Bosna ve Hersek’te yerel basın, üç siyasi partinin ülkenin bölünmesi için anlaşma imzaladıklarını bildiriyor.
Haber
Arka plan:
Avrupa Birliği’nin (AB) doğal aday ülkelerinden bir konumundaki Bosna ve Hersek’te geçtiğimiz Ekim’de yapılan yerel seçimler derin etnik ayrılmalarla sonuçlanmıştı.
Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar ülkenin 149 belediyesinde belediye başkanlığı için en fazla oyları alırken vatandaşların karşılaştığı gerçek sorunlara yöneticilerin yeteri kadar ilgi göstermedikleri ortaya çıktı. Oyların satıldığı iddiası da seçimlere ayrıca gölge düşürdü.
AB liderleri yakında yayımladıkları mesajla Bosna ve Hersek’te Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasındaki siyasi çekişmeler konusunda uyarıda bulunarak ülkenin birliğe üyelik emellerinden uzaklaştığına dikkat çektiler.
AB savunma bakanlarının 2 Ekim 2008’de Deauville’deki toplantısında 2,000 AB barış gücünün Bosna ve Hersek’teki görevlerinin sonlandırılması karara bağlanmış ancak bunun için herhangi bir tarih belirlenmemişti. 1995 Dayton Barış Anlaşması’ndan bu yana bu Balkan ülkesinin idaresi uluslararası camiadan yüksek temsilciler aracılığıyla yürütülmekteydi.
Fransız Le Monde gazetesinin geçen hafta yayınladığı habere göre, Bosnalı, Sırp ve Hırvat liderler 26 Ocak’ta yayımladıkları ortak bildiride ülkenin kurumsal bir yeniden düzenlemeye ihtiyacı olduğunu ileri sürdüler.
“Yeni bir Bosna ayrışma projesi” başlıklı haberde bu yeni anlaşmaya göre ülkenin Bosna, Sırp, Hırvat ve Saraybosna federal bölgesine ayrıştırılması öneriliyor. Adı geçen anlaşmanın Sulejman Tihić, Milorad Dodik veDragan Čović tarafından imzalandığı bildiriliyor.
1995 Dayton anlaşmaları sonucunda ülkede iki asal unsur oluşturulmuştu: Bosna ve Hersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti.
Bosna ve Hersek’te birlik yanlıları mevcut unsurlardan vazgeçilmesi hayalini kurarken milliyetçiler etnik bölünmenin eski şartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi için çaba gösteriyor. Çoğu Bosnalı Müslüman ise ülkenin yeniden birleşmesini arzı ediyor. Sırpların çoğu ise Sırp Cumhuriyet’inden yana. Toplam nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Hırvatlar ise özel bir statüye sahip olmak istiyor.
Adı geçen anlaşmanın, bölünme fiiliyata geçmiş olacak. Sırpların SNSD partisi, Müslüman Bosnalıların SDA partisi ve Hırvatların HDZ BiH tek başlarına çoğunluk oluşturamıyorlar ve diğer siyasi aktörlerin desteğine ihtiyaç duyuyorlar.
Banja Luka adı verilen anlaşma Bosna ve Hersek’te görevli uluslararası camia yüksek temsilcisi Miroslav Lajčák’in Slovakya Dış İşleri bakanlığına atanması nedeniyle ülkeden ayrılışından sadece birkaç gün sonra imzalandı.
Lajčák’in Bosna ve Hersek’teki görevinin devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor. Öte yandan Le Monde gazetesi, uluslararası camianın bir kez daha Bosna ve Hersek’te uyum stratejisinden yoksun olduğunu yazıyor.
Komisyon anlaşmayı inceliyor
Bununla birlikte Avrupa Komisyonu iyimser görünüyor. AB Genişleme Komiseri Olli Rehn’in sözcüsü Krisztine Nagy Cuma günü yaptığı açıklamada Komisyon’un Bosna’daki üç liderin anlaşma imzaladıklarından yeni haberi olduğunu söyledi.
“Bu konu üzerinde hala çalışıyoruz. Anlaşmayı memnunlukla karşılıyoruz. Karşılıklı özveriye dayalı ulusal diyalog Bosna ve Hersek için tek yol. Şimdi bu ortak bildiriyi yasal tasarılara dönüştürebilmek ve kabulünü sağlamak önemlidir. Bu konuyu yakından takip ediyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda daha somut tekliflerin yapılacağını sanıyoruz.”
Taraflar:
Hırvat gazetesi Javno 1 Şubat baskısında, Bosna’daki Hırvat Ulusal Konseyi Başkanı Piskopos Peter Matanoviç’in üç liderin imzaladığı anlaşmaya karşı çıktığını ve Bosna’nın dört federal birime bölünmesinin yeni bir savaşa sebep olacağını ileri sürdüğünü yazdı.
Gazeteye göre piskopos, “Bana öyle geliyor ki bu anlaşma unsurların güçlenmesine ve ülkenin zayıflamasına sebep oluyor. Liderler imzaladıkları anlaşmada ulus sözcüğüne çok fazla vurgu yapıyorlar oysaki ekonomi daha önce gelmeli ve sonra insan hakları. Bütün bunlardan sonra ulusal ve tarihi unsurlar önemlidir ama o kadar da önemli değillerdir. Yani bu durum yeni bir karmaşaya, yeni bir savaşa yol açabilir ve bizim bundan kaçınmamız gerekmektedir,” şeklinde bir açıklamada bulundu.


