Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türk Dış Politikası ve AB ile ilişkilerin 2010 yılı vizyonunu Turkish Policy Quarterly (TPQ) için kaleme aldı. Davutoğlu makalede, Türkiye’nin AB üyeliği vizyonunun dış politika önceliği olduğunu yineledi ve bu süreçte AB’den iç politik sorunları, ikili tartışmaları arka planda tutmasını ve ahde-vefa ilkesine saygı göstermesini istedi.
EurActiv.com.tr
Davutoğlu TPQ’ye yazdığı makalede Türkiye’nin dış politika vizyonunu ve AB ile ilişkilerde gelinen noktayı özetledi. Türkiye’nin dış politikasında son dönemde göze çarpa çok yönlülük çabalarının iki temel nedene dayandığını belirten Dışişleri Bakanı şöyle kaydetti:
“Öncelikle, Balkanları, Kafkasları ve Hazar Bölgesini, Karadenizi, Doğu Akdeniz’i, Orta Doğu’yu ve Körfezi içine alan komşu bölgelerde refah, istikrar ve güvenin sağlanması amacıyla proaktif bir diplomasi izlenmesi gerekmektedir. Türkiye ayrıca sahip olduğu çeşitli bölgesel kimlikleri ile çok yönlü ve entegre bir dış politika izleyecek yetenek ve güce sahiptir.”
Barış için bir güç olmaya kararlı Türkiye’nin günümüzde çok daha sonuç odaklı ve proaktif olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye’nin çok yönlü dış politikasının dört temel sütun üzerine inşa edildiğini belirtti.
Davutoğlu’na göre, birinci sütun güvenliğin bölünemezliği, ikincisi diyalog, üçüncüsü ekonomik bağımsızlık, dördüncüsü ise kültürel uyum ve karşılıklı saygı.
İsviçre’deki minaret referandumuna da değinen Dışişleri Bakanı, “Bu olay farklı kültürlere sahip ulusların arasındaki anlayışa ve işbirliğine ne kadar çok önem vermemiz gerektiğini hatırlatıyor” diye yazdı.
Türk Dış Politikasına ilişkin açıklamalarının ardından Davutoğlu, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin görüşlerini paylaştı. Türk dış politikasının yeniden şekillendirilmediğinin, yalnızca komşu ülkelerle daha yapıcı politikalar yürütüldüğünü bir kez daha anımsatarak, Türkiye’nin AB’yle bütünleşmesinin hala dış politika önceliği olduğunu ifade etti.
“AB üyeliği Türkiye’nin stratejik tercihidir ve bu amaç Cumhuriyet Dönemi’nin en önemli projelerinden biridir.”
15 yıl once gümrük birliğini tamamlayan Türkiye için AB’nin en önemli ticaret ortağı olması, güvenlik politikalarında güçlü bir işbirliği içinde olunması, Türk diyasporasının büyük bölümünün Avrupa’da yaşaması sebebiyle Davutoğlu, Türkiye’nin hali hazırda AB’nin bir parçası olduğunu kaydetti.
Davutoğlu AB ve Türkiye’nin farklı ve çakışan iki vektör olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’nin komşu bölgelerle barışı, istikrarı ve güvenliği sağlamayı amaçlayan politikalarının, Avrupa’nın enerji arz ve güvenliğine katkıda bulunmasının Avrupa’nın da hedefleri arasında bulunduğunu kaydeden Dışişleri Bakanı, şöyle devam etti:
“Avrupa’yla aynı tarihi, aynı coğrafyayı, aynı vizyonu, demokrasi, insane hakları , hukukun üstünlüğünün aralarında bulunduğu aynı değerleri paylaşıyoruz. Türkiye ve AB aynı gemide gidiyor, zaman zaman zorlu sularda ama yine de küresel barış ve istikrar yolunda aynı yönde gidiyor.”
Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle AB’nin yeni kurumsal bir yapıya büründüğünü belirten Davutoğlu, bu yapıyla birliğin uluslararası sahnede daha güçlü olmaya hazırlandığını kaydetti. Tam da bu dönemin Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir iyimserlik rüzgarı estireceğine inandığını belirten Dışişleri Bakanı, şimdi yeni fikirler ve yeni bakış açıları zamanı olduğunu ve ilişkilerimizi daha yakın bir Birliğe gidecek şekilde hareketlendirmek için bu fırsatı yakalamamız gerektiğini ifade etti.
Ahmet Davutoğlu, AB üyeliği müzakerelerinin uzun ve zorlu olduğunu, ancak bu durumun yola çıkılmadan önce bilindiğini söyledi. Türkiye’nin önüne çıkan siyasi engellerin AB’nin güvenilirliğine zarar verdiğini kaydeden Davutoğlu, üyeliğin bir gecede gerçekleşmeyeceğini, son kararın şimdiden önyargılarla verilmemesi gerektiğini bildirdi. Türkiye’nin AB’yle aynı standartlara ve normlara sahip olacağını ve bunun da ilgili tüm tarafların çıkarına olacağını kaydetti.
Üyelik müzakerelerinin sürdüğü bu dönemde AB’ye doğrudan seslenen Davutoğlu, 3 maddeli listesini şu şekilde sundu:
-AB, ahde vefa ilkesine saygı göstermelidir
-AB ikili sorunların katılım müzakerelerini gölgede bırakmasına izin vermemelidir
-AB Türkiye’nin katılım sürecinin iç politik sebeplerle manipüle edilmesine göz yummamalıdır.
Davutoğlu AB’nin önünde iki yol olduğunu; ya dinamik ekonomisi ile küresel bir güç olacağını ya da içe dönük bir perpektifle yalnızca kıtasal bir güç olarak kalacağını söyledi .
Son olarak, “Türkiye bu sınavı önüne ne çıkarsa çıksın geçecektir” diyen Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin kendi potansiyelini ortaya koyabilmesi açısından önemli olan bu fırsatın büyük bir başarıya dönüşeceğine ilişkin inancını ifade etti.
TPQ Sonbahar 2009 sayısında yer alan Davutoğlu makalesinin orjinaline ulaşmak için tıklayınız.


