Romanya’nın başkenti Budapeşte’de bulunan Dünya Ekonomileri Enstitüsü’nden András Inotai, “Hem Doğu hem de Batı Avrupalılar küreselleşmenin getirdiği benzer zorluklarla mücadele etmek zorundalar. Popülist hükümetlerin yönettiği mutsuz kitlelerin aşırı reaksiyon gösterme tehlikesi aslında kıta genelinde var olan bir gerçektir” diyor.
Kısa haberler:
Dünya Ekonomileri Enstitüsü (İng.) başkanı Inotai Euractiv’e verdiği mülakatta 21-23 Haziran’da gerçekleştirilen Avrupa zirvesi, genişleme mirası, Orta ve Doğu Avrupa’da sosyal ve siyasi gerçekler konusunda düşüncelerini dile getirdi.
Inotai, genişleme sürecinin ve birçok eski Sovyet bloğu ülkesinin AB’ye dönüşümün daha büyük bir kapsamda ele alınması gerektiğini ve bunun yalnızca AB içindeki Doğu-Batı ilişkileri şeklinde olmaması gerektiğini ileri sürdü.
Geniş çaplı ve ağır ağır yitirilen Avrupa’nın tarihi egemenliğine ve Çin ve Hindistan’dan gelen yatırımlar ve ticaret akışıyla karşı karşıya kalan “doğal” üstünlüğe göndermede bulunan Inotai, “Avrupa’nın önünde hala bir öğrenme süreci bulunuyor” uyarısında bulunurken küreselleşmenin “tek değil çift yönlü bir sokak” demek olduğunu ve “Avrupa’nın buna kendini alıştırması gerektiğini” söyledi.
Inotai’ye göre, AB’nin 15 üye ülkesi doğru örneğin ortaya koyulmasında önemli rol oynuyor. “Eski üye ülkelerden bazıları –hatta kurucu ülkeler de olabilir – örneğin ekonomik anlamda yurtseverlik, normal sermaye akışını ya da sahipliğin el değiştirilmesinde devlet rolü gibi şekillerde Avrupa karşıtı olarak hareket ederlerse bu yeni üye ülkelerde bir ekol ortaya getirir ve sonra da popülist ve demagoji aşığı siyasetçilere koz verilmiş olur.”
AB üyesi 10 küsur ülkedeki sosyal ve siyasi gerçeklerin açık seçik analizi ve güçlü bir eleştirisinin yapılması gerektiğini söyleyen Inotai bir çeşit“zihinsel bir kirliliğin” Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki gelişmeyi hafife aldığını öne sürdü.
Bu zihinsel bulaşıklık, Intoai’ye göre, devletin her şeyden sorumlu olduğu eski güzel Komünist günlerin geri geleceği şeklindeki yanlış bir vaatten, son 90 yılın çalkantılı tarihinin incelenip, işlenmesindeki eksiklik ve aşırı milliyetçilikten ileri gelmekte. Acıdır ki Inotai geçmişle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmayan Orta ve Doğu Avrupalı gençlerin bu aşırı milliyetçiliği benimsedikleri gözleminde bulunuyor.
Her şey hesaba katıldığında Inotai genişlemenin bir “başarı öyküsü” olduğunu ikna olmuş vaziyette, ancak kendisi gelecekte yeni üye ülkelerin Avrupalı bir çerçeve içerisinde kendi stratejik çıkarlarını kollamaları gerektiğini çünkü bir çok durumda kısa dönemdeki sözde “ulusal kayıpların” uzun vadeli Avrupa çıkarlarından daha az pahalıya mal olduğunu ileri sürüyor.
