Analistler, karbon emisyon ticaretinde 2020 yılına kadar bir patlama yaşanacağı öngörüsünde bulunurken Avrupa Birliği (AB) Emisyon Ticaret Planı (ETS) kapsamına yeni sektörler dahil etmeye hazırlanıyor. ABD’nin benzer bir sisteme katılımı da giderek kaçınılmaz gözüküyor.

Arka plan:

Avrupa CO2 üst sınırı ve ticaret planı şu ana kadar üye ülkelerde CO2 yayılma düzeyinin 1990’lı yıllara nazaran yüzde ikiden biraz daha fazla miktarda azaltılmasına yardımcı oldu. Yeni sistemin 2013 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte çok daha iyi sonuçlar alınacağı ifade ediliyor.

Ancak Komisyon’un iklim stratejisi teklifinin karşılaştığı en büyük güçlük,  ABD yanı sıra Çin ve Hindistan gibi yükselen ekonomilerin de dâhil olduğu küresel ısınmaya sebep olan gazları en fazla yayan ülkelerin benzer bağlayıcı indirim planlarına katılmalarını sağlamak.

Yükselen bir piyasa

2007 yılında toplam karbon kredileri 2,7 milyar tona dünya karbon piyasasının değerinin de €40,4 milyara ulaştığı açıklandı. Dünya genelinde karbon ticareti sanayileri ve yatırımcılarının bu konuda giderek daha umutlu olduğuna ilişkin bir rapor, bağımsız analist ve danışmanlık firması “Point Carbon” tarafından yayımlandı.

Bu ticaretin yaklaşık yüzde 60’ı AB ETS çerçevesi içerisinde gerçekleştirildi. Toplam karbon emisyonu 1,6 milyar tona ve değeri de €28 milyara ulaştı.

Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen Temiz Gelişme Mekanizması (CDM), şirketlerin emisyon indirim hedeflerinin bir kısmının, gelişmekte olan ülkelerde karbon indirim projelerine mali destek sağlanması yoluyla başarabilmelerine izin veriyor. Bu ise 947 milyar tona CO2’e karşılık gelirken değeri ise €12 milyarı buluyor.

Analistler dünya karbon piyasasının önümüzdeki 12 yıl içerisinde ABD’nin de katılması halinde büyük bir patlama yaşayabileceğini ileri sürüyor.

ABD ve Kanada’da devlet ve bölgesel girişimler en az 10 kuzeydoğu Amerika eyaletinde giderek daha fazla hız kazanırken, birçok eyaletin katıldığı bir CO2 tavan ve ticareti programının (Bölgesel Sera Gazı Girişimi (RGGI) geliştirilmesi yoluyla 2018 yılına kadar sera gazı salımının 1990 yılına nazaran yüzde 10 azaltılması hedefleniyor.

Keza sebep oldukları karbon salımının büyüklüğü konusunda bilgi sahibi olmak isteyen şirketler ve bireylerden oluşan gönüllü piyasalar emisyon kredileri satın alma yoluna giderek keza büyümeye başladılar. Bunlardan en büyüğü ABD-merkezli Chicago İklim Değişimi isimli bir kuruluş; ticaret hacmini 2007 yılında ikiye katlarken 22,9 milyon tona ulaşmış bulunuyor.

Dahası, 13 iklim değişikliği yasa tasarısı Amerikan Kongresi’nde ele alınıyor. Bu tasarıların büyük bir kısmı piyasa tabanlı birtakım mekanizma planlarından oluşuyor. Analistler gelecekte ABD’nin emisyon indirim planlarına katılma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor.

Yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu sektörlerde analiz ve bilgi temini konusunda önde gelen şirketlerden biri olan New Energy Finance CEO’su Michael Liebreich bu konuda, “Bush hükümeti bu tasarıları reddetse bile, yeni Başkanın veto hakkını kullanma ihtimali çok zayıf. Tüm başkan adayları eyleme geçilmesi gerektiğini kabul ediyor ve kimileri hali hazırda önemli emisyon indirimlerine destek veriyor,” açıklamasında bulunuyor.

Amerikan senatörleri Joe Lieberman ve John Warner “İklim Güvenliği Paktı”nı (CSA) hazırlayıp Kongre’nin görüşüne sundular. Point Carbon’a göre, karbon tavan değeri ve ticareti sistemi tanıtan bu tasarının geçmesi halinde $150 milyar değerinde bir piyasa hayata geçerek 2012 yılına kadar 5,7 milyarlık bir karbon tahsisatı sağlanabileceği belirtiliyor.

‘Bedavacılar’ saf dışı

Öte yandan ABD’nin, Çin, Brezilya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ticaret ortaklarının emisyon düzenlemelerine uymasını öngören bir planı kabul etmesi ihtimalinin ise hiç olmadığı ifade ediliyor. Amerikan Senatosu komite başkanı bu konuda, “Rekabet ekonomisi bağlamında biz bedel öderken onlar bedavaya bu işten sıyrılamaz,” diye konuştu.

AB “karbon sızıntısı”ndan kaçınılabilmesi için ortaya attığı girişimde küresel bir oyuncu olmak konusunda çaba sarfetmeye hazır. Şirketlerin daha gevşek iklim koruma yasalarının uygulamada olduğu üçüncü ülkelere işletmelerini taşımak suretiyle rekabet ortamında kalmaları söz konusu. AB-ETS çerçevesinde yeni geliştirilen plana göre, Komisyon uluslararası iklim paktına girmeyi reddeden sanayileşmiş ülkeleri açıkça tehdit ediyor.

Dahası, Hindistan ve Çin’in küresel bir anlaşmaya imza atmamaları halinde karbon pazarına katılımlarının sınırlandırılacağı bildiriliyor. AB şirketleri tarafından satın alınan karbon kredilerinin yüzde 10’u ya CDM ya da Ortak Uygulama kredileri kapsamında olduğunu belirten Komisyon, bu oranın yüzde 5-6’ya çekilmesi önerisinde bulunuyor.

Analistler bu çıkışın, Hindistan ve Çin’in karbon piyasasından yararlandığı şeklindeki bir düş kırıklığının sonucunda gelmiş olabileceğini ileri sürüyor. Nitekim AB’li yatırımcılar kendi ülkelerinde emisyon indirimine yatırım yapmak yerine Çinli ve Hintli enerji şirketlere emisyonlarını aşağı çekmeleri için tonlarca para harcıyor.

NEF’ten Liebreich, “Gelişmekte olan ülkeler şunu unutmamalıdır ki, sera gazı emisyonlarını kontrol almalarını sağlayacak görüşmeler iyi gitse de iklim değişikliği mevzuatı ile düşündüklerinden çok daha yakın bir zamanda dolaylı yoldan (örneğin ihracat ticaret dengesi gibi) karşı karşıya geleceklerdir,” uyarısında bulundu.

Ancak Avrupa Enerji Tüccarları Federasyonu (Efet) Komisyon tasarısının emisyon indirim projeleri için kapsamlı bir piyasa geliştirilmesi konusunda hayal kırıklığına neden olabileceğini ve dolayısıyla Avrupa’da emisyon indirim maliyetini önemli derecede arttıracağını ileri sürdü.

Dahası, federasyon yaptığı açıklamada, tasarıların emisyon indirim projelerinde yer alan özel kişilerin uzun süreli bir belirsizlik yarattığı iddiasında bulunurken uluslararası bir iklim değişikliği planının 2009 yılından önce sonuçlanmasının zayıf bir ihtimal olduğunu ileri sürdü.

Sektörel bir yaklaşım? 

Diğer ülkelerin, AB ETS planına benzer karbon ticareti mekanizmaları uygulamaları halinde bile Avrupa’nın küresel rekabette karbon yoğunluklu ihracatının Çin, ABD ve diğer ihracatçılar karşısında daha yüksek kalem tutuyor olması nedeniyle sıkıntı çekeceğini düşünen insanların sayısı bir hayli fazla.

Bu sorunun çözümüne ilişkin bir önerinin uluslararası sektörel anlaşmaların sonuçlandırılması olabileceğinden söz ediliyor. Enerji yoğun sanayilerin ayrı bir karbon rejimi yürütmeleri sektörü temiz teknoloji için yapılan yenilikler dolayısıyla giderek artan işletme maliyetlerine karşı koruyabilir.

Böyle bir plan çerçevesinde Çin gibi gelişmekte olan ülkelerin sera gazı indirimi hedefli gönüllü bir sektörde başarısını garanti edebilir; karşılığında da gelişmiş ülkelerden teknoloji yoğun teşvikler elde edebilir.

AB Sanayi Komiseri Günter Verheugen ve AB Rekabet, Enerji, Çevre Yüksek Kurulu bu fikre destek verirken bu durumda adil rekabet ortamında temiz teknolojinin de gelişmesinin mümkün olduğunu belirttiler.

Atılacak Adımlar:

© EurActiv 2003-2008.