Avrupa Birliği’nin (AB) adalet ve iç işleriyle ilgili önceliklerin yenilenmesi 1 Temmuz’da görevi Çek Cumhuriyeti’nden devralacak İsveç dönem başkanlığı için en önemli konu olacak. Ancak ülkenin yasalar konusundaki başarılı karne notuna rağmen İsveç’in “Stockholm Programı” vaat ettiklerini karşılamaya etmiyor.

Haber

Avrupa’nın en liberal sığınmacılık politikalarına sahip İsveç dönem başkanlığı görevine resmen başladığı tarihten itibaren etraflı bir Ortak Sığınmacılık Sistemi teklif etmeye hazırlanıyor.

Göç politikalarıyla ilgili planların ana hatlarını açıklayan İsveç hükümeti “iltica politikası” ile “Avrupa’daki sınır kapılarının kapatılması karşıtı” tavrıyla dikkati çekiyor.

Ancak İsveç yönetimi aynı zamanda AB’li ortaklarına İsveçlilerin “sığınmacılarla ilgili konularda kendilerinin daha fazla sorumluluk almasının ileride sığınmacılık sisteminin sürdürülebilirliğiyle ilgili sorulara sebep olacağını” belirtiyor.

İsveçli yetkililer için çözüm açık-seçik bir şekilde ortada duruyor: “Bütün AB üyesi ülkeler sığınmacıların korunması konusunda eşit sorumluluk almalı”. İsveç dönem başkanlığı bu sebeple AB ülkelerinin ortak yasalarının kendi hedefleri olacağını belirtiyor.

Avrupa Sığınmacılar ve Sürgündekiler Avrupa Konseyi (ECRE) Genel Sekreteri Bjarte Vandvik’e göre, bu konuda İsveç’in “ahlaki otorite” olduğu söylenebilir. Vandvik “Sayılara bakarsanız İsveç’in Malta’da sığınma talebinde bulunanlara eşit sayıda hatta daha fazla sığınmacıyı kabul ettiğini görürsünüz.”

Nitekim Avrupa Komisyonu dünkü açıklamasında adalet ve iç işleri programı kapsamında ortak sığınmacılık sistemini desteklediğini ve üye ülkeler arasında yük paylaşımı ile dayanışmadan yana olduklarını belirtti.

Uzmanlar: Siyasi irade yok

Bununla birlikte EurActiv’in görüştüğü bir muhaceret uzmanına göre,  İsveç dönem başkanlığının hevesle belirlediği hedefler arasında gerçekleşme şansı olanların sayısı oldukça az.

İsmini vermek istemeyen yetkili Stockholm Programı’nın sığınmacılık, göç vs. gibi korunmayla ilgili politikaların uyumu ve bunlar üzerinde birlikte çalışmanın “her türlü iyi niyeti barındırdığını” ama öte yandan “uzlaşmadan önce gerçek siyasi iradenin bulunmadığını” ileri sürüyor.

Aynı kaynağa göre, bu konuda daha önceki bütün çalışma sonuçsuz kaldığı için şimdi Komisyon Avrupa Sığınmacılık Destek Bürosu ile kendini göstermek istiyor ve “Ortak Sığınma Sistemi ile istediğimizi yapamadık ama bakın sizin için bu harika ofisi açtık” yaklaşımında olduğunu ileri sürüyor.

Buna katılan Vandvik “İsveçliler ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunla sanırım zor bir durumdalar. Artık bu tür konuların mevzuat açısından önemini anlaması gereken yepyeni bir meclis var.  Ve bu meclis daha sağda ve daha muhafazakâr ve tabii uyum konusunda daha şüpheci bir yaklaşım sergileyebilir.”

Ancak Vandvik sığınmacıların kamplardan çıkarılarak yerleşim birimlerine taşınmaları gibi sorunları veya sığınmacı kotasının indirilmesi gibi elle tutulur somut sorunların daha kolay çözümlenebileceğine inanıyor.

Sağcı bir Avrupa

AB’deki siyasi gerçeklik de İsveç’in hevesini kursağında bırakabilir. Merkez-sağ halen 27 üye ülkenin 20’sinde iktidarda bulunuyor ve geçen hafta yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde çoğunluğu kazandı.

Geleneksel olarak merkez-sağ muhaceret ve sığınma konularında daha katı ve bazı AB ülkelerinin bu nedenle İsveç’in sunacağı teklifleri reddetme ihtimali yüksek.

Vandvik “En büyük endişem AB’nin sınırları kapatma politikasını sürdürmesidir” itirafında bulunuyor.

“Etkili sınır kontrolleri ve güvenlik tedbirleri aldıktan sonra diğer konularda hiç adım atmamak hata olur. Sanırım gerçekten uyumlu hale getirilmiş bir Avrupa Ortak Sığınma Sistemi hiçbir zaman oluşturulmayacak ve sanırım hâlâ boş bir hayal.

Taraflar:

İsveç’in AB dönem başkanlığı sığınma talebinde bulunanların korunması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini ama İsveç’in diğerlerinden daha fazla sorumluluk alması halinde bu durumun Avrupa’nın sığınma sisteminin sürdürülebilirliği üzerinde soru işaretlerine sebep olacağını belirtti.

Yayımlanan bildiride “Bütün AB üyesi ülkelerin sığınmacıların korunumu konusunda sorumluluğu paylaşmaları gerekmektedir. Bu nedenle AB’deki ülkelerin ortak kanunları hükümetimizin muhaceret konusundaki ana hedeflerinden biridir” denildi.

Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso “Gelecekte AB’nin hedefi her şeyden önce vatandaşlarına özgürlük, güvenlik ve adalet gibi alanlarda mümkün olan en iyi hizmeti sunmak olmalıdır. Vatandaşların haklarını geliştirmek, günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve kendilerini korumak istiyoruz. Ve bu çağrı bu gibi alanlarda Avrupa’nın ortak eyleme geçmesi yönündedir. Dolayısıyla göç politikasının özellikle önemli olduğuna inanıyorum. Bu, Komisyon’un Aralık 2009’da Stockholm Programı’nın Konsey tarafından kabulü amacıyla sunmak istediği vizyondur.”

Arka Pan:

“Stockholm Programı” İsveç’in AB dönem başkanlığı sırasında2009-2014 dönemi için belirlediği adalet ve iç işlerine ilişkin yasal gündemin adı.

La Hey Programı adı verilen bu konudaki mevcut gündem bu yıl sonunda sona eriyor.

İsveç dönem başkanlığına göre, Stockholm Programı AB’de polis ve gümrük işbirliği, kurtarma hizmetler, ceza ve medeni hukuk işbirliği, sığınmacılık, göç ve vize politikalarında çerçeve belirlenmesinden oluşuyor.

Bunlar arasında göç ve sığınmacılık politikası özellikle Malta ve İtalya bazı Akdeniz ülkeleri kuzeydeki komşularından bu konuda daha fazla yardım beklerken AB için hararetli tartışmaların odak noktası olacak.

 

© EurActiv 2003-2012.