KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın dün açıkladığı Orams davası kararına ilişkin bir değerlendirmede bulundu.
Haber
Talat'ın değerlendirmesi şu şekilde:
Kamuoyunda Orams Davası adıyla anılan ve bugün Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) önündeki aşaması sonuçlanan dava, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs’ta mülkiyet sorununu kişiler arasındaki uyuşmazlıklardan ibaret bir sorun olarak görme ve gösterme girişimlerinin uzantısıdır.
Dava, ATAD’ın önüne gelene kadar uzunca bir hukuki süreçten geçmiştir. Bu süreç içerisinde Cumhurbaşkanlığı ve diğer resmi makamlar Apostolides ile Orams çifti arasında cereyan eden bu özel hukuk davasına doğrudan taraf olmamalarına karşın, dava sürecini yakından takip etmiş, her türlü desteği vermiş ve gerekenleri yapmıştır. Bu ilgimize ve desteğimize karşın, davayla ilgili olarak dile getirilen ve sıklıkla suçlayıcı tonlar içeren açıklamalara, sürecin selameti açısından yanıt vermemeyi tercih ettik.
ATAD önündeki aşama da bugün sona erdiğine göre, konuyla ilgili gelişmeleri ve görüşlerimi, bundan sonraki sürece zarar vermemeye de özen göstererek kamuoyuyla paylaşmak uygun olacaktır.
Süreç, davacı Apostolides’in Kıbrıs Rum mahkemesinde Orams çifti aleyhine açtığı davayla başlamıştır. Davalı Orams çiftinin gıyabında görülen bu davada, mahkeme, Orams çiftinin 1974’ten önce Apostolides’in ailesine ait olan taşınmaz malın üzerine yapmış olduğu villayı yıkarak, malı Apostolides’e devretmesine ve davacının taşınmaz malı kullanamamasından doğan zararının giderilmesine karar vermiştir.
Orams çifti, bu kararın ardından Kıbrıs Rum mahkemesinde istinafa gitmiş ama istinafın sonucunda da karar değişmemiştir.
Bu sırada, davacı Apostolides’in başvurusu üzerine, İngiliz mahkemesi, Kıbrıs Rum mahkemesinin Orams çifti aleyhine almış olduğu kararın 44/2001 sayılı AB Tüzüğü çerçevesinde İngiltere’de de uygulanabilir olduğunu tescil etmiştir.
Orams çifti, İngiliz Mahkemesi’nin bu kararına karşı, İngliz Yüksek Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur. İngiliz Yüksek Mahkemesi, bu başvuru üzerine, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği’ne katılımına ilişkin Katılım Anlaşması’nın eki niteliğindeki 10 numaralı Protokol’den hareketle, AB mevzuatının Kıbrıs’ın kuzeyinde askıda olduğunu, o nedenle 44/2001 sayılı AB Tüzüğü’nün de Kuzey Kıbrıs’a ilişkin konularda uygulanamayacağını; ayrıca, Orams çiftine Kıbrıs Rum mahkemelerinde ispat-ı vücut edip kendilerini savunmak için gerekli zamanın tanınmadığını, bu nedenlerle Kıbrıs Rum mahkemesinin Orams çifti aleyhine verdiği kararın İngiltere’de uygulanamayacağını karara bağlamıştır.
İngiliz mahkemesinin bu kararı üzerine, davacı Apostolides, AB Tüzüğü’nün 43. maddesinde de sözü edilen hak çerçevesinde, İngiltere ve Galler Yüksek İstinaf Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur. İngiltere’de yürülükte bulunan 2001 tarihli AB Emri (Civil Jurisdiction and Judgements Order 2001) uyarınca, İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin kararından memnun olmayan Apostolides’in İstinaf Mahkemesi’ne, ya da Lordlar Kamarası’ne başvurma hakkı vardı. Apostolides, başvurusunu, İstinaf Mahkemesi’ne yapmayı tercih etmiştir.
AB’nin 44/2001 sayılı Tüzüğü’nün 44. Maddesine göre, Apostolides’in bu başvurusunun ardından, İngiltere’de başka herhangi bir mahkemeye başvuru hakkı yoktur.
Dava İstinaf Mahkemesi önüne geldiğinde, İstinaf Mahkemesi, karar alabilmek için, ilk derece mahkemesinin Orams lehine verdiği kararın dayanağı olan 10. Protokol başta olmak üzere, beş önemli konuda ATAD’ın yorumuna ihtiyaç olduğuna kanaat getirmiştir. Aslında, Mahkeme’nin böyle bir karara ulaşması için Apostolides başvuruda bulunmuş; Mahkeme de, Apostolides’in başvurusu üzerine meseleyi ATAD’a havale etme eğilimi içerisine girmiştir.
AB hukukunun herkesçe bilinen yargılama usulüne göre, ulusal mahkemeler (Orams davasında İstinaf Mahkemesi) ATAD’ın yorumuna ihtiyaç duyduklarında, taraflar buna karşı çıksalar dahi ATAD’a re’sen başvurma hakkına sahiptirler. Kaldı ki bu davada mesele İstinaf Mahkemesi önünde olduğundan, Mahkeme davanın taraflarından birinin başvurusu halinde, Avrupa topluluklarını kuran antlaşmanın 234. maddesinden hareketle, meseleyi ATAD’a havale etme yükümlülüğü altındadır.
Nitekim, İngiliz Yüksek Mahkemesi Başkanı, mahkeme tutanaklarına da yansıyan değerlendirmesinde, Orams çiftinin avukatlarından Bayan Cherie Booth’un İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin davayı sonuçlandırmasını istediğini ancak bu konuda öncelikli olanın Avrupa hukuku olduğunu belirtmiştir. Mehkeme Başkanı ‘Bu öyle bir davadır ki diğer davalardan farklı olarak öncelikli konu Avrupa hukukudur ve bizim bu ülkenin kurallarına bağlı olarak bu davayı görmemiz ve muhtemelen Avrupa Mahkemesi üzerinde bizim kararımız ne olabilir şeklinde izlenim bırakmaya çalışmamız faydalı olmayacaktır. Eğer bu doğru ise uymamız gereken şey bütün konuların açıklığa kavuşturulması için ve eğer mümkünse üzerinde anlaştığımız konuların Avrupa Mahkemesine havale edilmesidir’ değerlendirmesini yapmıştır.
Akıllarda herhangi bir soru işareti kalmaması için bir kez daha vurgulanmalıdır ki, AB hukukuna biraz aşina olan herkes, bir ulusal mahkemenin, önündeki meselede ATAD’ın yorumuna ihtiyaç duyması durumunda, tarafların bu konudaki taleplerinden bağımsız olarak, önündeki meseleye ilişkin yorumu ATAD’dan isteme yetkisine sahip olduğunu bilmektedir.
Mesele ATAD önüne geldikten sonra, duruşma yapılmış ve taraflar bu duruşmada, İngiliz İstinaf Mahkemesi’nin ATAD’a yöneltmiş olduğu sorularla ilgili görüşlerini dile getirmişlerdir. Ayrıca Avrupa Birliği Komisyonu, mesele hakkındaki görüşünü Divan’a bildirmiş ve bu gibi konularda görüş belirlenirken ‘uluslararası kamu politikasının’ da dikkate alınması gerektiğinin altını çizmiştir.
Bunun ardından ATAD’ın yargılama usulüne uygun olarak Savcı Kokott, 18 Aralık 2008 tarihinde konuyla ilgili görüşünü açıklamıştır. ATAD’ın yargılama usulüne göre hukuken bağlayıcı olmayan bu görüşün, davacı Apostolides’in konuyla ilgili görüşleriyle uyum içinde olduğu görülmüştür.
ATAD’ın bugün açıkladığı değerlendirme ile davanın ATAD önündeki aşaması sona ermiştir. Karar metni okunmadan ve metin üzerinde ayrıntılı inceleme yapılmadan önce karara ilişkin görüş belirtmek doğru değildir. Bununla birlikte, açıkça vurgulanmalıdır ki, kararı veren ATAD’ın, Apostolides ile Orams çifti arasındaki davanın, Orams çiftinin hukuka aykırı bir davranışından değil, doğrudan doğruya Kıbrıs’taki mülkiyet sorunundan ve adanın iki tarafında iki ayrı mülkiyet düzeninin ve iki ayrı hukukun bulunmasından kaynaklandığını görmezden gelmiş olması kabul edilemez.
Bu noktada önemli olan, meselenin bundan sonra alacağı biçimle ilgili olarak KKTC halkını doğru şekilde bilgilendirmektir.
Her şeyden önce, bu davanın ATAD’ın kararıyla birlikte sona ermiş olmadığı bilinmelidir. Konu, bu aşamada yeniden İngiliz İstinaf Mahkemesi’nin önüne gelecek ve Mahkeme, ATAD’ın sorulara verdiği yanıtları da dikkate alarak, Kıbrıs Rum mahkemelerinin Orams davasında verdiği kararların İngiltere’de uygulanabilir nitelikte olup olmadığına karar verecektir.
İngiliz İstinaf Mahkemesi, konuyla ilgili kararını verirken, bu kararın kamu politikası ile uyumunu da dikkate alacaktır. O nedenle bu Mahkeme’nin kararı ortaya çıkmadan Orams davasının kesin akıbeti de öğrenilmiş olmayacaktır.
Bu arada, Orams çiftinin, Kıbrıs Rum mahkemesi önündeki davada adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açmış olduğu davanın halen devam ettiği de unutulmamalıdır. Orams çiftinin AİHM nezdindeki bu davayı kazanması halinde, Kıbrıs Rum mahkemesindeki yargılama sürecinin insan haklarına aykırı olduğu kanıtlanmış olacaktır.
Ancak, şimdiden bilinmelidir ki, biz, Kıbrıs’taki mülkiyet sorununu, kişiler arasındaki uyuşmazlıklar olarak değil, Kıbrıs sorununun bir yansıması olarak görmekteyiz. Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs’taki mülkiyet sorununun kapsamlı bir biçimde çözülmesi mümkün değildir ve kapsamlı çözümde mülkiyet sorunu yalnızca 1974’ten önceki mal sahibinin hakları değil, şu anki mal sahiplerinin hakları da dikkate alınarak ve yalnızca iade yoluyla değil, tazminat, takas ve iadenin birlikte değerlendirildiği bir yöntemle çözülecektir.
Orams davası süresince, gerek Kıbrıs’ta, gerekse uluslararası alanda yaptığımız bütün temaslarda bu gerçekleri dile getirdik. Kıbrıs’taki mülkiyet sorununun Orams davası benzeri davalarla çözümlenemeyeceğinin, bu tür girişimlerin iki halk arasındaki ilişkileri gerginleştirmekten başka işe yaramadığının ve sorunun kapsamlı çözümüne yardımcı olmadığının altını çizdik. Bu tutumumuzu anlatabilmek için dostlarımızdan yararlandık ve profesyonel hizmet aldık.
O nedenle, Orams davasında İngiliz İstinaf Mahkemesi’nden çıkacak sonuç ne olursa olsun, Kıbrıs Türk halkı bilmelidir ki, Kıbrıs sorunu çözümlenene kadar, KKTC Cumhurbaşkanlığı ve devletin tüm organları KKTC’de yürürlükte bulunan hukuka sahip çıkacak ve Kıbrıs Rum tarafının müzakere masasında Kıbrıs Türk tarafının elini zayıflatacak hamlelerine, hukuk çerçevesinde üreteceği çözümlerle gerekli karşılığı verecektir.
Bu tutumumuz, Kıbrıs Rum liderliği ve Kıbrıs Rum halkı tarafından da dikkate alınmalıdır. Masada çözüm arayışlarımız bir zafiyet belirtisi olarak değerlendirilmemelidir. Koşullar ne olursa olsun çözüm çabalarımızı sürdürecek ama Kıbrıs Türk halkının esenliği ve haklarının korunması için gerekli önlemleri almaktan da kaçınmayacağız.
Bu süreçteki gelişmeler, Kıbrıs Rum tarafının haksız şekilde elde ettiği Avrupa Birliği üyeliğinin Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanılmakta olduğunu yeniden göstermiştir. Bu gelişmeler, aynı zamanda, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununun çözümünde olumlu bir rol oynamadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Kıbrıs sorununun çözümüne ilgi duyan herkes, bu gerçeği bir kez daha algılamış olmalıdır.
Bu gelişmeler, BM Genel Sekreteri’nin 27 Mayıs 2005 tarihli raporunda da belirtildiği gibi, kişisel mülkiyet davalarının artmasının, iki halk arasındaki ilişkiler ve müzakere süreci için ciddi bir tehdit oluşturduğuna ilişkin görüşünü de doğrulamıştır. Bu raporda, mülkiyet sorununun kapsamlı çözümle sona erdirileceğinin belirtilmiş olduğu da unutulmamalıdır.
Gelinen aşamada, Orams davası ile ilgili olarak Avrupa Toplulukları Adalet Divanı tarafından belirlenen görüşler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkili organları tarafından değerlendirecek, Kıbrıs sorununa muhtemel etkileri saptanacak ve gereken hukuki ve siyasi önlemler, alınacaktır. Kıbrıs Türk halkı bunun bilincinde olmalı, insanlarımız günlük hayatlarına bunun huzuru ile devam etmelidirler.&nb
