GENEL SPONSOR

EURACTOR

Türkiye'nin "konuk ülke" olduğu 44. Berlin Turizm Fuarı 10-14 Mart tarihleri arasında yapılıyor. TUI AG Türkiye temsilcisi Hüseyin Baraner, turizmdeki son durumu ve trendleri Euractiv.com.tr'ye değerlendirdi. Baraner, Türk turizminin son dönemde sağlık, spa, welness gibi ataklarla bölgede öne çıktığını söylüyor. Baraner'in vurgu yaptığı konular kalifiye eleman ve turizmde çeşit artışı.

Hüseyin Baraner

Kerem Çalışkan-Euractiv.com.tr Yayın Yönetmeni

10-14 Mart tarihlerinde düzenlenen 44. Berlin Turizm Fuarı ile ilgili olarak uluslararası turizm şirketi TUI AG'nin Türkiye Temsilcisi Hüseyin Baraner ile geniş kapsamlı bir turizm söyleşisi yaptık. Baraner hem Türkiye'nin bu yıl "Konuk ülke" olması açısından Berlin fuarını, hem de son dönemdeki turizm hareketlerini değerlendirdi.

Fuarı bu yıl 180 ülkeden, çoğu profesyonel turizmci 180 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

İşte Sayın Hüseyin Baraner'e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları:

-Berlin Turizm Fuarı bu yıl Türkiye için ne kadar önemli?

Hüseyin Baraner: 1968 yılından bu yana katıldığımız Berlin Turizm Fuarı, bizim için her sene çok önemli olmuştur. Türk turizminin en önemli kaynak pazarı halen Almanya’dır. Bu yılki fuar, iki sebepten dolayı özellikle çok önemlidir.

Birincisi, Türkiye bu yılki fuarın kardeş ülkesi (konuk ülke) olmasından dolayı özel bir sorumluluk yüklenmiştir. Hakkını vermek gerekir. Medya ve ziyaretçilerin dikkati özellikle Türkiye üzerinde olacaktır. Herkes Türkiye stantlarından ses getirecek etkinlikler bekliyor.

İkinci sebep ise, dünya turizm profesyonellerin dikkati de Türkiye üzerinde olacak. Avrupa’da Türk turizm ürünlerinin başarılı satış grafiği, birçok Alman ve İngiliz acente ve tur operatörünü iflastan kurtarmıştır. Türkiye, bu özelliğini 2010’da da muhafaza edecektir ve bu konumuyla İspanya gibi turizm devlerinin en önemli rakibi olmaya devam edecektir.

Yani Türk turizmindeki gelişmeler, dünya turizm uzmanlarının yakın takibinde. Bu anlamda bütün gözler Türkiye üzerindeyken, Berlin Turizm fuarı bizim için çok önemli bir platform olacak.

-Türkiye bu fuarlara, devlet ve özel sektör olarak etkili ve iyi bir şekilde katılıyor mu?

HB: Sadece devlet ve özel sektör olarak ayrım yapmak doğru olmaz. Yerel yönetimler ve meslek kuruluşlarının da etkisini unutmamak lazım. Son yıllarda Türkiye ve dünyada belirgin bir trend var. Bu tür mega etkinlik ve fuarlarda, sektör, devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri iç içe, el ele işbirliği içinde hareket ediyor. Artık bu dörtlüden biri bu tür fuarlarda etkili değilse, bütün ülke etkisiz kalıyor. Dolayısıyla özel sektörün veya devletin etkili şekilde katılımından çok, Türkiye markasının bu dörtlünün katkısı ve uyumuyla bir bütün olarak fuardaki etkisine bakmak gerekir. Ben bu konuda iyimserim. Özellikle Turizm Bakanlığının özel sektör ve STÖ’lerle gösterdiği işbirliği geçen yıllara göre çok daha uyumlu. Yeterli katılım nicelikle ölçülmemeli. Kantite değil, kalite önemli; yani nitelik. Katılanların sayısından çok, bırakılacak etkiye bakmak lazım. Dediğim gibi, ben bu konuda iyimserim.  

-Dünyada 2007’den beri yaşanan ekonomik kriz turizm hareketlerini nasıl etkiledi?

HB: Küresel turizm hareketi bölgesel farklılıklar gösterse de, 2009’da dünya genelinde yüzde 7 oranında geriledi. Ama ekonomik anlamdaki küçülme kadar, krizin turizm sektöründe sebep olduğu trend değişiklikleri de önemli.  Dünya ekonomileri, 2007’de başlayan ekonomik resesyondan çıkma aşamasına yaklaştılar. Ancak bu ekonomilerin resesyondan çıkmaları, krizle beraber gelen trend değişikliklerini aksi yönde etkiler mi göreceğiz. Küresel turizm ekonomisinin 2011 yılından sonra toparlanma sürecine gireceği umudunu taşıyorum. 2007 öncesi yıllık ortalama yüzde 6 büyüme hızını ise, 2014’de tekrar yakalamış olur. Ama küresel krizin asıl büyük etkisi, yeni bir tarz turizm tüketicisinin oluşmasında oldu. Ne istediğini, hangi hizmetin ne kadar ettiğini, ürünlerin gerçek kalitesini bilen, internetteki değerlendirme sitelerinden sonuna kadar faydalanan, kolay kanmayan, nerdeyse turizm profesyoneli olan bir turizm tüketicisi doğdu bu krizle beraber.Ayrıca turist eskisi gibi sadece imajı yüksek ama içi boş  veya yetersiz olan ürünlere ilgi göstermiyor. Turist kendi ölçütlerine göre fiyat tespiti yapabiliyor.   

-Dünya turizminde, Türkiye’yi de etkileyen yeni trendler var mı?

HB: Elbette var. Yeni trendleri iki başlık altında toplamamız gerekir. Öncelikle küresel krizden bağımsız seyreden kimi trendler var. Bunların başında sağlık, medikal, wellness/Spa, kültür, şehir turları, dinamik paket tatilleri ve kruvaziyer turizmi geliyor.

Bu trendleri doğru okuyan Türkiye, doğru yönde ve zamanında adımlar atmış ve rakiplerine karşı avantaj elde etmiştir.

Özellikle sağlık, medikal ve wellness/Spa alanında Akdeniz çanağındaki en etkin ülke haline gelmiştir.

Bir de küresel krizin doğrudan tetiklediği yeni trendler gelişti. Örneğin ‘Herşey Dahil’e ve Low Cost havayollarına bir odaklanma var. Diğer bir örnek ise, Almanya gibi ülkelerde, tatilcilerin kendi ülkelerinde tatil yapmaya yönelmesi sayılabilir. Türkiye bu konularda da hızlı tepkiler verdi.

Türkiye, Alman pazarına öylesine uygun bir fiyat/hizmet oranı sundu ki, bir Alman için kendi ülkesinde tatil yapmak daha pahalıya geliyor.

Her şey Dahil konusunda ise, Türkiye, en geniş yelpazeye sahip Akdeniz ülkesidir. Her şey Dahil konseptini kaliteyi düşürmeden sunabilen tek ülkedir.

Diğer taraftan ise, Türkiye Low Cost havayollarının giderek fazla ilgi alanına giriyor. Yakında Antalya’ya Avrupa’dan günübirlik ziyaretçiler gelirse, şaşırmayalım. Yeter ki, havalimanıyla şehir merkezi arasında hızlı ve ekonomik ulaşımı sağlayabilelim. 

-Türkiye bu kriz ortamından nasıl etkilendi?

HB: Türkiye geneli için yetkililer yeterince yorumlarda bulundular. Ben daha çok bu krizin Türk turizmine olan etkilerinden bahsetmek istiyorum.

Türk turizmi, kürsel ekonomik krizden hem olumlu hem olumsuz etkilendi.

Olumsuz etkilenmesi, kendini en çok gelen turist sayısında gösterdi. Artış rakamları istediğimiz büyüklükte olmadı.

Turizm gelirlerimiz, Avrupalının azalan alım güzüyle birlikte düştü. Özellikle otel sektörü, fiyatları aşağı çekmesi gerekti. Ama olumlu ekiler de oldu.

Daha önceleri Türk turizm ürünlerini yeterince dikkate almayan kimi markalar, düşen cirolarının sebep olduğu yeni arayışlarla birlikte, dikkatlerini Türkiye’ye çevirdi.

Örneğin Kruvaziyer sektörü, Türkiye’yi adeta yeniden keşfetti. Uluslar arası otel markaları da Türkiye’yi ve hatta Anadolu’yu öncelikli hedefleri arasına koydu.

Diğer destinasyonlarda kriz sebebiyle ciddi gerilemeler yaşayan birçok Avrupalı tur operatörü ve seyahat acentası, Türk ürünlerinin cazibesini yeni fark etti.

Kriz döneminde bile önemli büyüme rakamları gösterebilen Türk havayolu şirketleri, Avrupalı birçok Low Cost havayolu şirketini bizim limanlarımıza yöneltti.

Yani kısacası, Türkiye, kriz sayesinde dünya turizm sektörünün olumlu yönde dikkatini çekti.Kriz Avrupalı toplumların bazı kesimlerinin gelişmekte olan diğer toplumların ürünlerine  karşı bilinçaltı olarak sakladıkları önyargıları da yıktı.

Nowhere is perfect sözü ön plana çıktı.Ekonomideki kötü haberlerin yoğunluğu ve Euro’nun düştüğü durum Avrupalı  Tüketicide bir travma yaşattı.. 

-2010 turizmi Türkiye için nasıl görünüyor.

HB: 2010 turizm yılı Türkiye açısından çok güzel gelişmeler ve rakamlar vaat ediyor.

En sevindirici gelişme ise, Avrupalı tatilcinin, ‘son dakika’ yerine ‘erken rezervasyon’u tercih etmesi eğilimidir.

Son dakika satışları her zaman ‘belki’ ve ‘şayet’lere açıktır. Orta ve uzun vadeli sağlıklı yatırım planları yapmanıza engel olur.

Bu açıdan Türk turizmi, doğru stratejiyi uygulayarak, erken rezervasyonlara özel kolaylık uyguladı. Bunun faydalarını şimdi görüyoruz: Rezervasyonlar iyi gidiyor.

Türk turizmi için önemli olan, kazandığı bu ivmeyi akılcı stratejiler ve yüksek hizmet kalitesiyle, sonraki yıl ve yıllar için bir atlama tahtası olarak kullanabilmesidir.

Turizm kavramı geriliyor, gelecekte daha çok tatil yörelerinden daha çok yaşam merkezlerinden konuşacağız. Avrupa yaşlanıyor ve tatil ve yaşam iç içe kaynaşıyor. Yeni lifestyle ürünleri ve insanların mutluluğu, zindeliği ve sağlığı için en yüksek standartlarda “yaşam merkezleri” yaratmamız lazım.

Bu konu Türkiye’nin asıl yatırım rüyası olması lazım. Türkiye Avrupalı insanlar için tatil ülkesinden çok bir bakım, yaşam, gençleşme, yeniden sağlığına kavuşma noktası olması lazımdır.

-Türkiye için Rusya pazarı mı, Almanya pazarı mı daha önemli?

HB: Bir ticaret adamına Dolar mı, Euro’mu daha önemli diye soramazsınız. Size “Kasamda olan” diye cevap verir.

Kimi medya ve turizm yöneticileri de işi Alman-Rus turizm savaşına çevirmeye çalıştılar. Oysa ticaret basit temel kurallara dayalıdır. İşi milliyetçi, kültürel veya vefa duygularına bırakmak son derece yanlış olur.

Önemli olan her iki milletten gelen turistlerin ihtiyaçlarını doğru karşılamaktır. Sayısal anlamda bakarsak, Alman pazarı Türkiye için daha önemli görünüyor. Alman turistler, krizlerden daha az etkileniyor ve Türkiye’deki gelişmelerden dolayı kolay küsmüyor. Çabuk unutuyor ve affediyor. Bizi Almanya’daki bizlerden tanıyorlar. Onlar gelmese bile, 2 milyondan fazla Türk Almanya’da yaşıyor; Bizi ve misafirperverliğimizi hep hatırlatıyorlar.

Rus halkının ekstrem durumlardaki tepkisini henüz kestiremiyoruz. Diyebilirim ki, ticari anlamda her iki pazarda eşit önem arz ediyor, ama Alman pazarı devamlılığı sağlıyor.

Bir de unutmayalım. Her ülke artık Rus turist istiyor, başta İspanyol Balear adaları olmak üzere İsviçre, Avusturya ve Almanya Rus turistlerin peşine düştüler.

Her Pazar önemli. Türkiye şu ana kadar 40’a yakın ülkenin turizm pazarlarında ciddi bir yer edindi. İstikametiz ve hedefimiz artık dünyadır. Potansiyel turist nerede varsa biz oraya gidip pazarlama  ve marketing çalışmaları yapıyoruz.

 -Türkiye için hedef alınması gereken yeni pazarlar var mı? (Japonya, Hindistan, Çin? Vb?...)

HB: Her Pazar önemli. Türkiye şu ana kadar 40’a yakın ülkenin turizm pazarlarında ciddi bir yer edindi.

 İstikametiz ve hedefimiz artık dünyadır.

 Potansiyel turist nerede varsa biz oraya gidip pazarlama  ve marketing çalışmaları yapıyoruz.

Genel anlamda Çin ve çok çabuk büyüyen Hint pazarı bizim için öncelikli hedef olması gerekir. Zaten biz de tedarikçi ülke olarak, bu pazarların ama özellikle Hindistan pazarının dikkatini çekmiş durumdayız.

Şimdi mesele, yeni hedef pazarlara odaklanırken, elimizdeki hazır pazarları ihmal etmemektir. Bunların yanı sıra, dünya genelindeki nitelikli pazarlara var gücümüzle eğilmemiz lazım. Amerika’daki sağlık turizm pazarı veya Avrupa’daki wellness/Spa turizm pazarı veya uzak doğudaki kruvaziyer pazarı olsun, bu marjinal kitleleri çok iyi takip edip, ürün arz etmemiz gerekir.

Nitekim güneş, kum, deniz ve otel birçok rakip ülkede de var. Deniz, güneş kum ve otel kalitesinde yakaladığımız standardı, ürün çeşitlilik yelpazemizin her alanına yayabilirsek, başarılı oluruz. Biz hedef pazarı değil, Pazar bizi bulur. 

-Şu anda Avrupa’da Yunanistan ve İspanya gibi iki turizm ülkesinde kriz konuşuluyor.

HB: Önce şunu doğru tespit edelim; Bu iki ülkedeki derin ekonomik krizler, turizm kaynaklı değil, makro ekonomik kaynaklı. Elbette her iki ülkede bir turizm krizi de var. Gelen turist sayıları ve turizm gelirleri her iki ülkede de çok hızlı düşüş gösterdi. Bu durumun çeşitli sebepleri var. Her iki ülke de Euro bölgesinde kalıyor. Euro’nun hızla değer kazanması, bu iki ülkeyi Euro bölgesi dışında kalan ülkelerle daha zor rekabet eder pozisyona getirdi. Ama bir de bu iki ülkenin münferiden yaptıkları hataları var. Örneğin Yunanistan, yıllardır otellerini yenilemiyor ve ürün çeşitliliğini geliştiremiyor. Üstelik yıllardır fiyatları çok yukarıda tutarak bilanço yapmaya alışmış Yunan turizm sektörü, düşük fiyat politikasını nasıl uygulayacağını unutmuş görünüyor. ‘Avrupa’nın Şımarık Çocuğu’ görünümünde olan Yunanistan, o sevimli şımarık görüntüsünü kaybetti. Ülkenin borç batağından Avrupalı çalışanın cebindeki parayla çıkmaya çalışması, Yunanistan’ın imajına da zarar verdi.

İspanya sahilleri ise, doğal güzelliklerini yan yana sıralanmış beton blok otellerle kaybetti. Ucuz içki, ucuz eğlence ve ucuz deniz/güneş üçgeninde hapsolmuş Mallorca veya Menorca gibi turistik adalar ise, Avrupalının gözünde büyük ölçüde dejenere oldu. İnsanlar bundan fazlasını bekliyor artık.

2010 yazı bu iki ülke için neler getirecek? (Fiyat kırma sonucu talep artışı vs?)

HB: İspanyol pazarında bir fiyat kırma yarışı olacağına inanmıyorum. İspanya turizm sektörü, son derece profesyonel hareket ediyor. Son iki yılda büyük çaplı imaj re-jenerasyon çalışmasına girdiler. Sahillerdeki betonlaşma azaltılıyor. Bunun için oteller bile yıkılıyor.

İspanya, güneş, kum ve eğlence imajından kurtulmaya çalışarak, Avrupalılara müzelerini, gastronomisini, doğasını ve kültürünü tekrar hatırlatmaya çalışıyor. Bu konuda özellikle İspanyol resmi makamları, Avrupalı tur operatörleri, havayolu şirketleri ve diğer özel sektör temsilcileriyle çok yakın çalışıyorlar, onlara adeta adam adama markaj uyguluyorlar. İspanya pazarı, en geç 2013’de tekrar eski günlerine döner diye düşünüyorum.

Yunan turizm sektörünün işi daha zor, zira turizm sektörü ciddi bir finansman darboğazına girdi. İspanyol turizm sektörünün aksine, kendi öz kaynaklarıyla otel yenileme veya ürün çeşitliliği geliştirme gibi projelere giremez, dolaysıyla hükümetin maddi desteğine ihtiyacı var. Ne var ki Yunan hükümetinin durumu zaten içler acısı; hükümet borç batağında.

Yunan turizm sektörü, bir panik hareket sonucu fiyatları kontrolsüz şekilde kırabilir. Yunan turizm sektörünün toparlanması, hükümetinin toparlanmasına bağlı.

Hükümetin önümüzdeki beş yıl içinde bu sektöre ciddi anlamda kaynak aktarabileceğine inanmıyorum. Aktarsa da, AB ve kredi kurumları ciddi tepki gösterir. 

-Almanya ve Yunanistan arasında ekonomik kriz nedeniyle patlayan psikolojik savaştan Türkiye 2010 yazında yararlanabilir mi? Nasıl?

HB: Ben 13 yaşında Almanya’ya gittim şimdi 53 yaşındayım ve bütün hayatımda ‘Avrupa ile tam üyelik konusu’ hayatımın bir fon müziği oldu. Hep kulaklarımda çınladı durdu. Şimdi bakıyorum da: Biz AB’ye giremeden onlar birbirine girdi. Gülmekten kendimi alıkoyamıyorum. Avrupa’nın sergilediği manzara çok oryantal. Yalan ve sahtecilik içiçe yan yana . İnanmak zor ama durum böyle:

Almanya ile Yunanistan arasındaki medya ve toplumsal gerginliğin Türk turizmine belirli ölçülerde olumlu yansıyacağı kesin, ama Türkiye bu konuda müdahil olmamalı bence.

İki ülke arasındaki gerginliği, iki ülke arasında bırakmak lazım. Bundan kasti şekilde çıkar sağlamaya çalışırsak, her şey ters dönebilir.

Yunanistan’a ve İspanya’ya yardım etmeliyiz. Onlara moral vermeliyiz. Ben ‘Gülme komşuna gelir başına’ inancıyla, daha çok ülkeler arası gerçek ve saydam dostluklara inanıyorum.

 Unutmayalım ki, işin bir AB boyutu var. Bir ‘Avrupalılık’ boyutu var. İspanya aktif olarak bu süreçten faydalanmaya çalışırsa fazla kimse yadırgamaz, ama AB dışı Müslüman bir Türkiye bunu yaparsa, bu fark edilir ve plan geri tepebilir. Biz her zamanki misafirperverliğimizi, turizmdeki kalitemizi ve bu konudaki tarafsızlığımız korursak, bu zaten ödüllendirilecektir. Bun dışında iki ülke arasındaki krize Türkiye için bir fırsat olarak görmek benim hayat felsefeme de ters düşer.

-Türkiye’de son 10 yıldır, turizme devlet desteği, turizm sektörünün örgütlenmesi ve temsili, lobilerin gücü gibi konular sürekli tartışılıyor. AKP 8 yıldır bu konuda elinden geleni yapmaya çalıştı. Yapılanlar yeterli mi, hala süren başlıca eksikler neler?

HB: Özellikle Ertuğrul Günay döneminde bazı önemli konular yeniden masaya yatırıldı. Sn. Günay özelikle Kültür turizmi konusunda  çok etkili adımlar attı.. Elbette tartışmalar devamlı sürecektir. Hiçbir zaman ideal noktaya gelemezsiniz. Dünya turizm sektörü evrimleşiyor.

Tam ideal noktaya yaklaştığınızı düşünürsünüz, evrimleşme ideal noktayı tekrar uzağa taşır. Yani, yapılan çalışmalar hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Önemli olan yeni gerekliliklere yetişme hızınızdır. Üstelik tartışmaların olması, demokratik gelişmeyi gösterir.

Bir türlü gerçekleştiremediğimiz konu ise Türk turizminin bir çatı örgütü yok: Otelleri, Tur operatörlerini, seyahat acentalarını, rehberleri turizm yatırımcılarını ve yerel idareleri kapsayan büyük bir turizm çatı örgütümüz hala gerçekleşemedi. Bu konuda çok zaman kaybettik.

Sektörümüz hızla büyüyor. Bu yıl ki hedefimiz 30 milyon turist. 2000 yılının başında bu hedef sadece on milyondu ve 2023 ‘te elli milyon turist  hedefliyoruz.

Türk turizm olgusunu ve ürünleri kontrol eden , temsil eden , yapılandıran ve yöneten milli bir üst mekanizma artık çok zaruri duruma gelmiştir. Diğer konular bunun yanında detaydır.

-Türk turizminin en acil önlem alınması gereken üç konusunu saysanız, neleri sayarsınız?

HB: -Kalifiye eleman yetiştirmek

-Devlet-sektör-yerel yönetim-STÖ (Sivil Toplum Örgütü) işbirliğini sıkılaştırmak , Bürokrasiyi azaltmak

-Türk destinasyonlarında ürün çeşitliğine gitmek, yatırımları otelin içinden çıkarıp dışına yapmak

 

Hüseyin Baraner kimdir?
1957 Çanakkale doğumlu olan Hüseyin Baraner, 1970 yılında ailesi ile çocuk yaşta Almanya'ya gelmiştir.
Almanya'da otelcilik okudu. İspanya ve İngiltere'de özel okullarda turizm eğitimi aldı. İspanya, Dominik Cumhuriyeti, Küba Umman Sultanlığı ve Tayland'ta değişik turizm şirketlerde yöneticilik yaptı. Uzun yıllar Oger Holding İcra kurulu üyeliğinden sonra son dört yıldır dünyanın en büyük turizm grubu olan TUI AG'nin Türkiye temsilciliğini yapmaktadır.

© EurActiv 2003-2012.