Beş yıl süren sorunlu müzakerelerin ardından, küresel ticareti serbestleştirmeyi ve küreselleşmenin faydalarından gelişmekte olan ülkelerin de yararlanmasını amaçlayan “Doha Kalkınma Raundu” tarım sübvansiyonlarını azaltma ve ihracat tarifelerinin aşağıya çekilmesi konularında müzakereci tarafların anlaşamamasını takiben Temmuz 2006’da askıya alındı.
Son gelişmeler ve atılacak adımlar:
- 27 Ocak 2007 : 30 kilit ülkeden gelen ticaret bakanları Davos’da toplanarak; müzakerelerin yeniden başlamasına karar verdi.
- 12 Nisan 2007: Temmuz 2006’da Doha Kalkınma Raundu’nun askıya alınmasından sonra AB, ABD, Brezilya ve Hindistan arasında Doha ile ilgili olarak ilk resmi bakanlar toplantısı düzenlendi.
- 31 Haziran 2007: “ABD Ticaret Geliştirme Yasası”nın süresi sona eriyor.
Arka Plan:
“Doha Kalkınma Raundu”, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkeler tarafından Katar’ın başkenti
Doha’da Kasım 2001’de başlatıldı. Takip eden toplantılar ise
- 2003-Cancún (Meksika): Toplantının amacı, raundun amaçları üzerinde anlaşmaya varmaktı. Fakat tarımsal sorunlar üzerinde Kuzey ve Güney arasında yaşanan güçlü anlaşmazlık yüzünden bir sonuca bağlanamadı. Güçlenen gelişmekte olan ülkeler iki farklı grup oluşturdu. G-20 adını taşıyan ilk grup, orta gelir düzeyine sahip ülkelerden meydana geliyordu. G-90 adlı ikinci grubda ise gelişmekte olan en fakir ülkeler toplandı. Ve son olarak bu iki grup, kendileri için faydalı olmadığını düşündükleri antlaşmaya reddetti.
2004-Cenevre (İsviçre): DTÖ üye ülkeleri “Temmuz Çerçeve Antlaşması (İng.)” adı verilen bir belge üzerinden müzakerelere devam edilmesi kararı aldı. AB, ABD, Japonya ve Brezilya bütün tarım ithalat sübvansiyonlarının kaldırılması, ticareti baltalayan sübvansiyonların azaltılması ve tarifelerin aşağıya çekilmesi konularında anlaşmaya vardı. Gelişmekte olan ülkeler ise ana endüstrilerini korumak şartıyla ürettikleri mallara uyguladıkları tarifeleri azaltmaya razı oldular.
- 2005-Hong Kong: Konferansta ki ilk amaç, antlaşmanın karara bağlanmasıydı; ama o ana kadar çok az gelişme sağlanması yüzünden bu amaç gerçekleştirilemedi. Bunun yerine, zengin ülkeler, az gelişmiş ülkelerden ithal ettikleri mallarda kota ve tarife uygulamasını kaldırma kararı aldılar. Ayrıca tarım sektöründeki sübvansiyonların kaldırılması için 2013 yılını son tarih olarak belirlediler (Bakınız, EurActiv 19/12/06 (İng.)).
- 2006-Cenevre: Temmuz 2006’daki tarım sübvansiyonlarının ve tarifelerinin azaltılması hakkındaki son müzakere çabaları ise antlaşma sağlanmasına yetmedi. Bunun üzerin DTÖ Başkanı Pascal lamy, Doha Kalkınma Raundu’nu askıya aldı (Bakınız, EurActiv 25/07/06, İng).
2007-Davos (İsviçre): 27 Şubat tarihinde 30 kilit ülkeden gelen ticaret bakanları, müzakereleri yeniden başlatma kararı aldı (Bakınız, EurActiv 29/01/07, İng)
2006 yılı içerisinde Doha Kalkınma Raundu’nun altı aylık askıya alınma süreci, DTÖ’nün ön ayak olduğu müzakere turlarında yaşanan ilk askıya alınma süreci değildi. Her üyenin antlaşmanın son hali üzerinde veto hakkı olduğu için, müzakereler kaçınılmaz olarak karışık bir hal alıyor. 1986 yılında başlayan ve 1995 yılında “Tarifeler ve Ticaret Genel Antlaşması”nın DTÖ tarafından yenilenmesine yol açan Uruguay Raundu, resmi olarak askıya alındığı açıklanmamasına rağmen; AB ve ABD arasında yaşanan çekişme yüzünden 1990 yılından itibaren bir seneden duraksama sürecine girmişti.
Buna rağmen bakanlar Doha Kalkınma Raundu müzakerelerinin başlatılması kararı aldı. Fakat raundun ne zaman ve nasıl sona ereceği hala belirsizliğini korumaya devam ediyor. Başarılı bir sonuca ulaşabilmek giderek zorlaşıyor; çünkü George W. Bush’a geniş yetkiler tanıyan ve 2002 tarihli “Ticaret Geliştirme Yasası” Temmuz 2007 yılında sona erecek. Bu tarihten itibaren ABD Kongresi, kendisine sunulan herhangi bir ticaret antlaşması üzerinde değişiklik yapabilme yetkisini geri kazanacak. Bu yüzden diğer DTÖ üyeleri, ABD’nin bağlayıcı karar alabileceğinden emin olmadıkları için heveslerini yitirmiş durumdalar. ABD yönetimi ise antlaşmayı gerçekleştirebilmek için “Ticaret Geliştirme Yasası”nı uzatabileceğinin sinyallerini veriyor.
Konu Başlıkları:
Müzakere sürecinde ana aktörler olarak gösterilen G6 grubunda Brezilya ve Hindistan (G20 grubunu temsilen), AB ve ABD ( tarım ihracatçıları Cairns grubunu temsilen) ve Japonya (tarım ithalatçıları (G10) grubunu temsilen) yer alıyor. Bu ülkeler arasındaki ana tartışma noktaları:
Tarım piyasaları erişimi:
ABD, AB veya diğer gelişmiş ekonomileri nazaran daha düşük tarım tarifeleri uygulamakta. Bu yüzden ABD, en yüksek tarım tarifelerinin %90 oranında azaltılmasını ve gelişmiş ülkelerin için yapılacak ortalama tarife indiriminin %66 seviyesinde olmasını istiyor. Buna karşılık AB, ilk verdiği teklifi yükselterek (%39 indirim) G20’nin talep ettiği %54’lük indirime yaklaşmaya çalışırken ABD ise AB’nin bu indirimi yetersiz buluyor.
Ayrıca ABD, AB’yi hassas ürünleri kullanarak ABD’nin sunduğu yeni piyasa giriş seviyelerini dengelemeye çalışmakla suçluyor; çünkü AB, kendi tarım ürünlerinin %8’i için yüksek koruma seviyelerini devam ettirmek istiyor. AB ise “Silahlar Hariç Her Şey, (İng.)” sistemi sayesinde 50 az gelişmiş ülkeye serbest kota ve tarife uyguladığını ve diğer ülkelerden daha fazla malın az gelişmiş ülkelerden AB’ye girdiğini hatırlatarak, gelişmekte olan ülkelerden yapılan ihracata zaten açık olduğu konusunda ısrar ediyor.
Tarımsal sübvansiyonlar:
Tarımın dünya ticaretindeki payı her ne kadar %8 olsa da; özellikler gelişmekte olan ülkelerde yaşayan yaklaşık 2,5 milyar insan için ana gelir kaynağını olma özelliğini sürdürüyor. Yine de fakir ülkelerdeki çiftçiler, büyük ölçüde sübvanse edilen AB, ABD, ve Japonya ihracatıyla yarışamıyor.
AB, gelişmekte olan ülkelerden oluşan G20 grubunun talep ettiği şekilde “ticareti bozan sübvansiyonları” (TBS) tümden” %75 oranında azaltmayı kabul etti. Böylece 2004 yılındaki hakiki harcama içindeki oranı 58.1 trilyon Euro olan sübvansiyonların için gelecekteki üst limit 28 trilyon Euro civarında olacak.
ABD’nin TBS’yi %53 oranında indirme teklifi, DTÖ’nün izin verdiği harcama limitini 48.2 trilyon Dolar’dan aşağı yukarı 22,7 trilyon Dolar’a çekecek. Fakat AB ve G20 grubu bu indirimin gerçekte ABD sübvansiyonlarında artışa yol açacağı konusunda şikayet ediyorlar. Çünkü 2005 yılında ABD’nin yaptığı bu tür ödemelerin toplamı 19.7 trilyon Dolar civarındayken 22.7 trilyon Dolar’a yükselmiş olacak. AB ve G20 en az kesintinin sırasıyla %60 ve %75 oranlarında yapılmasını talep ediyor; ama ABD bu öneriyi reddediyor.
Sanayi piyasası erişimi:
“Tarım dışı piyasalara erişim” ile ilgili müzakereler, Brezilya ve Çin gibi gelişmekte olan büyük ekonomilere erişim sağlamak isteyen AB ve ABD tarafından yürütülüyor. Bu arada gelişmekte olan ülkeler ise daha yeni yeni büyüyen sanayilerini ve zengin ülkelere ayrıcalıklı erişimlerini ısrarla korumak istiyor.
Müzakereye taraf olan ülkeler, sanayi tarifelerinde indirim gerçekleştirebilmek için sonunda “İsviçre formülü (İng.)”nü benimsedi. Bu formüle göre en yüksek tarifede en fazla kesintinin yapılması ve tarife tavanın belirlenmesi gerekiyor. Fakat indirim formülünün gerçek yapısı ve tavan tarife seviyesi üstünde bir karara varılamadı. AB ve ABD gelişmiş ülkelerde üretim mallarında uygulanacak azami oranın %10, gelişmekte olan ülkelerde ise %15 olmasını önerdi. Diğer yandan gelişmekte olan ülkeler ise kendileri için tarife üst limitinin % 30 olmasını istiyor. Bu sayede daha yumuşak ortalama kesintiler gerçekleştirilebilecek.
AB, gelişmekte olan ülkeler için %20’lik ortalama bir tarife tavanı belirlerken; ABD gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere uygulanan tavan katsayıları arasında %5’lik bir fark olmasını istiyor.
Hizmetler:
“Hizmetlerin serbestleştirilmesi” AB’nin en önemli çıkarları arasında yer alıyor. Çünkü Hizmetler sektöründe gerçekleştirilen ticaret, AB ekonomisinin %75’ni oluşturuyor. Hizmet sektöründe ticaretin artması ayrıca ekonominin belkemiğini oluşturan gelişmiş taşımacılık, IT ve telekominikasyon, bankacılık ve sigorta gibi sektörlerdeki hedefleri yakalamaya da katkı sağlıyor.
Yine de hizmetler sektöründeki ticaret, daha çok teknik standartlar veya gereklilik ve süreçler gibi ulusal düzenlemelere dayanan önemli kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor.
CEPII (, İng) , araştırmasına göre tarımsal tarifelerde Kuzey ülkeleri ve Güney ülkeleri için uygulanan sırasıyla %70’lik ve %50’lik kesintiler yerine hizmetler sektöründeki engellerin %25 oranında azaltılması ile ; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için daha çok şey kazanılabilir. Dünya Bankası’nın (, İng) tahminlerine göre, hizmetler sektöründeki engellerin kaldırılmasıyla gelişmekte olan ülkelerin yıllık gelirleri yaklaşık olarak 900 trilyon Dolar civarından artabilir.
DTÖ nezninde yürütülen tartışmalar ise düzenleyici yerel önlemlerin daha fazla gereksiz engel yaratmamasını garanti altına alacak kurallar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu alanda gözlü görülür bir gelişme sağlandı; ama tarım ve sanayi piyasalarına erişim konusunda fazla bir çaba harcanmaması yüzünden piyasa erişimi konusunda genel olarak bir gelişme gösterilemedi.
Ticaretin Kolaylaştırılması:
Birçok araştırmaya göre; ticaretin kolaylaştırılması bir “kazan-kazan” oyunudur. Ülke sınırlarında şeffaflığın arttırılması ve uygulamaların ortaklaştırılması, özellikle gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında daha etkisiz gümrük sistemlerine sahip olan gelişmekte olan ülkelerde tarifelerin serbestleştirilmesinden iki katı daha fazla “gayri safi milli gelire” katkı sağlayabilir.
“Doha Kalkınma Raundu” askıya alınmasına rağmen; AB Komisyonu Ticaret Sorumlu Üyesi Peter Mandelson, ticareti kolaylaştırmaya yönelik antlaşma ile ilgili müzakerelere devam edilebilmesi için DTÖ üyelerine çağrıda bulundu. Mandelson ayrıca gelişmekte olan ülkelerin kapasite sınırlandırmaları ve gümrük modernizasyonu harcamalarına yardım amaçlı bir ticaret paketinin de tartışılmasını istedi.
Taraflar:
DTÖ Genel Direktörü Pascal Lamy, “Doha Kalkınma Raundu”nda yaşanan başarısızlığın “kalkınma ve fakirliğin azaltılması için en iyi umut” olarak tanımladığı çok-taraflılığı gösterme ve daha zayıf üyeleri küresel ticarete dahil etme şansının kaçırıldığı anlamına geldiğini belirtti. Davos toplantısının ardından Lamy, duygularını şu sözlerle ifade etti: “pist görünmüştür ama iniş zamanı belirsizdir. Bana göre; kendimizi yanlış süreler için ayarlamayalım. Hepimiz önümüzdeki meselenin ne kadar acil olduğunu farkındayız; ama herkes tarafından kabul edilebilecek bir sonuca ulaşmak da çok önemli”.
AB Komisyonu Ticaretten Sorumlu Üyesi Peter Mandelson, “önümüzdeki iki veya üç ay içinde ya başarılı olacak ya da başarısız” dedi. Mandelson ayrıca “elimizde olanın kaçmasına izin verirsek; bu çok kötü bir hata olur” uyarısında bulundu ve ekledi “alternatif antlaşma daha iyi değil; ama hiç anlaşmama olmamasından iyidir”.
ABD Ticaret Temsilcisi Susan Schwab, çıkacak sonuçtan umutlu olduğu belirtti ve bazı önemli engellerin altını çizdi: Müzakereci taraflar, bundan sonra Kongre’nin yanında pakette kendileri içinde yeteri kadar önlem aldığını yolunda Amerikalı çiftçileri de ikna edecek bir çıkış yapmak zorunda. “Antlaşma ticaret akışı yaratmayan “en küçük ortak paydadan” daha fazlası olmak zorunda” sözleriyle ısrarını belli eden Schwab, “Kongre, Başkanın müzakereleri hızlandıracak yetkisini yenilemek için ancak antlaşma çerçevesinin ortaya çıkmasından sonra harekete geçebilir” dedi.
Buna rağmen Fransa, AB’nin tarımsal tarifeler için sunduğu %39’luk ilk kesinti teklifini “kırmızı çizgi” olarak kabul ediyor ve buna sadık kalınmasında ısrar ediyor. Fransa Ticaret Bakanı Christine Lagarde, görüşmelere başlama kararını küçümseyerek “masaya (sürece) geri dönüyoruz. Hiçbir şey çözüme ulaşmadı” dedi.
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inacio Lula da Silva, “eğer fakir ülkelere 21. yüzyılda şansları olacağı konusunda sinyal vermek istiyorsak; ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya mutlaka ödün vermeli” sözleriyle uyarıda bulundu. Silva ayrıca “bu ülkelerin anlamasını sağlamalıyız yoksa antlaşma falan olmaz” dedi.
Business Europe’un DTÖ Çalışma Grubu Başkan Yardımcısı Reinhard Quick, “başarısızlık tehlikesi hala devam etmektedir” şeklinde uyarıda bulunarak; “böyle bir şey gerçekleşirse; ölçekli endüstrilerden hizmet sektörü ve KOBİ’lere kadar ekonominin bütün alanları kötü şekilde etkilenecektir” dedi.
Yabancı Ticaret Örgütü (FTA) Genel Sekreteri Jan Eggert, DTÖ’de anlaşmazsa sağlanamazsa; “bu, dünyanın sonu olmayacaktır; fakat en azından birkaç yıllığına çok-taraflı ticaret sistemi askıda kalacaktır” dedi. Açıkça iyimser olmadığını belirten Eggert, düzgün bir anlaşma için küçük de olsa bir şansın devam ettiğini belirtti. Eggert ayrıca çok-taraflı antlaşmanın ikili antlaşmalardan daha önemli olduğunu; çünkü şirketlere ticaret kurallarından oluşan ve operasyon maliyetlerini arttırıcı karmakarışık bir spagetti tabağı yerine “tek bir resim” sunduğunu vurguladı.
Oxfam, “Gelişmekte olan ülkeler, zar zor geçinen çiftçilerinin hayatta kalmasını garanti altına almak ve zengin Kuzey pazarlarına erişebilmek için mücadele ederken; AB ve ABD’nin kendilerini güçlü tarım üreticilerini sübvanse etme ve damping uygulama konusunda serbest hissetmeye devam etmeleri yüzünden antlaşmanın daha fazla ertelemesi dev maliyetlere yol açacaktır” uyarısında bulundu. Oxfam İngiltere Direktörü Barbara Stocking ise Doha’yı tekrar canlandırma çabalarını memnuniyetle karşılanmakta; fakat AB ve ABD kalkınma hedefine katkıda bulunmak istiyorsa “tekliflerinde mutlaka temel değişiklikler yapmak zorundalar” dedi.
Serbest ticaret alanındaki önemli STK’lar ise müzakerelerin çöküşünün dünyanın fakir ülkeleri ve çevre için iyi haber olduğunu belirterek; dünya liderlerini bu fırsatı kullanarak “eşitlik ve sürdürülebilirliğe dayanan yeni bir küresel ticaret sistemi” inşa etmeye çağırdı. Sonuç ne olursa olsun gelişmekte olan ülkeler için kötü olacağını belirten ActionAids ticaret kampanyası Başkanı Aftab Alam, “yeniden başlayacak müzakereler, fakir ülkeleri ticaret süper güçlerinden gelecek fındık fıstık karşılığı ekonomilerini tamamen açmaları için kıskaca alacak” yorumunda bulundu. Alam ayrıca fakir ülkeler için çağrısını tekrarlayarak; “imza masasından uzak durun, işsizliği ve fakirliği arttıracak antlaşmanın son halini imzalamanız için yapılan baskılara dayanın” dedi.

