AB’nin 6. genişleme raundunda çözmesi gereken en zorlu problemlerden biri de, Kıbrıs’ta iki ayrı halk olarak yaşayan Rum ve Türklerin durumu. Ayrıca Türkiye’nin katılım müzakerelerindeki geleceği de Kıbrıs sorununu başarılı bir şekilde çözmesine bağlı.
Son gelişmeler ve atılacak adımlar:
· Müzakere Çerçeve Belgesi’nde yer alan diğer şartlarla beraber “Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde ve Birliğin kurucu ilkelerine uygun olarak kapsamlı çözümünün sağlanmasına yönelik sürekli desteğin yanında kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda bulunacak adımların atılması da dahil olmak üzere, devam etmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere Türkiye ile AB üyesi devletler arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde ilerleme kaydedilmesi” için göstereceği çabalar, Ankara’nın müzakere sürecinde kaydedeceği ilerlemenin ölçülmesinde kullanılacak kriterlerden bir tanesidir.
· 15 Aralık 2006 tarihinde üye devletler, Komisyon’un önerisini dikkate alarak 35 müzakere faslından sekizini askıya aldı. Karara gerekçe olarak Türkiye’nin limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs ticaretine açmaması gösterildi.
Arka Plan:
1960 yılında Kıbrıs, bağımsızlığını İngiltere’den kazandı. Bundan 3 yıl sonra da Kıbrıs’ta yaşayan Türk ve Rumlar arasında karşılıklı şiddet eylemleri baş gösterdi. İki halk arasında yaşanan şiddet, Yunanistan’ın destek verdiği hükümet darbesine ve Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgaline kadar giden yolu da açtı. 1983 yılında Ada’nın kuzeyine hakim olan Türk tarafı, kendini “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” olarak ilan etti. Ve şu ana kadar KKTC’yi tanıyan tek ülke Türkiye’dir.
O tarihten bu yana Ada’da yaşayan iki tarafın birçok kez Birleşmiş Devletler çerçevesinde müzakere masasına oturmasına rağmen Ada’nın bölünmüşlüğü halen devam etmektedir.
Nisan 2004 tarihinde ise Ada’da gerçekleştirilen referandumda Birleşmiş Milletler destekli Annan Planı’nı Kıbrıslı Rumlar reddederken Kıbrıs Türkleri kabul etmiştir.
Referandumun hemen ardından Mayıs 2004 tarihinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” Avrupa Birliği’nin tam üyesi haline gelmiştir.
Aralık 2004’te düzenlenen Avrupa Konseyi Zirvesi’nde de AB liderleri 3 Ekim 2005’te Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı almıştır. Ankara için öne sürülen şartlardan bir tanesi de AB’nin selefi olan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan “Ortaklı Antlaşması”nın (Association Agreement) on yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişletilmesiydi. Bu yeni gruba Türkiye’nin tanımadığı “Kıbrıs Cumhuriyeti”de dahildi.
Bunun üzerine Türkiye, Temmuz 2005’de Ortaklık Antlaşması’nı 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol’ü imzaladı. Ama imzanın ardından yayınladığı Deklarasyon’la imzanın Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıdığı anlamına gelmeyeceğini duyurdu. Ayrıca Türkiye, liman ve havaalanlarını “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne açmayı da reddetti.
17 Nisan 2005 tarihinde AB ve Ada’da birleşme yanlısı Mehmet Ali Talat, Rauf Denktaş’ın yerine KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Bu gelişmeleri takiben AB üyesi 25 devletin arasında yaşanan yoğun tartışmalardan sonra Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararı alındı.
29 Kasım 2006’da AB Komisyonu, Türkiye’nin Ek Protokolü reddederek Kıbrıs bandıralı gemilere limanlarını açmadığını gerekçe göstererek üyelik müzakerelerinin kısmi olarak askıya alınmasını önerdi. Öneriyi takiben 11 Aralık 2006 tarihinde AB Dışişleri Bakanları, 35 müzakere faslından sekizinin askıya alınmasına karar verdi.
Konu Başlıkları:
Kıbrıs sorununu çözmek amaçlı en kapsamlı girişim 11 Kasım 2002 tarihinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu 137 sayfalık “Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözüm Planı”dır. Plan, Rum ve Türk toplumlarının katılımının yanı sıra garantör devletler olan Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’nin de katılımını öngörüyordu.
Annan Planı, “Birleşmiş Kıbrıs Cumhuriyeti” modelini öneriyordu. Plana göre Ada’da bulunan iki toplum, geniş ölçüde İsviçre Modeli’ni temel alan tek bir konfederasyon çatısı altında iki eşit devlet olarak bir araya gelmesi öngörülüyordu.
Fakat Nisan 2004’de Kofi Annan’ın gösterdiği son çabaya rağmen Plan, Ada’nın her iki kesiminde de düzenlenen referandumun ardından Rum tarafından ret oyu alarak kabul edilmedi. Demokratik olmayışı, çalışamaz ve uygulanması imkansız oluşu Plan’a getirilen en önemli eleştirilerden birkaçıydı. Bunun da ötesinde Plan, Kıbrıslı Rumlar tarafından Ada’nın bölünmüşlüğünü kalıcı hale getirecek bir oyun olarak görülüyordu.
Annan Planı’nın reddedilmesinden bu yana Kıbrıs Sorunu’nu çözme girişimleri gayet yavaş ilerlemeye devam etmekte. Bu arada Konsey’in 17 Aralık 2004’de aldığı kararla Kıbrıs Sorunu AB cephesine de taşındı. AB kararında Ekim 2005’e kadar Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılabilmesi durumunda Türkiye ile müzakerelerin başlayabileceğini duyuruyordu.
Ekim 2005 tarihinde Kıbrıs’ta anayasal konvansiyon yoluyla anlaşma arayan “Halkın Öneri”si (People’s Proposal) resmi olarak Brüksel’de sunuldu.
Ocak 2006’da ise Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs’la ilgili bir “eylem planı” ortaya attı. Plana göre Ada’da yaşayan iki toplum, Birleşmiş Milletler çerçevesinde 2006 yılı ortasından itibaren düzenlenecek üst düzey görüşmelerde bir araya gelerek Kıbrıs Sorunu’na çözüm arayacak. Ayrıca Planda Türkiye’nin Ankara Protokolü’nü uygulaması öngörülürken, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nden de KKTC’ye liman ve havaalanlarını açması talep ediliyor.
Taraflar:
AB Komisyonu sık sık Türkiye’yi “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıması ve limanlarıyla havaalanlarını karşılıklı ticarete açması yönünde uyarmaktadır. Meselenin Kıbrıslı Rumları da ilgilendirdiğini vurgulayan AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, TBMM’nin Ankara Protokolü’nü mutlaka onaylaması gerektiğini bildirerek, eğer tersi bir durum olursa müzakerelerde ilerleme kaydedilmesinin imkansız olduğunu kaydetti.



