan’ın yanlış ve çirkin tepkisine ayıranlar vardı. Yalçın Doğan, Mehmet Y. Yılmaz, (Hürriyet), Can Dündar (Milliyet), Ergun Babahan (Star), Ozan Yayman (Cumhuriyet), Erol Katırcıoğlu (Taraf).
 Aynı konuya apaçık değinenler vardı: Cengiz Semercioğlu (Hürriyet), Mehmet Tezkan, Melih Aşık  (Milliyet), Can Ataklı (Vatan), Sevim Gözay  (Akşam).
Gözden kaçırdıklarım varsa beni bağışlasınlar.
Bayağı bir tepki değil mi? Evet sahiplerini kutlarım. Ama bu kadarını yeterli bulmadığımı da eklemek isterim.
Bu tepki, niteliği ve  yoğunluğu açısından çok önemli. Çünkü tam demokrasiye giden yolun neresinde  olduğumuzun, taze ve canlı bir işaretidir
Onun için Bakan Eroğlu’nun Tarkan’ın burnunu yönlendirme işgüzarlığı ve küstahlığı üzerinde yarın da duralım istiyorum.

Önüne baksana kanser ilacı
Salı günüydü galiba, Ertuğrul Özkök  referandumdan bahsetti köşesinde. Çok farklı şeyler söylemeyi seviyor ya!
Benim oyum hıyar, diye girmiş yazıya. Yanlış okumadınız, diyor; hayır kelimesinin iki harfi yanlışlıkla yer değiştirmiş falan değil. Basbayağı hıyar. Çünkü kendimi, vatandaş değil hıyar gibi hissediyorum.
Çünkü hâlâ, bu referandumu bize demokratikleşme diye yutturmaya kalkan konuşan kafaları  dinliyorum, seyrediyorum.
Hani Adamlar bizi hıyar yerine koydular, gibi laflar ederiz ya! Ertuğrul da bu bahse o üslûp üzre girmiş. Referandum atışmalarını dinlerken, ben de kendimi pek iyi hissetmiyorum... İçimden «Bre Ertuğrul, şimdi bu meyvenin bütün akrabaları mal bulmuş mağribiler gibi senin bu lafının üstüne atlayacaklardır» diye geçirmedim değil.
Nitekim ertesi gün, Genel Yayın Müdürüyken Ertuğrul Özkök’ün gazetesinde çalışmış Fatih Altaylı’nın yeni gazetesi Haber Türk, haberi iki hıyar resmiyle tamamlayarak göze sokmaya çalışmıştı. Sanem Altan gibi, Canan Barlas gibi muteber  kişilerin twitter’de yer almış hıyarlı latifelerine de  yer verilmiş.
Gülünecek, öfkelenilecek, ciddiye alınacak bir hal değil. Yıllar önce gördüğüm ve çok sevdiğim bir karikatürü hatırladım. O sırada gazetelerde hıyarın, kanseri tedavi ettiğine dair bir haber çıkmıştı. Karikatürdeki taksinin şoförü, önüne atlayan tedbirsiz yayaya belli ki çok öfkelenmiş, ama aklına gelen ilk kelimeyi kullanmayı da doğru bulmadığından:
_ Önüne baksana kanser ilacı, belânı mı arıyorsun, diye haykırıyordu.
Hatırlayınca güldüm hiç olmazsa...

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Saime Akyürek)

* Doğru ifadenin malûmu ilan etmek değil, malûmu ilam olduğunu  sizden öğrendim. Aralarındaki fark nedir? diyenlere cevap veremiyorum.
_ Malûmu ilâm  bir istihza’ nın (ince alayın) ifadesidir. Malûm  da, ilâm  da Arapça ilm («bilgi») kökünden gelir. Malûmu ilân  ise «herkesin bildiğini tekrarlama» demek.
İlan Arapça alen  («âşikâr») kökünden gelen ‘duyurma, açığa vurma’ anlamında bir kelime.

© EurActiv 2003-2012.