Avrupa yüksek eğitim sisteminde yeterli derecede özerklik ve çeşitlilik olmamasının üniversitelerin kalitesi ve rekabete zarar verdiği uyarısında bulunan iş çevreleri ile üniversiteler, bu durumun Avrupa Birliği (AB) sanayi kuruluşlarını Ar-Ge faaliyetlerini blok içi yerinde AB dışına taşımalarına sebep olduğunu belirttiler.

Arka plan:

Avrupa Komisyonu Mayıs 2006’da yayımladığı bir bildiride Avrupa’da yüksek öğrenim kurumlarının nasıl modernize edileceği konusunda ayrıntılı önerilerde bulundu. En fazla tepki alan öneri ise Komisyon’un üye ülkeleri üniversitelere daha fazla özerklik ve sorumluluk verilmesini istemesi ve hükümetleri de üniversiteleri iş çevrelerine açmaya davet etmesi oldu.

Temmuz 2007’de Komisyon keza konuyla ilgili bir başka tasarıda üye devletlerin okul eğitimini nasıl modernleştireceklerine ilişkin geniş kapsamlı istişarelerde okul programlarının modernizasyonu, öğretmelerin hızla değişen öğretim çevresinde yaşam boyu öğrenimdeki rolleri gibi konulara yoğunlaştı.

Şu ana kadar, Fransızların yüksek öğrenim reformu ile ilgili AB tavsiyelerini hayata geçirmeyi planladıkları, üniversitelere kendi eğitim sistemlerini yönetebilecek kadar bağımsızlık verilmesi yanında dış fonlar aradıkları ancak bu durumun örenciler, üniversite çalışanları ve Fransa araştırmacılar birliğinin tepkilerine yol açtığı belirtiliyor. Tüm bu kesimlerde, yüksek öğrenim müfredatı üzerinde özel sektörün aşırı etkili olabileceği ve üniversitelerin geliştirilmesinde eşitliğin bozulacağı korkusunun hâkim olduğu bildiriliyor.

22 Şubatta 2008 Avrupa İş Zirvesi’nde konuşan akademik çevrelerin ve sanayi kesiminin temsilcileri Avrupa yüksek öğrenim sisteminin hızlı ve geniş kapsamlı bir çeşitlendirmeye ihtiyacı olduğu, bu şekilde üniversitelerin küresel rekabete katılmalarına müsaade edecek en iyi fikir, fon ve üne sahip olmalarına imkân tanınacağını dile getirdiler.

Zirve katılımcılarına göre, Avrupa’nın dünya yüksek öğrenim sistemiyle rekabette zayıf kalmasının diğer nedenleri arasında kronik fon yetersizliği, üniversite idari yapılarında aşırı düzenlemeler, özerklik eksikliği ile üniversitelerin birbirleriyle ve iş çevreleri ile sanayi gibi diğer sosyal aktörlerle işbirliğini engelleyen soyutlayıcı zihniyet şeklinde sıralanıyor.

Bu sorunların üstesinden gelebilmek için işaret edilen yollardan biri üniversiteler ve iş dünyası arasında sürdürülebilir ortaklıklar oluşturulması. Ancak bunun mümkün olabilmesi için yüksek öğrenim kurumlarının daha fazla özerk olması gerekiyor.

Konuşmacılar sorunun sadece iş ve akademi ortaklığının oluşturulması değil aynı zamanda sanayi, iş dünyası, ilk ve orta öğrenim kurumları arasında bir ara yüz oluşturulması ile ilgili endişelerin de söz konusu olduğuna dikkat çektiler.

İş dünyasının eğitimin sisteminin ilk basamaklarında eşitliğe dâhil olmasının yüksek oranda okul terkini önlemeye katkıda bulunabileceği, bilim eğitimine ilgiyi arttırabileceği, öğrencilerin gerçek hayat ile irtibatlandırılıp örneğin matematiğin kendi hayatlarına nasıl hizmet edebileceğini görmelerinin sağlanabileceği belirtiliyor.

Görüşler:

AB Eğitim Komiseri Ján Figel, “İş dünyası, ilkokuldan başlayarak yaşam boyu öğrenime kadar eğitime ilgi göstermeli. Okullar ve üniversiteler bilgiye ve iş çevrelerinin etkisine açık hale getirilmelidir,” diye konuştu. Komiser, yüksek öğrenim kurumlarındaki “klasik soyutlama”nın bugününü yenilikçi gidişatına cevap olmadığını sözlerine ekledi.

İntel yönetim kurulu başkanı Craig Barrett ise, çok sayıda Avrupa Yenilik ve Teknoloji Enstitüsü görmek istediğini söylediği konuşmasında, Avrupa’nın yüksek öğrenim kurumları, öğrenciler, ülkeler arasında daha fazla rekabete ve yakın işbirliğine gereksinim duyduğunu belirtti. Barrett, Avrupa üniversiteleri arasında rekabet eksikliğinin genel olarak yüksek öğrenimin kalitesini kötü etkilediğini ileri sürdü.

Avrupa Üniversite Birliği (EUA) kurul üyesi Profesör Frans van Vught ise, üniversiteler arası en iyi fikir, fon ve ün rekabetinin bugün artık küresel bir rekabet olduğunu ve Avrupa üniversitelerinin bu yarışı kazanmak için gerekli mali araçlara sahip olmadığını söyledi.

Van Vught’a göre, üniversitelerde rekabet eksikliği dört aşamalı. “Birincisi, tarihi bir fon eksikliği söz konusudur. ABD yüksek öğrenime yüzde 100 daha fazla para ayırıyor. Dahası, ABD’deki 4,000 küsur yüksek öğrenim kurumu hayli fazla homojen Avrupalı emsallerinden çok daha fazla çeşitlilik arzediyor.” Van Vught’un ileri sürdüğü diğer gerekçeler arasında, üniversitelerin özerkliğini sınırlayan katı idari yapı düzenlemeler yanı sıra kilise, devlet ve sosyal etkinin köhne fikirlerinden korunması gerektiği yer alıyor.

“Bu sorunların üstesinden gelebilmek için üniversitelerin sürdürülebilir ortaklıklar içine girmesi gerekiyor,” diyen van Vught, bununla birlikte üniversitelerin bu tür ortaklıklar için iş çevrelerinin ilgisini çekebilecek bir şeyler sunmaları gerektiğini de kabul ediyor. “Eğer üniversiteler kendilerini iş dünyasına satacaksa, sattıkları şeyin müşteri tarafından satın alınmaya değer olması gerektiğini,” belirten van Vught, halen AB iş ve sanayi gruplarının Avrupa dışındaki üniversitelerin Ar-Ge bölümlerine birlik içerisindeki okullardan daha fazla yatırım yaptıklarına da dikkat çekti.

“Bırakın girişimciler üniversitelere gelsinler. Yoksa AB’nin rekabet ortamında kalması için bir sebep olmayacak,” şeklindeki uyarı ise Volvo kıdemli başkan yardımcısı Profesör Jan-Eric Sundgren’den geldi. Bununla birlikte, Sundgren düşünce tarzının bir gecede değişemeyeceğinin de altını çizerek, “Zaman alacaktır,” dedi. Sundgren, iş dünyası ile işbirliğine gitmesi gerekenler sadece üniversiteler değil aynı zamanda ilk ve orta öğrenim kurumlarının da bu işbirliğine katılması gerektiğini ifade etti. “Avrupa Sanayiciler Yuvarlak Masası’nın ulusal, bölgesel ve birlik düzeyinde okullar ve iş grupları arasında bir ara yüz oluşturulması için büyük çaba sarfettiklerini” açıklayan Sundgren, “öğretmenlerin bu ara yüzün oluşturulmasında özellikle önemli rol oynadıklarını” belirtti.

İsveç Girişim Konfederasyonu başkanı Signhild Arnegård Hansen, “Öğrencilerin gerçek dünya ile temas halinde olması gerekir. İş dünyası buna yardımcı olabilir. Eğitim sistemi şirket işçilerinin ana kaynağı ve bunun sistem içerisinde vurgulanması gerekmektedir,” diye konuştu. Kitlelerin eğitiminden kaliteli ve rekabetçi bireylerin eğitimi yoluyla insana yatırım yapılmasına geçilmesini salık veren Hansen, “Nicelikten niteliğe geçiş vurgulanmalıdır,” dedi.

Oracle EMEA başkan yardımcısı Sergio Giacoletto ise, konuyla ilgili olarak, “Avrupa’da hem yeteneği alıkoymalıyız hem de daha yetenekli insanları çekebilmeliyiz,” açıklamasında bulundu. Giacoletto, “Eğer geçmişte, bilişim teknolojileri ile ilgili işler ucuz işçilik nedeniyle Hindistan ve Çin’e kaydıysa, bu işler şimdi ‘nicelik ve nitelik’ nedeniyle oraya kaymaktadır,” diye konuştu.

 

 

© EurActiv 2003-2010.