GENEL SPONSOR

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Yardımcısı Ender Çolak'a göre, sayılara bakıldığında yatırım fonları alanında Türkiye’nin önünde büyük bir potansiyel bulunuyor. SPK Başkan Yardımcısı Ender Çolak, EurActiv Türiye'nin sorularını yanıtladı.

SPK Başkan Yardımcısı Ender Çolak

Röportaj

Yeni sermaye piyasası kanunu yasalaştığında portföy yönetim şirketlerinin fonksiyonu ne olacak, bu konuda bilgi verir misiniz?

Mevcut durumda, yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerimiz fonun yönetim, temsil ve saklanmasından fon kurucusunu (Banka, aracı kurum, sigorta şirketleri ve sandıklar) sorumlu tutmaktadır. Portföy yönetim şirketleri söz konusu kurucular ile imzaladıkları portföy yönetim sözleşmeleri çerçevesinde fon portföyünü yönetmektedirler.

Biz yeni Kanunla birlikte ana işi fon kurmak ve yönetmek olan fon yönetim şirketlerini yeni bir sermaye piyasası kurumu olarak tanımlıyoruz ve fon kurma yetkisini AB müktesebatına uyumlu olarak sadece fon yönetim şirketlerine veriyoruz. Bu kapsamda artık portföy yönetim şirketlerinin yerini, münhasıran bu işle iştigal eden ve pay sahiplerinin çıkarlarını korumakla yükümlü fon yönetim şirketleri alacak.

Fon yönetim şirketlerinin Kurulumuzca belirlenecek şartları haiz gerçek/tüzel kişiler tarafından kurulabilmesini planlıyoruz. Böylece, yatırım fonu sektöründe rekabetin artması ve kurumsal yatırımcı tabanının genişlemesini bekliyorum.

Ayrıca, yeni Kanun ile fon kurucusunun portföy varlıklarının korunması ve saklanması hususundaki sorumluluğu ayrı bir saklama kuruluşuna devredilecek. Halihazırda yatırım fonlarının varlıkları Takasbank’ta saklanıyor. Değişiklik sonrasında ise fon varlıkları saklama kuruluşları nezdinde saklanacak. Bu kuruluşlar, fon paylarının satışı, geri alımı vb. işlemlerinde ve birim pay değerinin hesaplanmasında mevzuata uygunluğu da temin edecekler.

Yeni düzenlemelerin muhtemel çıkar çatışmalarının engellendiği, yatırımcıların daha iyi korunduğu ve fon yönetimi sektörünün daha güvenli ve rekabetçi bir ortamda çalışabildiği bir piyasa yaratılabilmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Ülkemizde yerli kurumsal yatırımcılarda istenilen büyüklüğe ulaşılmadı, size göre tasarrufların yatırım fonlarına yönlendirilmesi için neler yapılmalı?

Yatırım fonları kanalıyla aktarılan kaynak miktarında son dönemde önemli bir hızlanma görülmektedir. 2002 yılında yaklaşık 10 milyar YTL olan yatırım fonları toplam portföy büyüklüğünün, bugün itibariyle yüzde 160 oranında artışla 26 milyar YTL’yi aştığı görülmektedir. Yine 2002 yılında 1,5 milyon civarında olan yatırımcı sayısının mevcut durum itibariyle ikiye katlanmış olması da yatırım fonlarındaki büyümeyi ortaya koymaktadır.

Her ne kadar bu veriler bize yatırım fonlarının sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğu göstermekte ise de gelinen noktanın yeterli olduğunu söylemek doğru olmaz. Zira, gelişmiş ülkelerin yatırım fonları portföy büyüklüklerinin milli gelirlerine oranı ortalama yüzde 70 düzeyinde iken, bu oran gelişmekte olan ülkeler için yüzde 5, ülkemiz için yüzde 4 düzeyindedir. Bu oran, sektörde gelişime ihtiyaç duyulduğu ve önümüzde büyük bir potansiyel bulunduğu şeklinde yorumlanmalıdır.

Son dönemde emeklilik yatırım fonları, borsa yatırım fonları, serbest yatırım fonları (hedge fonlar), koruma amaçlı/garantili fonlar ve fon sepetleri, konut finansmanı fonları, ipotek teminatlı/ipoteğe dayalı menkul kıymetler gibi yeni araçların sermaye piyasamıza kazandırılmasını sağlayacak düzenlemeler gerçekleştirdik. Ayrıca, AB mevzuatına uyumlu yeni Kanun ile fonların açık uçlu olarak faaliyet göstermelerini amaçlıyoruz.  Yakın bir zamanda bu yeni fon türlerinin çok daha fazla talep göreceğini beklemek yanıltıcı olmaz. Bilindiği üzere korumalı ve garantili fonlar son dönemde Avrupa’da yoğun talep gören ürünler arasında. Ülkemizde de bu tür fonlara ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Bireysel emeklilik yatırım fonları üzerinde ayrıca ve önemle durulması gereken konuların başında gelmektedir. Bilindiği üzere ülkemizde bireysel emeklilik sistemi 2003 yılı sonunda hayata geçmiş ve aradan geçen 4 yılı aşkın sürede hızlı bir büyüme göstermiştir. Sisteme aktarılan ve yatırıma yönlendirilen katkı payı tutarı 3.5 milyar dolara yakın bir seviyeye ulaşmıştır. Sistemde bulunan katılımcı hesap sayısı ise 1.5 milyonu aşmıştır. Ancak bütün bu veriler dahi bireysel emeklilik fonlarının GSYIH’daki payını yüzde 1’lerin üzerine taşıyamamıştır. Oysa bilmekteyiz ki, bireysel emeklilik fonları örneğin Çek Cumhuriyeti’nde GSYIH’nın yüzde 5’i, Polonya’da yüzde 11’i, OECD ülkeleri ortalaması ise yüzde 72’si dolayındadır.

Ülkemizde emeklilik yatırım fonları diğer yatırım fonlarından başlıca 2 noktada ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi vade yapısıyla ilgilidir. Bireysel emeklilik fonlarının ortalama vadesi 555 gün iken bu rakam diğer yatırım fonlarında 88 gündür. Dolayısıyla, özü gereği emeklilik fonları daha uzun vadeli enstrümanlara yönelmektedir. İkinci önemli farklılık ise, kendini portföylerdeki hisse senedi oranlarında göstermektedir. Emeklilik fonları portföylerinin yaklaşık yüzde 11’i hisse senetlerinden oluşmaktayken, bu oran diğer yatırım fonlarında yalnızca yüzde 2 dolayındadır.

Ülkemiz sermaye piyasalarında istikrar sağlamada ve tasarrufların sermaye piyasalarına yöneltilmesinde çok önemli bir rol oynayacak emeklilik fonlarının önümüzdeki dönemde daha farklı bir anlayışla ele alınmasına yönelik ilk belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi emeklilik planlarında asgari yüzde 30 kamu borçlanma aracı ve azami yüzde 15 yabancı menkul kıymet bulundurabilme kısıtlarının kaldırılmış olmasıdır. Söz konusu kısıtlamaların kaldırılması emeklilik bunlarında bu yönde değişiklik bekleyen kişileri sisteme kazandırmakla kalmayacak, aynı zamanda daha esnek bir portföy yönetim imkanı sağlayacaktır. Bir diğer belirti ise gönüllü işyeri bazlı emekliliğe imkan sağlayacak, hak ediş sürelerinin uygulanmasına imkan sağlayan yasa değişikliğinin yürürlüğe girmiş olmasıdır. Sistemin alt düzenlemelerinin de tanımlanmasıyla işyeri bazlı grup emeklilik planlarında çok önemli bir büyüme beklenmesi hayalci olmayacaktır. Bütün bunlara ilaveten son dönemde ortaya çıkan yeni fon türlerinin de bireysel emeklilik sistemine kazandırılması hedeflenmektedir.

Bugün herhangi bir halka arzda yerli kurumsal yatırımcılar halka arzdan yüzde 1 gibi çok küçük pay alıyor. Yerli bireysel yatırımcılar mevzuat gereği asgari yüzde 30 pay alırken, halka arzın kalan büyük kısmı tamamen yabancı kurumsal yatırımcıya gidiyor. Bu şekilde yabancı sermaye birikimi çoğalırken ülkemiz sermaye birikimini sağlayacak yatırım fonlarının önünü kapatmıyor muyuz? Bu bağlamda yatırım fonlarının özendirilmesi için neler yapılmalıdır?

Yatırım fonlarının portföylerine hisse senedi alma tercihleri daha önce belirttiğim fonlara ilişkin talep yapısıyla ilgilidir. Yatırımcılar riskli gördükleri fonlar yerine portföyünün büyük çoğunluğu kamu kesimi borçlanma senetleri ve repodan oluşan fonları tercih etmektedirler. Fon yöneticileri de pazarlama stratejilerini yatırımcının bu risk algılayış biçimine göre şekillendirmektedir. Piyasa faiz oranlarının yüksek olması fon portföylerinin faize dayalı enstrümanlardan oluşmasını ve fonlar arasında önemli bir getiri farklılaşması yaşanmamasını kaçınılmaz hale getirmektedir.

Önümüzdeki dönemlerde faizlerin düşmesiyle birlikte vadeli işlem sözleşmeleri ve diğer sermaye piyasası araçlarının fon portföylerine daha fazla dahil edileceğini ve fon getirilerinde önemli farklılaşmalar yaşanacağını, dolayısıyla da yüksek getirili fonların, yatırımcıların fon tercihlerinde ön plana çıkacağını öngörüyoruz. Tercihlerdeki bu değişiklik yatırım fonlarının pazarlama stratejilerine de yansıyacak, fonlar yatırımcının beklediği getirileri temin edebilmek için hisse senetlerine daha fazla yatırım yapmak isteyecektir.

Burada vurgulanması gereken bir diğer konu ise yatırım fonlarının şirketlerin yönetiminde rol alabilmeleri hususudur. Bilindiği üzere özellikle ABD’de yatırım fonları, şirketlerde kurumsal yönetim anlayışının yerleşmesinde çok önemli bir işlev görmüşlerdir. Bu fonlar yatırım kriterleri arasına iyi kurumsal yönetimi dahil etmişler, kurumsal yönetim anlayışının ve uygulamasının zayıf olduğunu düşündükleri şirketleri ise, bir anlamda “cezalandırarak” portföylerinden çıkarmışlardır. Ülkemizde yatırım fonları şirket yönetimine katılımı hedefleyememektedirler. Bu konu yeni düzenlemelerde değerlendirilecek hususlardan birisidir.

Yatırım fonlarının halka arzlardan daha yüksek pay alabilmeleri biraz önce değinilen hisse senedi yatırım tercihi ile de doğrudan ilintilidir. Portföylerinin çok küçük bir kısmı hisse senetlerinden oluşan yatırım fonları yeni halka arzlara da bu kapsamda sıcak bakmamaktadır. Ancak emeklilik fonlarında durum farklıdır, bu fonların portföyleri daha da büyüdükçe halka arzlara da ciddi bir talep yaratabileceklerdir. 

Türkiye, UCITS III ve MiFID gibi Avrupa Birliği sermaye piyasasını düzenleyen direktiflere tam anlamıyla uyumlu mudur? Uyum sağlandığında yerel ve yabancı yatırımcılar ne gibi olanaklardan yararlanacaktır?

Biraz önce de değindiğim gibi gerek fon kuruculuğunun fon yönetim şirketlerine devri gerekse değişken sermayeli yapının oluşturulmasıyla, bunun yanında özellikle dağıtım kanallarının yaygınlaştırılmasıyla yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerimiz AB düzenlemeleri ile uyumlu hale getirilecektir. Böylece, sermaye piyasalarının AB müktesebatı doğrultusunda uluslararası piyasalara entegrasyonu kolaylaşacaktır. Ayrıca, piyasa şartlarına göre şekillenebilen kurumsal bir yapının oluşmasının sağlanması ve sektör katılımcılarının genişlediği bir piyasanın oluşturulmasını öngörüyorum.

Gelişen bir pazar olarak öne çıkan Türkiye’nin yabancı yatırımcıları fon piyasası bağlamında kendisine çekecek yeni yatırım aracı alternatifleri neler olabilir?

Daha önce de belirttiğim gibi birçok yeni ürünün sermaye piyasamıza kazandırılmasını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu düzenlemelerin ardından, örneğin ilk fon sepeti fonları ile korumalı fonların halka arzı 2007 yılında gerçekleşti. Ülkemizin tahvil bono endeksine dayalı ilk borsa yatırım fonu da 2007 yılında borsada işlem görmeye başladı.

Önümüzdeki dönemde, gayrimenkul yatırım fonları ve girişim sermayesi fonlarının işler hale getirilmesini planlamaktayız. Konut finansmanı sisteminin bir parçası olan varlık finansmanı fonları da hayata geçirilmesi öngörülen projelerimiz arasında yer almaktadır.

Kurulumuzun 2 yıldır sürdürdüğü AB’ye uyumlu mevzuat çalışmalarında ise son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Kanun ile sermaye piyasamızın derinlik kazanmasını ve uluslararası yatırımcıların piyasamıza çekilmesini sağlayacak birçok yenilik getirilecektir. Bu yenilikler, yerli ve yabancı yatırımcılarının daha rekabetçi ve daha çok ürün seçeneği arasında tercih yapabileceği bir piyasa ortamını müjdelemektedir. (EurActiv.com.tr)

© EurActiv 2003-2008.