Göç bugün bir yandan AB genelinde yaşanan en önemli sorunlardan biri olarak kabul edilirken, diğer yandan yaşlanan AB nüfusuna tek çözüm olarak değerlendiriliyor. Küresel dünyanın ihtiyaçları, rekabet, uluslar arası ilişkilerde gelişme yaşanırken, AB'nin göç politikasının da sabit kalması mümkün görünmüyor. AB bu kapsamda, yasadışı göç ile mücadele, göçmenlere daha iyi yaşam standartları sağlama, entegrasyona yönelik sorunlara çözüm üretme ve göçten ekonomik yarar sağlama gibi alanlarda yeni programlar geliştirmeyi amaçlıyor.

AB27'nin toplam nüfusu 493 milyon civarında. Bu nüfusun 18.5 milyonunu AB üyesi olmayan ülke vatandaşları oluşturuyor. Bu rakam toplam nüfusun yüzde 3.8'ine denk geliyor. AB genelindeki göçmen nüfusun büyük bir bölümü Türkiye, Fas, Arnavutluk, Cezayir ve Sırbıstan'dan geliyor. Bugün AB genelinde yaşanan en büyük sorun yasadışı göç. Her ne kadar bu konuda resmi rakamlara ulaşmak zor olsa da, sınırdan çevirmeler, tutuklamalar ve sınır dışı etmeler, yasadışı göçün ne boyutlara ulaştığı hakkında bilgi veriyor. Yapılan açıklamalara göre sınırdan çevirme rakamları 2003'ten bu yana yüzde 20 oranında düşüş kaydetmiş durumda. Sınırdan çevirmelerin büyük bir bölümü İspanya sınırında Fas'lı göçmenlere karşı uygulanıyor. Bunun tersine 2003 yılından bu yana gerçekleşen tutuklamalarda yüzde 20 artış gerçekleşti. Tutuklanmaların en fazla gerçekleştiği ülkeler İspanya, İtalya ve Yunanistan olurken; tutuklanan kaçak göçmenlerin çoğunluğu Arnavutluk, Fas, Ukrayna kökenliydi. Sınır dışı edilmeler de 2006 yılından bu yana yüzde 20 oranında azaldı. En fazla sınır dışı edilme vakası İspanya ve Yunanistan'da yaşanırken, en fazla sınır dışı edilen göçmenler ise Arnavutluk, Fas ve Ukrayna vatandaşları oldu.

AB genelinde çalışma yaşında olan nüfus önümüzdeki yıllarda ciddi bir düşüş gösterecek. Bu durum emeklilik ödemeleri ve sağlık harcamalarını önemli ölçüde artırırken, ekonominin de önemli ölçüde dinamizmini kaybetmesine yol açacak. Eurostat tarafından açıklanan son nüfus tahminlerine göre, 2060 yılında AB'deki çalışan nüfus sayısı 50 milyon civarında azalacak. Yine Eurostat verilerine göre, bugünkü göç oranı dikkate alınmadığında, 2060 yılında çalışan nüfus sayısı bugüne oranla 110 milyon kişi daha az olacak. Dolayısıyla, AB'nin demografik gelişiminde göç büyük bir role sahip. Göçün, AB ekonomisine ve rekabetçiliğine yönelik en büyük katkısı ise, AB istihdam piyasalarında önümüzdeki senelerde ortaya çıkacak olan yetenek boşluklarını doldurmak olacak.

Ortak göç politikasında yenilik ihtiyacı

Geçtiğimiz son on yıl içinde Avrupa Komisyonu ve AB üye ülkeleri tarafından desteklenen ortak bir göç politikası AB'nin en büyük ihtiyaçlarından biri konumuna geldi. Bunun sonucu olarak, Komisyon tarafından önerilen somut prensipler, önlemler ve yeni göç yönetim stratejisi kapsamında önümüzdeki yıllarda uygulanması hedeflenen yeni bir ortak göç politikasının çerçevesi belirleniyor.

Komisyon ortak göç politikasının AB kurumları ve üye ülkeler işbirliğinde yürütülmesi gerektiğine inanıyor. Dolayısıyla, AB ile üye ülkelerin göç politikaları arasında ciddi bir iletişim, uyum ve koordinasyon olması çok önem taşıyor.

Komisyon tarafından kabul edilen "Avrupa için ortak göç politikası: prensipler, uygulamalar ve araçlar" bildirgesi, üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu'na göç konusundaki hedefleri sıralıyor.

Avrupa'nın son dönemlerdeki dış politika ilişkileri, üçüncü ülkelerle gelişen işbirlikleri doğrultusunda göç politikasında da önemli değişikliklere ihtiyaç duyuluyor. Yeni göç politikasının küreselleşmenin getirdiği zorlukları ve fırsatları da dikkate alması gerektiğini altı çiziliyor.

15 Ekim 2008 tarihinde gerçekleşecek Avrupa Konseyi'nde ve 2009 yılı boyunca Adalet, Özgürlük ve Güvenlik alanında yeni bir beş yıllık program hazırlanması söz konusu olacak. Programın iki özelliği var. Bunlardan birisi göçle ilgili zorluklar ve fırsatlara yönelik, gelecekteki ortak göç politikasının dayandırılacağı on ortak prensip belirlemek. Diğeri de AB ve üye ülkelerin göç konusundaki uyumunu artırmak, göç yönetimini güçlendirmek ve ulusal, bölgesel ve yerel işbirliklerini desteklemek.

On ortak prensip

Komisyon tarafından sıralanan on ortak prensip, mültecilerin korunması, insan onuruna saygı ve hoşgörü gibi küresel değerleri içeriyor. "Refah, dayanışma ve güvenlik" olmak üzere üç temel alana ayrılan prensipler şöyle sıralanıyor:

* Refah ve göç alanında yer alan üç prensip, yasal göçün AB'nin sosyo-ekonomik kalkınmasına dahil edilmesini ve katkıda bulunmasını amaçlıyor: 1) Açık kurallar ve hareket alanı; 2)Uygun yetenekler ve ihtiyaçlar; 3)Başarılı göçün anahtarı olarak entegrasyon. Entegrasyonun ev sahibi ülke ve göçmenler tarafından karşılıklı olarak desteklenmesi gerekiyor.

* Dayanışma ve göç alanında yer alan üç prensip, üye ülkeler ve göçmenler ve göçmenlerin geldiği ülkeler ile işbirliği ve dayanışmayı artırmayı hedefliyor: 4)Üye ülkeler arasında şeffaflık, güven ve işbirliği; 5)Üye ülkelerin karşılaştığı göç ve coğrafi zorluklara destek vermek; 6)Göç konusunda yaşanan sorunlara yönelik üçüncü ülkelerde ortaklık ve diyalog geliştirmek.

* Güvenlik ve göç alanında yer alan dört prensip, göç konusundaki yasalara uyumu garanti etmeyi hedefliyor: 7)Avrupa'nın çıkarlarına hizmet eden bir vize sistemi; 8) İç kontroller olmadan Schengen bölgesinin bütünlüğünü koruyacak entegre bir sınır yönetimi; 9) Yasadışı göç ile mücadeleyi artırmak ve insan trafiğine yönelik "sıfır tolerans"; 10)Sürdürülebilir ve etkin sonuç politikaları.

Kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesi

Öte yandan Avrupa Birliği ülkeleri iç işleri bakanları, kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmelerine ilişkin yeni bir yönerge üzerinde uzlaşmaya vardı.

Haziran ayında Lüksemburg'da bir araya gelen Avrupa Birliği ülkeleri iç işleri bakanları, kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmelerine ilişkin düzenlemeleri içeren yeni bir yönergeyi Avrupa Parlamentosu'nun onayına sundu. Avrupa Parlamentosu yönergeyi yakın bir tarihte oylayacak.

Avrupa Birliği'nde sınırların açılmış olması, ülkeleri mültecilere karşı ortak bir tutum belirlemeye itiyor. Siyasetçiler gibi sivil toplum kuruluşları da, kaçak göçmenlere ilişkin  temel düzenlemelerin tüm Avrupa ülkelerinde geçerli olması gerektiği görüşünde. Temel yasal düzenlemeler aynı zamanda, kimi ülkelerin mültecilere karşı insanlık dışı muamelelerde bulunmasını engellemek için de gerekli görülüyor. Düzenleme bazı sivil toplum örgütlerinden tepki almış durumda.

Yeni yönerge ile iltica talebi geri çevrilen ya da AB sınırları içerisinde kaçak ikamet ettiği tespit edilen göçmenlerin durumunun iyileştirilmesi amaçlanıyor. Yönerge, kaçak göçmenlerin sınır dışı edileceği zamanı da netliğe kavuşturuyor. Yönergenin yürürlüğe girmesi halinde Avrupa Birliği sınırları içinde kaçak ikamet ettiği tespit edilen göçmenler, sınır dışı edilene kadar en fazla 6 ay tutuklu kalabilecek, ancak bu süre normal haller dışında 18 aya kadar da uzayabilecek.

Almanya ve göç

Almanya, AB'nin en fazla göç alan ülkelerinden biri konumunda. Göçmen oranı 2007 yılında 15,1 milyona yükseldi. Bu toplam nüfusun yüzde 18,4'ünü temsil ediyor. Bu oranın çoğunluğu Alman vatandaşı olmuş durumda. Çocuklarda ise göçmen kökenli oranı çok daha yüksek. Federal İstatistik Dairesi Federal İstatistik Dairesi rakamlarına göre beş yaşın altındaki çocukların üçte biri  anne veya baba tarafından göçmen kökenli. Almanya'daki istatistiklerde 1950'den sonra ülkeye gelenler, göçmen kökenli olarak değerlendiriliyor. 2006 yılının rakamlarına göre göçmen kökenli olup başka bir ülkenin vatandaşı olanlar 7,3 milyon kişiye ulaşıyor. Alman vatandaşlığını tercih edenler ise etmeyenlerden daha fazla. Alman vatandaşı olan göçmenler 7,9 milyon ve yüzde 9,5'lik oranla toplam göçmenlerin yarıdan fazlasını oluşturuyor. Almanya'daki göçmen kökenlilerin geldikleri ülkelerde yüzde 14,2 ile Türkiye başı çekiyor. Bunu yüzde 8,4'le Rusya, yüzde 6,9'la Polonya izliyor.

Entegrasyon sorunu

Almanya'daki göçmenlerin büyük bir bölümü entegrasyon sorunu ile karşı karşıya. Bertelsmann Vakfı’nın Çalışma ve Soysa lPolitika Araştırmaları Bürosu’na (BASS) yaptırdığı araştırmaya göre, Alman toplumuna yeterince entegre olamayan, dil, eğitim ve sosyal konularda yetersiz kalan göçmenlerin devlete maliyeti 16 milyar Euro'ya mal oluyor. Bu maliyetin başlıca nedeni olarak, göçmen nüfusun büyük bir bölümünün işsiz olması gösteriliyor. Araştırmaya göre, ikinci nesil göçmenlerin dörtte üçü Alman toplumuna entegre olmuş durumda. Birinci nesil göçmenlerin ise sadece yüzde 18’i entegre olmuş düzeyde. Araştırmaya göre sosyal alana entegrasyonda en fazla zorluk yaşanıyor. Araştırmada ortaya çıkan bir diğer görüş de, göçmenlerin sadece yüzde 28’inin en az ortaokul mezunu olduğu. Almanca'yı kullanabilen göçmenlerin oranı ise yüzde. Araştırmaya göre, entegre olamayan göçmenler arasında işsizlik oranın yüzde 16 olduğu belirtiliyor.

 

 

 

 

 

© EurActiv 2003-2008.