GENEL SPONSOR

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı (MİHA) öğrencileri derslerinden fırsat buldukça Türkiye’yi dolaşarak memleket insanını coğrafyasıyla tanımaya çalışıyor. Bu kez kendilerine üs olarak Trabzon’u seçtiler ve on gün boyunca Sarp Sınır Kapısı, Rize, Ayder Yaylası, Uzungöl, Of, Karagöl, Akçaabat, Sümela Manastırı’nda fotoğraflar çektiler, çeşitli kültürlerin insanlarıyla tanıştılar. Her anı fotoğraf makineleriyle ölümsüzleştirmek istediler.Karadeniz notlarının ilki Şerife Türk'ten.

MİHA-Şerife Türk

Trabzon'un Çaykara ilçesine bağlı olan Uzungöl (Şerah) Beldesi, Trabzon’a 99 km, Çaykara’ya 19 km. uzaklıkta. Deniz seviyesine olan yüksekliği 1090 metre olan gölün uzunluğu 1 km, genişliği 500 metre, derinliği ise yaklaşık olarak 15 metre. Eski adıyla Şerah olarak bilinen belde, adını heyelan nedeniyle dere yatağının önünü kayaların kapatmasıyla oluşan bu set gölünden alıyor. Haldizen Deresi’nin akışı ağırlaşıp zamanla göle dönüşüyor. Göl ise kaynağını Haldizen Vadisi’nden alıyor.

     Trabzon’un Of ilçesine 38 km. uzaklıkta olan Uzungöle, Solaklı Deresi’ni takip ettiğinizde ulaşabiliyorsunuz. Yol boyunca size yoldaşlık eden Solaklı Deresi, Soğanlı ve Haldizen dağlarındaki buzul göllerinden ve ilkbaharda eriyen buzullardan kaynağını alıyor. Trabzon ilinin en uzun akarsuyu olarak biliniyor. Uzunluğu 80 km olan bu dere tatlı su balıkları ile ün yapmış. Dere, Dernekpazarı ve Taşhanpazarı’ndan geçerek Of ilçesinden Karadeniz’e dökülüyor.

     Yol güzergâhında karşılaşacağınız tipik Karadeniz evlerini gördüğünüzde “İnsanlar sarp yamaçlı bu dağlara nasıl ev yapmışlar, burada nasıl oturuyorlar?” diye içinizden geçirmeden edemiyor, gözlerinizi yeşilin her tonunu görebileceğiniz doğanın güzelliğinden alamıyorsunuz. Öyle ki bu eşsiz doğanın fotoğraflarını çekmek isteyenlerle de yol boyunca karşılaşabiliyorsunuz.  

     Uzungöl, cennetten bir parça

     Uzun bir yolculuktan sonra işte karşınızda Uzungöl… Dört bir yanı dağlarla çevrili bu yerde sis oldukça yoğun. Dağların tepeleri sis nedeniyle görünmüyor. Hava bulutlu, hafiften yağmur çiseliyor. Buraya gelirken getirmeyi unutmamanız gereken eşyalardan en önemlileri şüphesiz yağmurluk ve şemsiye olmalı. Çünkü burada hep yağmur olur, hava kapalı geçermiş.

     Çiseleyen yağmur birden hızlanıyor. Yağmurun getirdiği serinlik temmuz ayının sıcağında iyi geliyor. Buradan hiç ayrılmak istemeyecek kadar iyi hem de. Yağmurla birlikte artan sis bir süre sonra dağların eteklerini bile göremeyecek kadar aşağılara iniyor. Sisin getirmiş olduğu görüntü Uzungöl’e ayrı bir hava veriyor.

     Sessiz…  Sadece yağmurun sesi ve birazdan göle karışacak olan Haldizen Deresi’nin sesi duyuluyor. Uzungöl’ün, yeşilinin, ahşap evlerinin görüntüsüne, bol oksijenli doğasının tadına doyum olmuyor. Hele ki beton yığınlarının, egzoz kokularının içinden geliyorsanız daha bir kıymetleniyor bu doğa sizin için. Her dakikanızı temiz havayı içinize soluyarak geçirmek istiyorsunuz.

     Uzungöl’ün turizm cenneti olması haliyle buradaki eski yaşamı değiştirmiş. Turizm işletmeciliğine kendine yaptığı evini kiraya vererek başlayan Cennet Motel sahibi Hasan Soylu, “15 yıl önce burada kendime bir ev yaptım. Adamın biri kirayla burada oturmak istedi, bende verdim. Sonra benim evde kirayla oturmak isteyen birkaç kişi daha çıktı. Baktım talep olmaya başladı, burada kalmak isteyenler için biz de bir motel açmaya karar verdik,” diye anlatıyor bu işe nasıl başladığını.

     Cennet Motel’de 130 TL’den başlayıp 350 TL’ye varan fiyatlarla oda tutabilirsiniz. Oda çeşitleri arasında; iki, üç, beş kişilik bungalovlar, sekiz kişilik dubleks, mutfaklı, her iki katta mevcut banyolu apart ve balayı süiti bulunuyor.

     Uzungöl’ün tanıtımının yeteri kadar yapılmasından yakınan Soylu, “Uzungöl buraya gelip burayı görenlerin beğenisi üzerine, kulaktan kulağa yayılarak tanınıyor. Gölün düzenlenmesi, tanıtımının yapılması için devlet hiçbir şey yapmıyor,” diyor.

     İstanbul gibi büyük şehirlere çok sayıda göç vermiş olan Uzungöl’de mısır ve patates yetiştiriliyor. İnsanlar turizm gelişmeden önce hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyorlarmış. Uzungöl’deki üç elektrikçiden biri olan Muhammed Akgün, “Burada çay yetişmez. Önceden herkes hayvan besleyerek, mısır, patates yetiştirerek geçimlerini sağlıyordu. Her evde en az on tane büyükbaş hayvan bulunurdu. 1974’ten sonra hayvancılık bitti ve 1990’lardan sonra yerini turizm almaya başladı,” diyerek açıklıyor Uzungöl’deki bu değişimi. 

     Uzungöl’ün müdavimleri Araplar

     Uzungöl’ün  turistleri sanırsınız ki sadece Araplar. Başınızı nereye çevirseniz, hangi yöne baksanız bir Arap turist mutlaka gözünüze çarpacaktır. Kara çarşaflı Arap kadınlar, sakallı, takkeli, şalvarlı Arap adamlar… Kara çarşafı tamamlayan, yüzü kapatmak için kullanılan siyah peçenin altında kimin olduğunu, nasıl bir ifadenin bulunduğunu merak etmemek elde değil. Arap kadınlarının gözlerine çektikleri sürme onları daha da çekici kılıyor. “Şu peçe inse de altındaki güzelliği görebilsem” demeden edemiyor insan. Ama onlar kimseyi yanlarına yaklaştırmıyorlar. Birkaç kare fotoğraf çekmek istemeye görün, hemen eller size vurmak istercesine havaya kalkıyor ve ardından Arapça bir şeyler söyleniyor. Siz sadece “Tamam tamam, çekmiyorum,” diyerek sakinleştirebiliyorsunuz onları.Yoksa fotoğraf çekerken ters birine denk gelirseniz vay halinize.

     Arapların tatil için Uzungöl’ü tercih etmelerinin birinci nedeni, buranın serin olmasıymış. “Kendi ülkelerindeki yakıcı sıcaklardan bunalan Araplar Uzungöl’ü serin bir yer olduğu için tercih ediyorlar. Geçen yıllarda İsrail ve Yunan halkı da geliyordu ama bu sene Mavi Marmara Gemisi’ne yapılan saldırıdan ve sonrasında çıkan olaylardan dolayı kimse gelmedi,” diyor Hasan Soylu.

     Uzungöl’de turizmin çeşitlenmesi için kimi çalışmalar yapılıyor. Faytonla yapılan geziler sayesinde turistler Uzungöl’ü baştanbaşa gezme imkânı buluyorlar. Bu turlardan kişi başında 25 TL ücret alınıyor. Ayrıca çevrede dağ yürüyüşü, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi yaylalara da geziler düzenleniyor. Uzungöl'e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede bulunan ve dağların yüksekliklerinde yer alan on tane ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırıyor. 

     Alabalık  yemeden Uzungöl’den gidilir mi?

     Tertemiz havası, çam ağaçlarının yoğun kokusu, yemyeşil ormanın görüntüsü, şarıl şarıl akan suyun sesi insanın iştahını kabartıyor. Uzungöl’e kadar gelip de alabalık yemeden gitmek olmaz tabii ki. Zaten burada en çok alabalık tercih ediliyor. Fiyatı da çok iyi, porsiyonu sadece 6 TL.

     Fakat alabalık için gölde avlanmak yasak. Alabalık burada koruma altına alınmış. İşletmeler alabalık ihtiyaçlarını çiftliklerde yetiştirerek karşılıyorlar ve bir alabalık çiftlikte 18 ayda yetişiyor.

     Gölbaşı Cafe’nin sahibi Mustafa Keleş, “Alabalıklar derede yetişiyor ama avlamak yasak. Bahar ayları üretim dönemi olduğundan ancak o zamanlar da izin veriliyor avlanmaya. Zaten buradaki işletmeler çiftliklerde yetiştiriyorlar alabalığı, 18 ayda yetişiyor bir alabalık,” diyor. Yemekler sadece alabalıkla sınırlı değil tabiî ki. Kuymak, mıhlama, kaygana, Akçaabat köfte ve kara lahana dolması gibi yöresel yemeklerin yanında mantı, köfte, tavuk, tost ve hamburger çeşitleri de bulunuyor.

     Yemeğinizi yedikten sonra yansımalarıyla gözlerinizi alamayacağınız bu göle karşı bir bardak çay iyi gidecektir. Dağların, ahşap evlerin, Uzungöl Merkez Camii’nin aynı renk tonlarıyla göle yansımasını fotoğraflamadan da duramayacaksınız muhtemelen. Göle çizilmiş bir resim gibi yansıyan cami fotoğrafçıların en önemli malzemesi. Minarelerinin silueti berrak suda yansımalar yaparak karşı kıyıya kadar uzanıyor. Ördekler geziniyor suyun üzerinde. Çocuklar alabalıkları ellerindeki ekmek parçalarını suya atarak besliyorlar.

      Doğanın farklı kokuları arasında kent yaşamından arınmış dingin bir hayat sunuyor Uzungöl size. Oksijen oranının fazlalığı insanın başını döndürüyor burada. Doğal şifa kaynağı olan havasının hastalık getirmediği, hatta insanları iyileştirdiği bile söyleniyor.

      Her mevsim görülmesi gereken yerlerden biri şüphesiz Uzungöl. Kışın ağaçların yeşili, bembeyaz kar örtüsü ve gökyüzü mavisi olmak üzere üç rengi bir arada görebilirsiniz burada. Yazın ise sıcak ve bunaltıcı havalardan sıkıldıysanız Uzungöl’ü tercih edebilirsiniz. Serinliğiyle, sakinliğiyle, Karadeniz insanının sıcaklığıyla karşılayacaktır sizi. Gölün ayna misali bütün doğayı içine alan görüntüsü size burayı unutturmayacak. Fırsat buldukça gitmek isteyeceğiniz bu yer hafızanızdan silinmeyecek.

© EurActiv 2003-2014.