GENEL SPONSOR

Hollanda, Noordelijke Hogeschool’dan ülkemize AB'nin Erasmus öğrenci değişim programıyla gelen ve şu an M. Ü. İletişim Fakültesi’nin haber ajansı MİHA’nın öğrenci muhabirleri arasına katılmış olan Dolf de Vlugt, İstanbul’da caz müziği ile buluşmasını anlatıyor. Vlugt'un İstanbul'da bir caz gecesi izlenimlerini Euractiv.com.tr okurlarına sunuyoruz.(MİHA)

Bugge Wesseltoft. Babylon'da  caz

Yazı: Dolf de Vlugt-MÜ İletişim Erasmus öğrencisi

Foto: Marek Vantuch

Pazar öğlen. Pencerenizden dışarı göz attığımda, çatılara ilk damlalarını bırakmak için uygun zamanı kollayan kara bulutları görüyorum. Radyo spikeri, Sivok’un Beşiktaş ile Galatasaray arasında kıran kırana geçen maçın beraberlik golünü attığını duyuruyor. Beşiktaş stadyumunun tezahürattan yıkılmak üzere olduğu kulağıma dek geliyor. Hakem maçın bitiş düdüğünü öttürdüğünde, Türkü Radyo reklamlara geçiyor. Böyle bir arada, Herbie Hancock’tan bir jazz parçası dinlemenin tam zamanıdır: Cantaloupe Island. 

Yağmur yağmaya çoktan başlamış. Bulaşıkları yıkarken pencereden dışarı bir kez daha göz atıyorum. Tek bir şemsiyeyi paylaşan bir çift, ıslanmamak için boşuna bir çaba içinde. Böyle anları jazz müzikle geçirmek güzeldir. Evde eski plakları dinlemek, Charlie Parker ya da Cannonball Adderley’nin büyüleyici saksofon solosundan keyif almak hoş olabilir. Müzik ritimlerinin keyfini evde sürmek güzel tabii, ama plaklarda oldukça önemli bir eksik var doğrusu. Bu eksik şey, jazz’ın canlı dinleme keyfini yaşatmamasıdır.  

 

Bu yıl 10 Mart’ta Bugge Wesseltoft, bize jazz’ın plaklarda eksik olan bu özelliğinin (canlı dinleyebilme) ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Beyoğlu’ndaki Babylon’da sahne alan Bugge Wesseltoft, profesyonel müzisyen dostlarının eşliğinde, 75 dakika boyunca nu-jazz müziğinin en güzel örneklerini sundu. Norveçli 46 yaşındaki bu jazz piyanisti, sanatını dinletebilmek için bir elektronik enstrümanlar kalabalığının başındaydı. En gözde enstrümanı, “Roland modular synthesizer” olmalı. 

 

Gecenin ilk parçası, sakin bir elektrikli piyano solosuyla başlıyor. Müziğini yaparken Wesseltoft, kimi zaman Roland’ın üzerindeki düğmelere basarak koro ve yankı efektleri yaratıyor. Solosu boyunca arkasına yerleştirilmiş dizüstü bilgisayarı da kullanıyor. Bilgisayar aracılığıyla müzikte loop (ses döngüleri yaratma) ve pattern (sound üretme) yapıyor. Bu loop’ları yapabilmek için önce müziğini daha ritmik yapıyor.

 

Loop’lama yaparken Wesseltoft, sahnedeki en gelişmiş iki enstrümanı kapıveriyor: bir kaşık ve çubuk! Bu hayret verici teknolojik aletlerle bir perküsyon solosu (ki o da sonradan loop’lanacak) gerçekleştiriyor. Ama maalesef sanatçının ritim duygusu  piyanodaki ustalığı kadar başarılı değil. Perküsyon vuruşları çaldığı parçayla tam olarak senkronize değil. Bugge Wesseltoft’u ilk kez gördükleri muhtemel dinleyici kalabalığı, biraz şaşırmış görünüyor. 

 

Weseltoft bu deneysel ritim çalışmasından sonra, Baba Zula grubundan perküsyon sanatçısı Levent Akman’ı sahneye davet ediyor. Akman sahnede hoş bir perküsyon soloya başlıyor. Djembe’sinin yardımıyla sanatçı, dinleyicilere bir vurmalının nasıl güzel bir şekilde çalınabileceğini gösteriyor. Zaman akarken dinleyiciler de canlanıp coşuyor, ortam daha da güzelleşiyor. Bugge Wesseltoft Roland’ıyla Oliver Nelson’ın bilindik “Elegy for a duck” jazz parçasını çalmaya başladığında ise, dinleyicilerin çoğundan beğeni haykırışları yükseliyor. Sonuç tam anlamıyla, sonsuz bir nu-jazz doğaçlama dalgası.

 

Parti bir gitarist ve beatboxer’ın sahnedeki iki müzisyene katılmasıyla tamamlanmış oluyor. Sonsuz jazz dalgası, müzisyenlerin büyüleyici sololarıyla devam ediyor. Babylon’daki dinleyici kalabalığı, nu-jazz ile synthesizer müziğe doğru yolculuğa çıkıyor. Dikkate değer bir başka ayrıntı ise, dinleyicilere de bulaşan Bugge Wesseltoft’un yüzündeki hiç kaybolmayan o gülümseme.  

Kısa süre önce bu yılın Avrupa Kültür Başkenti unvanını almış İstanbul’un en modern semti olarak bilinen Beyoğlu’nda, jazz müzik dinleme olanağı veren pek çok etkinlik bulabilirsiniz. Buradaki en ünlü mekanlar, Babylon ve Peyote’dir. Ayrıca, Beyoğlu’ndaki mekanlarda haftada bir ya da iki kez mutlaka çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

 

Özellikle Uluslararası İstanbul Jazz Festivali (1-20 Temmuz), bu yıl pek çok çarpıcı konser vaadinde bulunuyor. Avrupa’nın en önemli jazz etkinliklerinden biri olan 17’inci Jazz Festivali, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması sebebiyle bu yıl daha da ilginç olacak. Geçmiş yıllarda pek çok önemli jazz sanatçısı festivalde sahne almıştı. Norah Jones, Marcus Miller, Lenny Kravitz, Bugge Wesseltoft, Herbie Hancock ve Tower of Power bu sanatçılardan sadece birkaçı. Özetle, yaklaşmakta olan Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’nden beklentiler oldukça yüksek.     

 

Caz yazısının orijinal İngilizcesi    

Sunday afternoon. When you take a look outside your window you see dark clouds, waiting for the right moment to let their first raindrops fall on your roof. According to your radio speakers Sivok just scored the equalizer in the cracker match between Besiktas and Galatasaray. You can hear the stadium almost exploding. After the referee gives the final signal Türkü Radyo tunes in for the commercial break. During the break a jazz record by Herbie Hancock is played: Cantaloupe Island.

In the meanwhile it actually starts raining. While doing the dishes you take another look outside the window. A couple sharing their umbrella in a futile tendency to stay dry. Jazz music can be beautiful in these moments. Just listening to old records at home and enjoying an intriguing saxophone solo of Chalie Parker or Cannonball Adderley. Although the music sounds nice at home, there is something quite important missing. A thing where jazz is all about, namely the live aspect.

On March 10th of this year Bugge Wesseltoft showed us exactly the importance of that missing aspect. In Club Babylon (Beyoglu – Istanbul) Bugge Wesseltoft, supported by some proficient musical friends, played 75 minutes of his finest nu-jazz music. The 46 years old famous jazz pianist from Norway positioned a big load of electronic material to show his arts. His favorite instrument has to be the big Roland modular synthesizer.

The first tune he played starts with a serene electric piano solo. While playing he hits some of the buttons on his Roland to create some chorus and echo effects. During his solo he starts to handle the laptop, positioned behind him. By means of his laptop he starts creating loops and patterns. By making these loops his music starts to be more rhythmic.

While looping, Bugge takes his opportunity to grab his two most advanced instrument on the podium: a spoon and a stick! With these technological amazements he starts to record a percussion beat which also will be looped. Unfortunately his feeling for rhythm isn’t that good as his piano skills. The beat is not completely synchronized to the music he plays. The crowd, mainly seeing Bugge Wesseltoft for the first time, seems to be a little confused.

After the experimental wall of sound Bugge invites some of his friends on stage, Levent Akman, percussionist of Istanbul’s one and only Baba Zula! Levent Akman kicks off with a spicy percussion solo. With the help of his big djembe he shows the crowd how to play a proper beat. The crowd is getting warm and the tension is getting better by the minute. Most people start shouting when Bugge Wesseltoft plays a well known jazz melody on his Roland; Oliver Nelson’s Elegy for a duck. The result is an endless wave of nu-jazz improvisation.

The party completes when a guitarist and later on a beatboxer joins the two gentlemen on stage. The endless jazz wave keeps on floating alternated with great solo’s of all musicians. The visitors of Babylon are getting treated with a journey into nu-jazz and synthesizer music. Remarkable detail is the everlasting smile on the face of Bugge Wesseltoft which has almost a contagious working on the spectators.

Istanbul has proven that the city justly carries the title of Cultural Capital of Europe this year. In Beyoglu, known as the most modern part of Istanbul, you can find lots of occasions where you can find jazz music. Most famous places are Babylon and Peyote. Once or twice in a week all kinds of acts take place to several clubs all across Beyoglu.

Especially the International Jazz Festival (1st to 20th of July) will promise lots of interesting acts this year. The 17th edition of one of the biggest jazz events will be extra interesting this year, due to the fact of the European Capital of Culture granting this year. In the past, lots of big jazz artist have made their attendance already. Norah Jones, Marcus Miller, Lenny Kravitz, Bugge Wesseltoft, Herbie Hancock and Tower of Power are just a few names to call. In brief, the expectations are quite high for the announcement of the line-up for the upcoming International Jazz Festival.

 

 

© EurActiv 2003-2012.