Birleşmiş Milletler (BM) Endonezya’nın Bali adasında toplanması beklenen iklim değişikliği konulu konferansa hazırlanırken Avrupa Birliği (AB) Koyoto Protokolü’nden esinlenerek hazırladığı bir dilek listesini konferans görüşmelerinde katılımcılara sunmayı hedefliyor. Ancak dünyanın diğer CO2 gazı salımında bulunan ülkelerinin beklentilere cevap vereceği konusunda şüpheler söz konusu.

Arka Plan:

Kyoto Protokolü’nde imzası bulunan 15 AB ülkesinin 2012 yılına kadar CO2 salımını yüzde sekiz oranında azaltması gerekirken, Kıbrıs ve Malta hariç diğer 10 ülke bu konuda münferit hedef belirlemiş bulunuyor.

Kyoto’nun başarıları ve başarısızlıklarının 3–14 Aralık tarihleri arasında Bali’de gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Konferansı (COP–13) görüşmelerinin ana temasını oluşturacağı belirtiliyor. İklim değişikliğine ilişkin bağlayıcı emisyon indirimleri gibi tek bir nihai karar yerine, dünya liderlerinin Bali’de bir “yol haritası” ve müzakere çerçevesi belirleyecekleri bildiriliyor.

Bu yol haritası, Kyoto Protokolü’nün 2012 yılında sona ermesinden sonra yeni bir küresel iklim değişikliği anlaşmasına öncülük edecek. Hazırlıkların ve beklentilerin plan dâhilinde gerçekleştirilmesi halinde söz konusu anlaşmanın 2009 yılı Aralık ayında Danimarka’nın Kopenhag kentinde yeniden bir araya gelecek BM İklim Değişikliği Konferansında  (COP–15) imzalanabileceği beklentisi hâkim.

Gündem Başlıkları:

AB Komisyonu’nun, Bali müzakereleri yol haritasından neler beklediği ve Kyoto hedefleriyle ilgili AB’nin gösterdiği gelişmelerin yer aldığı 27 Kasım tarihli bir sunumda AB Çevre Komiseri Stavros Dimas ekonomik büyüme ve CO2 salımı arasındaki bağlantıyı AB’nin kopardığını söyledi.

Komisyon’un Kyoto çerçevesinde AB’nin çok iyi işler başardığını açıklaması geniş çapta birliğin Bali görüşmeleri öncesinde çevre ile ilgili konularda kendi inanılırlığını arttırmak istediği izlenimini uyandırdı.

Kyoto karnesi

Dimas’nın tezi, büyük oranda 1995–2005 yılları arasında ekonomik büyümenin yüzde 35’te kaldığını gösteren 2005 yılı rakamlarına dayanmakta. Dimas, üye ülkeler için temel alınan 1990 yılında AB-15’in CO2 salımında yüzde iki azalma gösterdiğini, AB-25’te ise aynı yıl bu rakamın yüzde 11 olduğunu söyledi.

2005 yılında elde edilen olumlu sonuçlara rağmen, AB’de CO2 salımı ile ilgili mevcut hareketlilik Kyoto Protokolü’nün 2012 hedeflerini karşılar görünmüyor. Ancak Komisyon AB genelinde ek politikalar ve tedbirler alındığı sürece tüm AB ülkelerinin bu hedefleri yakalayabileceği hatta daha ileriye giderek 2010 yılına kadar CO2 emisyonunun yüzde 11,4’e çekilebileceğini ileri sürüyor.

Ek politikaların çoğu Komisyon tarafından belirlenirken, AB yürütme organının hazırladığı iklim ve enerji “paketi”nin 23 Ocak 2008 tarihinde hazır olması beklenmekte. Paketin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması ve AB Emisyon Ticaret Planı’nın (ETS) 2012 yılı ötesin de kapsayan bir gözden geçirimini içerdiği bildiriliyor. Komisyon 2008–2012 arasında ETS döneminde CO2 salımının önemli oranda azaltacak üst sınırlar belirleneceği ve bunların daha sıkı denetleneceği konusunda son derece emin görünüyor.

Ayrıca AB’nin Kyoto karnesinde ETS planına havacılığın da ilave edilmesiyle ek tedbirler alındığı bilgisine yer verilmekte. Daha temiz yakıt aktarımı ve motorlu araçlarda CO2 emisyonunun azaltılması olduğu kadar ağaçlandırma ve orman alanlarının arttırılması yoluyla karbon “çukurları”nın uygulamaya alınması bilgisi de yer alıyor.

Bali dilek listesi

AB çevre bakanları Bali görüşmelerinde uygulanmak üzere sekiz “yapı taşı” üzerinde 30 Ekimde karara vardılar.

  1. Sanayi öncesi döneminin 2°C üzeri hedef alınarak küresel CO2 emisyonunun sınırlandırılması;
  2. 1990 yılı CO2 salımı düzeyiyle karşılaştırıldığında gelişmiş ülkelerin CO2 salımını 2020 yılına kadar yüzde 30 oranında ve 2050 yılına kadar yüzde 60–80 oranında azaltmış olmalarının taahhüt edilmesi;
  3. Gelişmekte olan ülkelerden “adil ve etkin katkı” beklenmesi;
  4. Küresel karbon piyasasının genişletilmesi ve bunun AB ETS planı ile ilişkilendirilmesi;
  5. AR-Ge’de daha fazla işbirliğine gidilmesi;
  6. İklim değişikliğine uyum sağlama çabalarının arttırılması;
  7. Havacılık ve deniz yolları salımının sınırlamalara dâhil edilmesi ve
  8. Ormanlık alanların yok edilmesinin sebep olduğu CO2 salımındaki artışın düşürülmesi.

AB’nin kırmızı çizgileri

Bir Konsey yetkilisi, AB’nin, Bali yol haritasında yer verilen iki önemli konuda kırmızı çizgilerinin tanınmaması durumunda iklim görüşmelerinde kendini “başarılı” niteleyemeyeceğini bildirdi: Gelişmiş ülkelerin emisyonları azaltacaklarına dair söz vermeleri ve gelişmekte olan ülkelerin bu konuda daha fazla gayret göstermeleri.

Aynı yetkili, AB’nin bu konuda karşılaşabileceği en büyük zorluk liderlerin, belirgin ancak  tarafların konumlarında değişiklikler yapabilecekleri kadar esnek bir müzakere çerçevesi üzerinde hemfikir olmasını sağlamak olduğunu belirtti.

2008’de ABD başkanlık seçimlerinin gerçekleştirilecek olması ve yeni bir yönetici kadronun 2009 yılı ortalarında iş başına gelecek olması, ABD’nin bu konudaki tutumunda gecikmiş bir değişiklik göstermesi olasılığını gündeme getiriyor. ABD, Kyoto Protokolünü imzalamamış, CO2 salımının azaltılmasına ilişkin her türlü bağlayıcı uluslararası anlaşmayı reddetmişti.

Ancak Bali’ye hazırlıkları tamamlayan AB delegesinde akılları meşgul eden tek endişe sadece dik başlı bir Amerikan yönetimi değil. Özellikle Hindistan’ın kendi ekonomik büyümesini engelleyeceği bahanesiyle kayda değer emisyon indirimi için taahhütte bulunulmasını reddetmesi de Avrupalı liderler arasında kaygıları tetikliyor. Ayrıca ABD’nin Hindistan’ın “arkasına saklanarak” herhangi bir küresel CO2 salımı anlaşmasını engellemek isteyebileceği de endişe sebebi.

Son gelişmeler ve atılacak adımlar:

© EurActiv 2003-2008.