İş Portföy Yönetimi Genel Müdürü ve Avrupa Yatırım Fonları ve Portföy Yönetimi Birliği (EFAMA) Eski Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Gürman Tevfik, portföy yönetimi konusunda Avrupa Birliği ile entegrasyonun önemini vurguladı.
EFAMA’nın ilk ve tek Türk kurumsal üyesi olan ve Avrupa çapında faaliyet gösteren İş Portföy Yönetimi’nin Genel Müdürü Gürman Tevfik, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin görüşlerini EurActiv.com.tr ile paylaştı.
Türkiye’nin AB üyeliği serüvenini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gürman Tevfik (GT) : Türkiye köklü tarihi, coğrafi özellikleri, beşeri ve ekonomik gücünün verdiği potansiyelle Avrupa Birliği’nin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Ülkemiz genç ve eğitimli bir nüfusa sahiptir. Türkiye’nin toplam 139 üniversitede okuyan yaklaşık 3 milyon öğrencisi bulunmakta, gelecek nesillerin eğitim düzeyi her geçen gün artmaktadır. 15–59 yaş aralığındaki genç ve eğitimli kitle, nüfusun %64’e yakınını oluşturmaktadır. BM’nin 2050 yılı projeksiyonunda, Türkiye Avrupa’nın en genç nüfusa sahip ülkesi olma özelliğini korumaktadır. Avrupa Birliği’nin yaşlı demografik yapısı düşünüldüğünde bu özelliğimiz büyük önem taşımaktadır.
Türkiye’nin diğer bir önemli özelliği dünya enerji haritasında, petrol ve doğalgazın geçiş ve dağıtım ağı üzerinde yer almasıdır. Bu sebeple Türkiye, Avrupa’ya doğalgaz naklinde önemli bir köprü konumundadır.
Bunlara ek olarak, 2001 yılından günümüze kadar uygulanan istikrarlı ekonomi politikalarıyla Türkiye, güçlü bir finansal yapıya kavuşmuştur. Ülkemiz dünyanın 17. büyük ekonomisidir. Tüm bu özellikler, Türkiye’nin, ekonomik durgunlaşma sürecindeki Avrupa birliği üyesi ülkelere taze kan olacağı anlamına gelmektedir.
Küreselleşmeyle birlikte rekabet şartlarının zorlaştığı günümüzde Türkiye ve Avrupa arasında artan işbirliği her iki taraf için de faydalı olmaktadır. Birçok Avrupa ülkesi maliyet ve lojistik açıdan üretim tesislerini Türkiye’ye kaydırmaktadır. Tüm bu sebeplerden ötürü ileride Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olması kaçınılmazdır.
Peki Türkiye’nin üyeliğine muhalif liderlere ne diyeceksiniz?
GT: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmekten vazgeçmesi durumunda yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden ötürü Avrupa’da sıkıntılar oluşur. Dolayısıyla, Türkiye’nin tam üyelikten vazgeçmesi diğer üye ülkeler tarafından istenmeyecek bir durumdur. Bu sebeple, muhalif görüşler belirten liderlerin tutumunun konjonktürel olduğunu görmek gerekmektedir.
Liderler bazen iç siyasi arenadaki dengeyi sağlamak bazen de oy toplamak amacıyla belli konularda uzun vadeli ülke çıkarlarını gözetmeyen fikirleri savunabilirler. Fakat önümüzdeki 10 yıl içinde yeni yöneticiler geleceği ve onların da olaylara farklı bakacağı unutulmamalıdır.
Türkiye’nin tam üye olmasına engel sorunlar, Kıbrıs sorunu da dahil olmak üzere, karşılıklı atılan adımlarla önümüzdeki dönemde çözülecektir. Türkiye’nin yapması gereken AB kriterlerine mümkün olduğunca hızlı uyum sağlamak ve hedeften şaşmadan üyelik yolunda kararlılıkla ilerlemektir.
Müzakere sürecinin ağır ilerlemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
GT: Kimi ülkelerin AB’ye üyelik süreci çok hızlı ilerlerken bazılarında bu süreç uzamaktadır. Üyelik sürecini hızlı tamamlamış ülkelere baktığımızda bu ülkelerin Türkiye’ye kıyasla ekonomisinin küçük, nüfusunun az olduğunu görmekteyiz. Ülkemiz ise 2008 verilerine göre 27 AB ülkesi ile kıyaslandığında 6. büyük ekonomidir. Bu sebeple Birlik, Türkiye’nin mümkün olduğunca AB müktesebatı ile uyum sağlamış hale gelmesini beklemektedir. Karşımıza getirilen kurallar Türkiye’nin üyeliğini engellemek için değil, Birliğin Türkiye’yi üye olarak aldıktan sonraki sürecini kolaylaştırmak içindir. AB için Türkiye’yi birliğe almamanın, Avrupa dışında tutmanın maliyeti çok yüksektir. Diğer taraftan, Türkiye’nin şu anki ekonomik performansı, genç ve nitelikli iş gücü, coğrafi konumu gibi özellikleri Avrupa’nın ihtiyaçlarına cevap vermektedir.
Tarihsel açıdan üyelik sürecimizi gözden geçirdiğimizde, görüyoruz ki, Türkiye bundan yaklaşık 50 yıl önce 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Ankara Anlaşmasını imzalamıştır. Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır. Bu anlaşmayla Türkiye birliğin bir parçası olmuştur. Bu nedenle, Türkiye birliğe üye bazı ülkelerden -özellikle son genişleme dalgasında katılan ülkeler düşünüldüğünde- çok daha fazla Avrupalıdır. Türklerle Avrupalıların ortak tarihi Fatih Sultan Mehmet’e kadar uzanmaktadır. Bu ortak tarih yıllar içinde gelişen birçok işbirliğini de beraberinde getirmiştir. Taraflar için bir çok kazanımı olan üyelk sürecimizi bozmak ya da durdurmak kolay ve mantıklı değildir.
İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
GT: İstanbul medeniyetlerin beşiği olan bir kenttir. Binlerce yıllık tarihi ve kültürel mirası ile dünyanın sayılı şehirleri arasındadır. Dolayısıyla, İstanbul eskiden olduğu gibi günümüzde de Avrupa kentidir.
Batı uygarlığının merkezi Anadolu topraklarıdır. Avrupa’da ticaretin gelişiminde de bu toprakların büyük önemi vardır. Venedikliler ve Cenevizliler ilk önce İstanbul ile ticaret yapmış, daha sonra İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleriyle ticaret yapmaya başlamıştır. Türkiye’nin Avrupa için önemli olmasının nedenlerinden biri de medeniyetlerinin temellerinin bizim topraklarımızda atılmış olmasıdır.
Eski Fransa cumhurbaşkanlarından Jacques Chirac, “biz Bizans’ın çocuklarıyız” demiştir. Bu da “hepimiz aynı uygarlığın insanlarıyız ” anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, bu toprakların Avrupa’nın bir parçası olduğunu ifade etmiştir.
İstanbul sahip olduğu tarihi mirası, kültürü ve coğrafi konumuyla tüm dünya için yüzyıllardır bir çekim alanı olmuştur. İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti olmasıyla da bu kültür mirasımızı ileriye taşıyarak kendi kültürümüzü daha geniş kitlelere tanıtma imkanı bulacağız.
Finansal Hizmetler ve Portföy Yönetimi açısından durum nedir?
GT: Avrupa’yla kıyasla Türkiye’de tasarruf sahiplerinin yatırım alışkanlıklarını incelediğimizde risk iştahının son derece düşük olduğunu görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde kurumsal yatırımcılar varlıklarını yatırım fonları aracılığıyla tasarruf etme konusunda yeterli bilince sahipken, ülkemizde bu kültür henüz tam anlamıyla yerleşmemiştir. Hane halkının yatırım kültürünün değişmesi de sermaye piyasalarının derinliğinin artması ile doğru orantılıdır.
Türkiye’de sermaye piyasalarının derinliğinin artması konusunda AB ile entegrasyonun önemli olduğunu düşünmekteyim. AB’ye üye olunduğunda, fonlarımızın UCITS Direktifleri ile uyumlu hale gelerek üye ülkelerde satışı mümkün olacaktır. Yurt dışında yabancı yatırımcıların hizmetine sunduğumuz fon çeşidi arttıkça daha fazla yatırımcının Türk Sermaye piyasalarına yatırım yapmasının da yolu açılacaktır.
Fon endüstrisinde büyümek için uluslararası “networking” kurulması çok önemlidir. İletişim hızlandıkça ön yargılar yıkılmakta, insanlar alışkanlıklarında ve yaşam şekillerinde birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını görmektedirler. Kırılan önyargılar, iş birliği ve ticaret gibi konuların gelişmesine yardımcı olacaktır. “Networking” arttıkça fonlarımıza daha fazla yatırım yapılacağı için Türk Sermaye piyasalarının gelişmesi ve derinleşmesi hızlanacak ve Avrupalılar açısından da Türk sermaye piyasalarına yatırım yaparak Avrupa pazarının en hızlı büyüyen coğrafyasından faydalanma imkanı artacaktır.
Özellikle bilgisayar sistemlerinin gelişmesi ile hızlanan networking 21. ve hatta 22. yüzyıla damgasını vuracak, Avrupa ve Türkiye ilişkileri açısından daha da önem kazanacaktır.
Uluslararası standartlarda hizmet veren bir kurum olarak yönettiğiniz fonlarda SICAV fonları var mıdır?
GT: İş Portföy Yönetimi olarak, Avrupa Birliği direktifleri kapsamında yapılandırılmış ve Lüksemburg’da bir anonim şirket statüsünde faaliyet gösteren Türkisfund (SICAV) (societe d’Investissement a Capital Variable-Değişken Sermayeli Yatırım Şirketi) fonlarının portföyünü yönetmekteyiz.
SICAV fonlarımız, 2007 yılında, kolektif yatırım araçlarının tüm AB üyesi ülkelerde yatırımcılara açık olmasının koşullarını belirleyen UCITS III direktifleri ile tam uyumlu hale getirilmiştir. UCITS Direktifinin başlıca üç amacı vardır:
· Yatırım fonlarının başka ülkelerdeki yatırımcılara sunumunu kolaylaştırmak.
· Yatırım fonları için AB çapında uyumlaştırılmış bir yasal çerçeve oluşturmak.
· Yatırımcı haklarının korunmasını sağlamak.
Avrupa’dan Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yatırımcıların hizmetine sunulan Turkisfund (SICAV) fonlarımız, AB pasaportu almış ve tüm üye ülkelerde dolaşım hakkı kazanmıştır. Fonların İşbankası GmbH şubelerinde, Hollanda’da ve Londra’da satışı yapılmaktadır. Merkez ofisi ise Luksemburg’dadır.
Turkisfund SICAV Fonlarının stratejisinden biraz bahseder misiniz?
GT: Lüksemburg'da kurulmuş olan Turkisfund (SICAV), Türk sermaye piyasalarına yatırım yapan ve baz para birimi Euro olan ilk Türk yatırım fonudur. Türkisfund (SICAV) şemsiye yapısı ile yatırımcıya kendi tercihleri doğrultusunda 3 adet alt fon arasından seçim yapma imkanı sunmaktadır. Bu fonlar;
· Türkisfund Equities,
· Türkisfund Bonds
· Türkisfund Eurobonds’tur.
Türkisfund Equities; ağırlıklı olarak hisse senetlerine, Turkisfund Bonds; TC Hazinesi tarafından ihraç edilen sabit getirili menkul kıymetlere ve Türkisfund Eurobonds ise Euro ve Dolar cinsi Eurobond’lara yatırım yapmaktadır.
13 yıllık geçmişi olan Türkisfund (SICAV) fonlarımız göstermiş olduğu performans ile Avrupa’da yaşayan yatırımcılar için son derece cazip yatırım araçlarıdır. Sermaye piyasalarında söz sahibi uluslararası bağımsız araştırma şirketleri ve yayın organları, fonu dünyanın en yüksek getiri sağlayan lider fonları arasında göstermiştir.
Yurtdışında Yatırım Fonlarımıza duyulan ilgi nasıl artırılabilir?
GT: Yabancı bir ülkede fon satışı, özellikle, Avrupa’da gelişmekte olan bir ülke fonunu pazarlamak oldukça zordur. Fonların satışını artırmak için hem şirketinize hem de ülkenize güven duyuluyor olması gerekmektedir. Finans sektörü uzun vadeli güvene dayalı ilişkiler üzerine kuruludur.
Yatırımcıların şirketinize güven duyması için önümüzdeki dönemde de geçmişte sergilediğiniz performansı sergileyeceğinizi göstermeniz, karşınızdakini yaptığınız işin sürdürülebilir olduğuna ikna etmeniz gerekmektedir. Bu güveni oluşturmak ve karşı tarafı ikna etmek ilk ziyarette sağlanabilecek bir şey değildir. Kendinizi karşı tarafa tam olarak anlatabilmeniz için defalarca bir araya gelmek ve istikrarlı bir geçmiş performansa sahip olmak gerekmektedir.
Avrupa’da fonunuzu pazarlayabilmeniz için şirketinizin güvenilirliğinin yanı sıra ülkenizin de yatırım yapılabilir ülkeler arasında yer alması gerekmektedir. Yatırım yapılacak ülkeye duyulan güvene paralel olarak, o ülkenin fonlarına olan talep konjonktürel olarak değişmektedir. Şu anda yurt dışında Türkiye’ye yatırım yapmak isteyenlerin sayısı dikkat çekici boyutlardadır. Fakat, bu insanlara ulaşmak için öncelikle networking’in artması sağlanmalıdır. İş Portföy Yönetimi olarak Şirketimiz uluslar arası çapta kurulan işbirliklerine son derece önem vermekte ve sürekli girişimlerde bulunmaktadır.

