EurActiv Türkiye’ye konuşan İş Portföy Yönetimi Genel Müdürü Gürman Tevfik, Avrupa’nın içinde bulunduğu finansal kriz ortamından uzun vadeli çıkışın anahtarının Avrupa Birliği’nin federal bir yapıya dönüşmesinde olduğunu kaydetti. Tevfik, bu yapıyla üye ülkelerin ayrı ayrı finansal piyasalardan borçlanmaları yerine, tek bir mali otoritenin Euro üyesi ülkeler adına piyasalardan borçlanması ve daha sonra borçlanılan miktarı belirlenen kriterler uyarınca üye ülkelere aktarmasının faydalı olacağını bildirdi.

İş Portföy Yönetimi Genel Müdürü Gürman Tevfik

Euractiv.com.tr

Avrupa'daki son ekonomik kriz ve muhtemel gelişmeler ile ilgili olarak İş Portföy Yönetimi Genel Müdürü Gürman Tevfik ile bir söyleşi gerçekleştirdik.


Aşağıda kendisine yönelttiğimiz soruları ve Sayın Gürman Tevfik'in yanıtlarını bulacaksınız.

-Avrupada’ki krizin ne yönde evrilmesini bekliyorsunuz ? Euro’nun daha fazla düşmesi mümkün mü?

Gürman Tevfik: AB’nin günümüzde yaşadığı sorunlarda birden fazla faktör etken olarak ön plana çıkmaktadır. Öncelikle her ne kadar AB kendi içinde parasal birliği sağlamışssa da henüz ortada mali birlikten söz etmek zordur. Tek bir parasal otorite – birden fazla mali otorite - olgusu ülkelerin ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanmaktadır. Ayrıca, ülkeler arası koordinasyon sorunu, hızla alınması gereken önemli mali kararların alınmasında geç kalınmasına neden olmaktadır.

Bir diğer faktör de 2007’de ABD’de patlak veren mortgage kredileri kaynaklı kriz sonrası Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde göreceli olarak yavaş kalması neticesinde, Euro ABD Doları karşısında değer kazanmıştır. Önümüzdeki döneme baktığımızda, her ne kadar Euro ABD dolarına karşı değer kaybedip daha rekabetçi bir seviyeye gelse de, diğer faktörlerin masanın üzerinde durmakta olduğunu görüyoruz. Bu ortamda Euro değer kaybetmeye devam edebilir.

-Sizce Avrupa Birliği bu krizden nasıl çıkabilir?

Gürman Tevfik: Avrupa Merkez Bankası tüm Euro kullanan ülkeler için tek bir faiz oranı belirlemektedir. Fakat, üye ülkelerin bütçe açıkları ve borçlanmaları üzerine fiili bir engel bulunmamaktadır. Bu durum ise bazı ülkelerin tasarruf yaparken, diğer ülkelerin harcamalarının oldukça üzerinde borçlanmasına olanak tanımaktadır.

Krizden çıkmak için ülkelerin bütçe açıklarına ve borçlanmalarına sınır getirilmesi gerekmektedir.

Örneğin, ülkelerin ayrı ayrı finansal piyasalardan borçlanmaları yerine, tek bir mali otoritenin Euro üyesi ülkeler adına piyasalardan borçlanması ve daha sonra borçlanılan miktarı belirlenen kriterler uyarınca üye ülkelere aktarması daha sistematik bir yaklaşım olacaktır.

AB federal vergi getirmeli

Eğer bu sistemi uygulamaya almazlar ise Euro’nun önümüzdeki dönemde sorunları bitmeyecektir. Euro’nun kalıcı olabilmesi için tıpkı Amerika’daki gibi Avrupa’da da “Federal Corporate and Income Tax of Europe” adı altında Federal Vergi uygulamasına geçilmesinin yararlı olacağına inanmaktayım.

AB üye ülkelerinin Birliği daha ileri taşıyabilmeleri için federal vergi, federal bütçe ve Yunanistan, İspanya vs. bonosu yerine Avrupa bonosu çıkarmak gibi ortak hareket etmesi gerekmektedir. Üye ülkelerin bireysel hareket etmeleri Birliğin geleceğini tehlikeye atmaktadır.

Bir başka sorun da her üye devletin para birliği içerisinde olmamasıdır. Birliğin en önemli yapı taşı “Euro”, 27 üye ülkeden sadece 16 ülke tarafından kullanılmaktadır. Halbuki Birliğin vardığı en ileri aşama parasal birliktir.

- Peki sizce Avrupa’nın bunu yapabilme şansı var mı son durum itibariyle?

Gürman Tevfik: Bunu yapamadıkları takdirde fatura Alman vergi mükellefleri, vatandaşları ve biraz da Fransız vatandaşlarına çıkacaktır. Ancak bu halklar bütün Avrupa’nın faturasını ödemek istemeyecektir.

En pratik yöntemin, Almanya’nın borçlanarak diğer ülkelerin borç senetlerini alması ve Almanya’nın borç senetlerinin de Avrupa Merkez Bankası tarafından alınmasının olacağını düşünmekteyim. Bu uygulama Euro’ya problemlerin çözülmesi için zaman tanıyacaktır. Almanya Başbakanı Angela Merkel’de ortak para biriminin önemini bir konuşmasında “Euro giderse birlik dağılır” sözleri ile teyit etmiştir.

-Peki Avrupa geri gitmek isterse ?

Gürman Tevfik: Üye ülkelerin kendi para birimlerine geri dönüş yapmaları Birliğin dağılma tehlikesini de beraberinde getirecektir. Yumuşak  bir geçiş planlansa dahi ülkeler rekabet edebilmek için paralarını devalüe etmek durumunda kalacaklardır.

Avrupa Euro’dan önce ECU (European Currency Unit) kullanmaya başlamıştır. O dönemde paralar arasında dalgalanmaların sınırları bulunuyordu. ECU’yla önce parasal yaklaşma sağlandı. Euro’ya geçiş bu anlamda büyük bir çalışmanın eseridir. Ama parasal birlik sağlanırken işin mali ayağını; ülkelerin bütçe ve vergilendirme ile ilintilerini açıkta bıraktılar. Aslında Maastricht kriterlerinde bunları belirlemişlerdi ama uygulanmadı. Bu kriterleri de ancak federal bir hükümetle uygulayabilirsiniz.

Avrupa'nın işi gerçekten zor

Bunlar göz önünde bulundurulduğunda Avrupa’nın işinin gerçekten çok zor olduğu görülmektedir. Çok zor çünkü, burada tek bir hükümetten, ona karşı tek bir muhalefetten bahsetmiyoruz. 16 tane ayrı devlet 16 tane farklı çözüm demektir. Bir de bunların muhalefet partilerini ele alırsak 32 ses oluşuyor. 32 sesli bir yerde konsensus sağlamaya çalışmak çok fazla çaba gerektirmektedir.

- Avrupa’daki bu borçlanma rüzgarında ülkeler gelir-gider dengelerinin üzerinde bir yaşam tarzı kuruyorlar, Yunanistan’da olduğu gibi. Peki bu tüketim toplumunda insanların yeniden kemer sıkıp daha aşağı standartlarda yaşaması mümkün mü ?

Gürman Tevfik: Burada iki sorun var. Birincisi sizin bahsettiğiniz sorun, ikincisi ise büyüyememe sorunudur. Avrupa’nın büyüme problemi yaşlanan bir toplum olmasından kaynaklanmaktadır. Yaşlanan bir toplum olduğu için de sosyal güvenlik harcamaları artmakta ve önemli bir tehlike olarak karşılarına çıkmaktadır. Büyüyeme sorunu ve mevcut borç yükü dikkate alındığında Avrupa üye ülkelerdeki refah seviyesinin her geçen gün azalması kaçınılmazdır.

-Avrupa’daki finansal ve aynı zamanda sosyal kriz ortamında Türkiye’nin durumunu nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye’nin AB üyeliği bu atmosferde ne yöne gider ?

Gürman Tevfik: Türkiye dış ticaret hacminin neredeyse yarısını Avrupa Birliği ülkeleriyle gerçekleştirmektedir. Bu sebeple Avrupa’da olabilecek herhangi bir olumsuzluğun en fazla rahatsız edeceği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Avrupa’da yaşanan herhangi bir dalgalanma bizde de dalgalanmalara neden olmaktadır. Biz Avrupa’da istikrarın olmasını istiyoruz. Euro’dan vazgeçilmesi gibi bir durumun bizi olumsuz etkileyeceğini düşünüyoruz.

Türkiye ekonomisi yaşanmakta olan global krizde göreceli olarak iyi performans göstermiştir. Her ne kadar 2009 yılı küçülmesi %4.7 seviyesinde gerçekleşmiş ise de Türkiye’nin 2010 yılından itibaren yeniden yüksek büyüme oranlarına ulaşması beklenmektedir. Yanı başındaki AB ülkelerinde ise büyümenin önümüzdeki bir kaç yılda düşük seviyelerde olacağı tahmin edilmektedir. Buna ilaveten Türkiye’nin bütçe ve borç dinamikleri AB ülkelerine göre iyi seviyededir. Ayrıca, Türk bankacılık sistemi çevre ülkeler arasındaki en iyi performansı sergilemiştir. Türkiye’deki problem yapısal sorunlardan dolayı enflasyon ve işsizlik taraflarında yaşanmaktadır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yükselttiler. Ayrıca AB’de yaşanan sorunların etkisiyle oradan kaçacak finansal fonların bir kısmının Türkiye’ye gelmesi olasılık dahilindedir.

Türkiye'nin üyeliğinde fırsatlar ve tehditler var

Önümüzdeki döneme baktığımızda Türkiye’nin üyeliğine dair hem fırsatlar hem de tehditler göze çarpmaktadır. Türkiye ekonomisinin bu krizden büyüme anlamında en önde çıkan ekonomiler arasında yer alması ve genç nüfusu, yaşlanan ve üretmekte zorlanan AB için bir fırsattır. Türkiye’nin elindeki genç ve eğitimli nüfusunu, üretime ve ihracata dönüştürmesi gerekmektedir. Öte yandan AB ülkelerinin yaşadıkları finansal krizden dolayı yeni üyelere ek finansman sağlamaları zorlaşmıştır. Ayrıca mevcut üye ülkelerin halkları arasında Euro’ya olan güven sarsılmıştır. Bu durum ise Türkiye’nin üyeliği önündeki olası tehdittir.

-Almanya’da açığa satışlar yasaklandı. Bunun etkilerinin ne şekilde olacağını düşünüyorsunuz ?

Gürman Tevfik: Yaşadığımız dünyada sermaye hareketleri üzerindeki hemen hemen tüm kontroller kalkmış durumdadır. Sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda açığa satış işlemlerinin yasaklanmasının istenen sonuçları vermeyeceğini düşünüyoruz. Bunlar spekülatif hareketleri önlemek amacıyla alınan kararlardır.

-Avrupa Birliği’nde ayrıca hedge fonlara kısıtlama getiren düzenlemeler üzerinde bir tartışma yürütülüyor. Sizce kısıtlama ne gibi sonuçlar doğurur, bunun Türkiye’ye etkileri ne yönde olur?

Gürman Tevfik: AB üyesi ülkelerin önümüzdeki döneme dair büyüme beklentileri düşük seviyelerdedir. Yaşanan mali krizden dolayı Avrupa Merkez Bankası’nın faizleri düşük seviyelerde tutmaya devam edeceği öngörülmektedir. Bu iki beklenti önümüzdeki dönemde AB finansal piyasalarındaki getirilerin göreceli olarak sınırlı olacağına işaret etmektedir. Bu durumda bir kısım fonun yüksek getiri araması kaçınılmaz olacaktır. Bu fonlar da yüksek getiriyi AB dışındaki finansal piyasalarda arayacaktır ki bu da Türk Sermaye piyasalarına olan ilginin artmasına neden olacaktır.

-Avrupa Birliği krizin kabahatini kredi derecelendirme kurumlarına yüklüyor ve kendi derecelendirme kurumunu oluşturmayı istiyor. Sizce bu başarılı olur mu?

Gürman Tevfik: Kredi derecelendirme kuruluşları önceden belirlenen kriterler çerçevesinde yaptıkları skorlamalar sonrasında ülkelerin kredi notlarını belirlemektedir. Bu kriterler arasında ölçülebilir niceliksel  kriterler olduğu kadar ölçülemeyen niteliksel kriterler de yer almaktadır. Yeni kurulacak kredi derecelendirme kurumu da değerlemesinde genel kabul görmüş kriterleri kullanacaktır. Niceliksel kriterlerin ölçülmesinde bir farklılık olmayacaktır. Farklılık, eğer olursa, niteliksel kriterlerde ortaya çıkacaktadır. Biz bu konuda metodolojinin çok farklı olmayacağını düşünüyoruz. Esas önemli noktanın kredi derecelendirme kuruluşlarının tek işinin kredi derecelendirmesi olmasının ve tam bağımsız bir yapıya sahip olmaları olduğunu düşünüyoruz.

© EurActiv 2003-2012.